Seçimler yaklaşıyor ya yine ayaklanıyor AKP iktidarının “fetih ruhu”.

Suriye’deki Kürtlerin üzerine sefer eyleyecek ki şaşkın muhalefeti de arkasında hizaya soksun; savaş naralarıyla milliyetçiliği tırmandırsın.

Esenler’de konuşuyordu önceki gün AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan.

“Zeytin Dalı” diyecek ama belli ki kafası biraz dalgın, yanlışlıkla “Zeytinlik” diyor.

Toplanan kalabalığın ne umurunda. Onlar kendi yarattıkları illüzyonun hipnozuna kapılıp kendilerinden geçmişler, farkında bile değiller. Sadece slogan atıp alkışlıyorlar.

“Reyiz” esip gürlüyor kürsüden.

“Zeytinlik, Afrin operasyonunu yaptık mı? Yaptık. Sincar’ı yaptık mı? Yaptık. Her zaman teröristlerin beynindeyiz. Onların açtıkları çukurlara onları gömüyoruz, gömmeye devam edeceğiz.”

Nedense birkaç gündür gönül rahatlığıyla “Menbiç”, “Fırat’ın doğusu” diyemiyor. Belli ki oralarda işler umduğu gibi gitmiyor.

Zeytin Dalı ve Afrin malum. Bir de “Sincar” diyor Erdoğan. Birkaç gün önce Mahmur Kampı’yla birlikte TSK’nın savaş uçaklarının bombaladığı Şengal’i söylüyor.

Ancak “Mahmur” diyemiyor. Çünkü gönderdiği savaş uçakları birkaç gün önce Birleşmiş Milletler’e bağlı, sivil yurttaşların yaşadığı kampı bombaladı. 73 yaşındaki bir kadınla kızı ve torunu ile birlikte dört kadını öldürdüler.

Birkaç yıl önce IŞİD saldırıp kısa bir süreliğine ele geçirmişti Mahmur Kampı’nı. Sonra kampı IŞİD’den temizlediler. O günden bu yana AKP iktidarının ikinci saldırısı oluyor Mahmur’a.

Aslında Mahmur Kampı, 1990’lı yılların Türkiye'sinin 'utanç anıtı'dır.

O yıllarda Van’ın, Hakkâri’nin, Şırnak’ın koruculuğu kabul etmeyen köylerini göç ettiriyor, yakıp yıkıyordu devlet.

Köylere yapılan bu saldırılar sonucu büyük bir göç yaşandı Türkiye’nin batısına doğru. Ancak bu göç kafilelerine katılmayan bazı köylüler de Güney Kürdistan’a geçmişlerdi. Sekiz ayrı kamp yerine sürüldüler. Son durakları Mahmur’du üç bini çocuk 12 bin insanın.

En son 2015 Mayıs’ında gittiğimiz Mahmur Kampı’nın sakinleri hâlâ IŞİD işgalinin heyecanını, gördükleri ihanetin kızgınlığını yaşıyorlardı o günleri anlatırken.

En son Musul’u düşürmüştü IŞİD çeteleri.

Mahmur’dakiler emindi, sıranın kendilerine geldiğinden.

Aralarında hepi topu 24 kilometre kalmış IŞİD vahşetiyle.

Toplanmışlar Erbil’de; KDP’ye, Peşmerge Bakanlığı’na başvurmuşlardı:

“Bize silah verin, kendimizi koruyalım.”

Bu son çareleriydi. Her şeyi göze almışlardı. 23 yıldır çeşitli kamplarda yaşamışlardı. Son kampları Mahmur, Birleşmiş Milletler gözetimindeydi. O yüzden kampta silah bulundurmak BM nezdinde statü kaybetmelerine yol açacaktı. Ama silah istemekten başka çareleri de kalmamıştı.

KDP’den aldıkları yanıt hiç inandırıcı olmamıştı:

“Size silah vermemize gerek yok. Peşmerge sizi koruyacaktır.”

IŞİD çeteleri adım adım ilerlemişti Mahmur’a doğru.

Mahmur Kampı, KDP bölgesindeki Mahmur Kasabası’nın hemen yanındaydı.

Nüfusu 20 bin olan bu yerleşimin üçte biri Arap, gerisi Kürt’tü.

Kasabada ağır silahlarıyla birlikte altı bin peşmerge vardı.

IŞİD yaklaştıkça yaklaşmıştı Mahmur’a.

Cihatçı çetelerin Mahmur’u düşürmesine beş gün kala, ilk önce kampın girişinde bekleyen peşmergeler kaçmıştı.

Bunu gören Mahmur Kasabası’nın 20 bin yaşayanı da yaklaşık 100 kilometre ötedeki Erbil’e sığınmaya başlamıştı.

Kaçak silah almaya karar verdiler. “Parası olan alsın” demişlerdi ama IŞİD yaklaştıkça silah fiyatları da artmıştı. Kimsenin parası yetmemişti silah almaya.

IŞİD, Mahmur’a iyice yaklaşınca kasabayı koruyan altı bin peşmerge birkaç havan topu atıp Erbil’e doğru kaçıyor.

Son bir umutla Kandil’deki HPG’lilere haber yolluyorlar, “bizi koruyun” diye.

Önce 10 HPG’li geliyor gizlice, kampta bir keşif yapıp gidiyorlar.

Kamptaki sivil halk da taşınabilir, ufak tefek eşyalarını topluyorlar, her an gitmek üzere.

Kamp yönetimi de gereken organizasyonu yapıyor, Erbil’de bulunan DBP temsilcileri ve bazı iş insanları da destek veriyor.

Sonunda IŞİD vahşileri kampa dayanınca 2,5 saat içerisinde 12 bin insanı; kadın, çocuk, yaşlı, Erbil ve çevresindeki parklara, okullara, camilere, güvenli kasabalara taşıyorlar.

