Gene Sharp, şu mâhut Renkli Devrimlerin taktiklerini anlattığı kitabı yazıncaya kadar doğrusu ümitliydim. Husûsen Mahatma Gandhi, Muhammed Taha gibi   isimler üzerinde duruyor; bir “dünyâ değişiminin”; sistem karşıtı olan,  lâkin sistemle açık çatışmaya girmeyen inançlı birikimlerin üzerine inşâ olacağını iddia ediyordum. Bunu, elbette  garantili görüyor değildim. Ama en azından denemeye değer ve netice sağlayıcı yegâne yol olarak değerlendiriyordum. Determinist iddialarda bulunmayı daha baştan zora sokan durumlar mevcuttu. Alternatif bir dünyâ elbette mümkündü. Mesele, alternatif dünyânın ne olduğundan çok; onu mümkün kılabilecek  irâdî eylemin mümkün olup olmamasıyla âlâkalıydı.

19. asrın eylemcileri daha iyi bir dünyâ adına insanlığa çağrı yapmayı; yâni nebîlikten rol çalmayı bir manâda  basitleştirmişlerdi. Meselâ Marx mesianik çağrısını kolaylıkla yapabiliyordu. İnsanların; “kaybedecek bir şeyi olmayan” insanların harekete geçirilmesi kolaydı. Bunun için müsâit bir zamanlamayla yapılmış bir tahrik; hattâ onun bir kıvılcımı yeterdi. Ama hesâba katılmayan şuydu: Kaybedecek bir şeyi olmayan insanların harekete geçmesi, harekete dâir kuvvetli bir îmânı ifâde etmekten çok uzaktı. Harekete geçen kütlelerin; aslında kendilerini hareketlendiren unsurlara inanmadıkları, hareketlerin sözüm ona başarılı olduğu yerlerdeki fiyaskolardan anlaşıldı. Sovyet Devrimi katı bir otoriter ve totaliter uygulama olan Stalinizm; Çin Devrimi Kültür Devrimi denilen bir travmayla; Güneydoğu Asya Devrimleri ise Pol Potçulukla sona erdi. Küba’yı bütün bu “kötü” uygulamaların dışında göstermek için çok uğraşıldı. Castro ve Che romantizminin; Havana püroları; Che baskılı t-shirt ler ve birkaç Lâtin ezgili parçanın liste başı olmasını sağlamakla âlâkalı olduğunu nelerden sonra anladık.

Doğrusu bunların arasında Gandhi hareketi daha fazla dikkât çekiyordu. Evet, başarısız olmasına o da başarısızdı, ama uygulaması çok eksik kalmıştı. Gandhi; Castro gibi on seneler boyu iktidarda kalmamış; daha işin başında yok edilmişti. Diğer taraftan, Gandhi “başka bir dünyânın” inşâsını, mevcut dünyâ ile çatışarak ne ertelemiş ne de gölgelemiş; “derhâl”; yâni mevcût hâlin  içinde başlatmıştı. Üstelik O’nunkisi bir imânî hareketti.

Doğrusu; bu tarz hareketlerin -bir benzeri de Mahmud Muhammed Taha’nınkidir- bir umut verdiğini düşünüyordum; ta ki Gene Sharp ve Renkli Devrimlere kadar. Gandhi’nin; belki de kapitalizmi gerçekten ürküten  mirâsının ustalıklı bir şekilde çalınıp; kapitalist amaçlara uyumlulaştırılması sağlanmıştı. Tebrikler sosyal teorinin Arsin Lupin’i olan Sharp(!)… Sermâye tarafından desteklenen Gezi eylemlerinde bizim Anti-kapitalist Müslümanları görünce durumun çâresizliğini daha da net kavradım.

Artık şu berrâk anlaşılıyor ki modern kapitalist “medeniyet” aslında sistem karşıtı hareketlerden hiç korkmadı. Onun için de farklı sâiklerle de olsa hem Sovyet Devrimi’ne, hem de Çin Devrimine göz yumdu. Hattâ onları teşvik etti. Bizde de hayli iş yapmış ve Parvus Efendi nâmıyla mâruf zâtın daha sonra İsviçre’de bitip; cümle gizli servisleri atlatarak(!) Lenin’i Rusya’ya kaçırmasını unutmadık.. Çin’de ise ya Çan Kay Şek, veyâ Mao kazanacaktı. Ne fark ederdi ki? Her ikisi de kendi meşrebinde birer “uyduruk” sistem-karşıtı hareketlerdi. Nasıl olsa yeri geldiğinde hizâya getirilirlerdi. Bugün birisi çıkıp, aralarında kan davası olan Taywan ile Çin Halk Cumhûriyeti arasındaki farkı anlatsa ya…

Kapitalist modern medeniyet sistem karşıtı hareketlerden uzun bir süre  boyunca çekinmedi. Her sistem karşıtı hareketi kendisi için sisteme şu veyâ bu şekilde kattı ve bir kârlılık alanına dönüştürdü. Biz Soğuk Savaş dünyâsını “İki Kutuplu Dünyâ” zannettik. Hâlbuki kutuplardan birisinin ne kadar sanal olduğunu ve “kağıttan bir kaplan gibi” -Deyim Mao’nundur- çöktüğünü nelerden sonra gördük.

Sistem zaman içinde sistem karşıtı hareketlerin mühendisliğini geliştirdi. Bu aynı zamanda artificial intelligence dönemidir. Gerçek Zeka’nın yerini Sun’i Zekânın zorladığı bir dönemde; gerçek sistem-karşıtı hareketlerin yerini de sunî sistem karşıtı hareketler alıyor. Sistemi rahatsız eden husus yeni gelişmelerle âlâkalı. Geçenlerde Sun’i zekâlı iki varlığın kendi aralarında bir dil geliştirdiği haberi geldi. Bu, sun’i zekâların denetim dışı kaldığına veyâ kalabileceğine işâret ediyor.

Tıpkı bunun gibi Sovyet tehlikesinin yerini alan, Kuzey Kore, IŞID, El Kaide gibi sun’i sistem karşıtı hareketlerden neler gelişeceği ve bu aparatların nerelerde kontrol dışı kalacağı önümüzdeki dönemin gidişâtını belirleyecek en mühim dinamiklerden birisi olacak gözüküyor.

…Ne dersiniz: Dr. Frankestein hikâyesi gerçek mi oluyor?

  • Abone ol