Artı Gerçek sitesinde haftada üç gün yazı yayınlıyorum.

Bunlardan ilki (pazartesiler) ekonomi politik üzerine, çarşambaları eğitim üzerine, cumartesileri de futbol üzerine olacak.

İktisat doktoralı bir maliye profesörü, üniversitede 35 sene hocalık yapmış ama sonra da KHK ile atılmış biri olarak ekonomi politik ve eğitim konularında yazı yazmamı herkes normal karşılar, bu alanlarda mukayeseli bir üstünlüğüm dahi olabilir.

Ama, birileri de, ilk bakışta haklı olarak, “futbol yazıları da neyin nesi?” diye sorabilirler.

Futbol yazısı derken de zaten Ahmet neden oynadı da, Mehmet oynamadı, Yusuf neden orta sahada da, Can neden sol açıkta, A takımının ayağa pas ortalaması neden düşük gibi konulara girmem, haddimi bildiğimi düşünürüm.

Literatürde “futbol ekonomisi” diye artık çok zenginleşen bir dal var; KHK sayesinde şimdi daha çok boş vaktim olduğu için bu ilginç konulara da daha fazla zaman ayırabiliyorum ve çok şey öğreniyorum.

Bu futbol yazımı bir örnek giriş yazısı olarak kabul edin lütfen, bu sütunda cumartesileri benzer konuları gündeme taşımak istiyorum.

Çok uzun zamandır aklımı kurcalayan ama çok da net yanıt bulamadığım bir konu var, bugün bu konunun detaylarına girmeden sadece meseleyi hatırlatmakla yetineceğim.

Çok iyi istatistik üreten, bilgi paylaşan futbol siteleri mevcut tüm dünyada, mesela “transfermarkt”. Bu sitelerden takımların, Türkiye de dahil, toplam piyasa değerlerini, sahaya çıkan futbolcuların ortalama bonservis bedellerinin toplamını izleyebiliyorsunuz.

Bu tür istatistiki bilgiler hem ülke içinde, mesela Türkiye, hem de uluslararası düzeyde çok ilginç mukayeselere olanak tanıyor.

Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş gibi takımların, üç büyükler diyoruz ya, futbol takımlarının piyasa değerleri yüz milyon avronun biraz üzerinde.

Ama, aynı Süper Lig’de mücadele eden başka futbol takımlarının piyasa değerleri yirmi milyon avro düzeyinde; başka bir ifade ile bu takımların piyasa değerleri üç büyüklerin yüzde yirmisinin epey altında.

Araba mukayesesini anlamlı buluyorum; iki araba düşünün, birinin fiyatı yüz yirmi bin avro, diğerinin ise yirmi bin avro olsun.

Bu iki arabanın her türlü performanslarını, sürücü ve bakım kalitesi aynı olmak kaydıyla, mukayese etmek kolay olmasa gerek, yüz yirmi bin avroluk arabayı şayet hız limiti olmayan Alman otoyollarında yirmi bin avroluk araba geçebiliyor ise, ortada bir tuhaflık var demektir.

Yazının başlığında kullandığım “tuhaflık” kelimesi de tam bu anlamda.

Maça gidiyorsunuz ya da ekranda izliyorsunuz, yüz otuz milyon avroluk takım ile yirmi milyon avroluk takım sahada birbirlerine çok yakın performanslar sergiliyorlar.

Bu durumun tek bir açıklaması olabilir, bu da, yüz otuz milyon avroluk takımın yönetim zafiyetidir; yönetim kulüp yönetiminden saha yönetimine kadar geniş bir alan ama nedense bizde kimse meselenin bu zafiyet yanını tartışmıyor, “top yuvarlaktır” gibi saçma bir lafla konuyu geçiştiriyoruz.

Avrupa liglerinin de toplam piyasa değerleri var, izlenmesi ilginç sonuçlar veriyor, Türkiye Süper Ligi takımlarının piyasa değerleri açısından Avrupa’da altıncı sırada.

Peki, futbol performansı ya da uluslararası neticelerde neredeyiz?

Farklı kriterler mevcut ama Avrupa’da ilk altıda olmadığımız çok net.

Peki bu fark nereden kaynaklanıyor?

En az konuştuğumuz konu da bu galiba futbolda.

Yorumcular, kim hangi mevkide oynadı ya da oynamalı konusunu, fiyatı bu kadar yüksek futbolcular neden piyasa değerlerinin altında sonuçlara imza atıyorlar konusuna tercih ediyorlar.

Soruyu belki farklı sormak lazım: Bu yüksek fiyatların altında ne yatıyor?

Üstelik bizim ülkemizde futbolcuların kazançlarının adeta tümüyle vergi dışı olduğu konusunu da unutmayalım.

  • Abone ol