Silahları yok ama, yine de savaşabilecek durumda olanlar geri dönüyorlar Mahmur’a.

Kampı geri almak zorundaydılar, çünkü gidebilecek başka yerleri yoktu. Son duraklarıydı Mahmur.

Tuğla tuğla, briket briket ördükleri, okullar açtıkları; kadın, kültür, sanat kurumları, şehitler müzesi, tüm donanımları olan bir belediye, hatta televizyon stüdyosu bile kurdukları yaşam alanlarına dalmıştı IŞİD vahşileri.

Görünebildiği kadarıyla 250 cihatçı girmiş Mahmur Kampı’na.

Kampı ele geçirenler başlamış kapıları kırmaya, evlerde değerli eşya aramaya, televizyon, teyp, CD çalar, fotoğraf makinesi, cep telefonu gibi eşyaları yağmalamaya. Mahmur Kampı’nın belediye binasında girilmedik oda, kırılmadık dolap kapağı bırakmıyorlar. Sloganlar yazıyorlar belediye binasının içine, “IŞİD kazanacak” gibisinden.

Bu arada Kandil’den beş doçka ile 200 HPG’li iniyor Mahmur’a. Talabani’nin YNK’sına bağlı anti terör taburu da zırhlı araçlarıyla yardıma geliyor.

IŞİD’in eline geçmesinden yaklaşık iki gün sonra “temizlik harekâtı” başlıyor. Birkaç saat içinde Mahmur Kampı’ndaki bütün IŞİD’çiler süpürülüyor.

5 Ağustos 2014’te gerçekleşen IŞİD işgali nedeniyle Erbil ve çevresine göçen kamp halkı tekrar geri geliyor.

İşte bu saldırıdan yaklaşık dokuz ay sonra gittiğimiz Mahmur Kampı’nda yaralar sarılmış, kampta hayat yeniden başlamıştı ama aynı şeyi Mahmur Kasabası için söylemek mümkün değildi. Çünkü o tarihte kasabadan göçenlerin çoğu geri gelmemişti.

KDP’li peşmergeler, daha önce kamp girişinde olan kontrol noktalarını, kasabanın girişine taşımışlardı. Kampa giriş çıkışlarda da daha sıkı denetim uygulanıyordu. Dışarıdan girenlerin kimliklerini alıp çıkarken geri veriyorlardı.

Kamp girişinde de Mahmurlular kendi güvenlik noktalarını IŞİD’in yapacağı bir intihar saldırısına karşı beton bariyerlerle tahkim etmişlerdi.

IŞİD kamptan süpürülmüştü ama tehlike geçmiş değildi o tarihlerde. Çünkü IŞİD hâlâ kampın 20 kilometre ötesinde bekliyordu.

Bu yüzden kamp halkı da kendilerini korumayan peşmergelere güvenmediği için Kandil’den gelenlerin geri dönmesini istememişlerdi. Ancak KDP sorun çıkartmıştı. Bunun için çok kızgındı Mahmur halkı:

“DAİŞ (IŞİD) püskürtüldükten sonra biz PKK (HPG)’lilerin kalmasını istedik kendi güvenliğimiz için. Çünkü hâlâ tehlike bitmedi. Ancak KDP’liler bize gelerek, ‘DAİŞ kırıldı. ABD, Fransa destek veriyor. Gerillanın işi bitti. Geri dönsünler artık’ dedi. Biz de ‘PKK’yi bilmeyiz, ama gerilla buradan giderse biz de Hewler (Erbil)’e gideriz’ karşılığını verdik. Çünkü bizim Hewler’e göçmemizden tedirgin oluyorlar. Biz Hewler’e gidince geçen sefer, Hewler halkı da ‘tehlike çok yakında galiba’ diyerek kenti boşaltmıştı. Ama giden Hewler zenginleri hâlâ geri dönmemişler galiba. Bunun üzerine artık karışmadılar. Ancak silahlı kişilerin kampta olması BM kurallarına aykırı. Gerillalar da Mahmur’un arkasındaki tepelere konuşlandı. Bizi hâlâ koruyorlar.”

İşte 2015 Mayıs’ında Mahmur Kampı’ndaki durum buydu…

IŞİD’in işgalinden ve püskürtülmesinden sonra Aralık 2017’de bu kez TSK’nın savaş uçakları saldırmıştı Mahmur’a. Kampın arkasındaki tepelerde IŞİD’e karşı güvenlik önlemi alan “özsavunma birlikleri”nden beşi öldürülmüştü bu saldırıda.

Geçtiğimiz hafta sonuna doğru AKP iktidarı bir saldırı emri daha verdi.

İşte Erdoğan’ın önceki gün Esenler’de yaptığı konuşmada adını anmadığı, ama verdiği emirle yapılan bombardıman sonucu dört sivil kadının yaşamını yitirdiği Mahmur, BM denetiminde bir kamp ve burada silah bulundurmak yasak.

Irak Parlamento Başkan Yardımcısı Beşir Hedad da görüştüğü TBMM Başkanı Binali Yıldırım’a Türkiye’nin, Irak’ın kuzeyine düzenlediği bombardımanı durdurması gerektiğini söylüyor;

“Türkiye güttüğü politikasını gözden geçirerek bombardımanları durdurmalı çünkü kurbanların büyük bir bölümünü siviller oluşturuyor.”

Belli ki Erdoğan iktidarı, 1990’lı yılların Türkiye'sinin “utanç anıtı” olan Mahmur Kampı’nın varlığından rahatsız.

Çünkü “Yeni Türkiye” yalanı iflas etti, “Eski Türkiye”nin “utanç anıtları”nı Erdoğan da dikmeye devam ediyor.

  • Abone ol