Sanıyorum şu günlerde biraz “soğukkanlı” olmakta fayda var. Çünkü içinde bulunduğumuz yüzyılın ekonomisi ve buna bağlı yeni siyaseti tam şimdilerde şekilleniyor. Bundan dolayı hiçbir şey, size anlatıldığı gibi ve sizin, ilk bakışta, gördüğünüz gibi değil. Bu herkes için geçerli. Şimdi burada yalnız bu cuma günü önümüze gelen iki gelişmeyi ele alalım ve nasıl bir dünyaya adım atmakta olduğumuza hep birlikte bakalım. 

Cuma günü dolar yeniden, TL karşısında, 2,6 seviyelerini aştı. Küresel dolar talebinin (bunu gösteren dolar endeksinin) hızla tırmandığını gördük. Çin Merkez Bankası'nın yuan işlem bandını genişletebileceği ve buna bağlı olarak yuandaki aşınmanın da, gelişmekte olan ülke para birimlerini arkasından sürüklemesi bu gelişmenin temel nedeni idi. Ancak bir piyasa haberi olan bu atak, bize yeni dönemi anlatan çok önemli bir işaret idi. 

Çin ne yapıyor? 

Çin, 2012 yılından beri, yeni bir büyüme stratejine yavaş ama emin adımlarla geçiyor. Bu yeni dönemin iki temel özelliği olacak; 1) Çin yoğun sermaye ihracına başlayacak 2) İç tüketime, dolayısıyla refaha ve refahı yukarı çekecek alt yapı yatırımlarına önem verecek. Bu dönemin başlangıcında büyümesi düşecek, parası daha değersiz olacak ve içerideki enflasyon oranı görece yükselecek. Tabii bu uzun dönemli strateji, kısa dönemde de, düşen yuanın desteklemesiyle, küresel talep düşüşü kaynaklı ihracat kaybını önleyecek. Burada bir parantez açarak belirtelim; tam şu sıralar, Japon’ya da Abe yönetimi de, benzer bir ekonomi politikasına geçiyor. Abe’nin işbaşına geldiği 2012 sonundan bugüne yen’de yüzde 55 değer kaybetti. Dikkat ederseniz Çin’in çift haneli büyüme zamanlarında yuan ve yen birlikte değerli para birimleriydi. Ama Japonya’nın, Abe ile birlikte, geleneksel-Batı’nın dayattığı- politikalardan çıkması ve yenin hızla değer yitirmesi, Çin’in yalnız ucuz emeğe dayalı rekabet gücünü aşındırmaya başladı. Ve tam burada Çin ihracatını vuran/vuracak bir diğer gelişmede euronun hızla değer yitirmesi ve doğduğu yere gelmesi oldu. 

'Merkez Komite' uyumaz! 

Şimdi bütün bu gelişmeleri bizim de görmemiz lazım. Euro ve yenin değersizleşmesini Çin “Komünist” Partisi Merkez Komitesi’nin seyretmeyeceğini ve yuanı aşağıya çekecek hamleyi yapacağını mesela  G. Kore ve Tayland bir hafta önce gördü ve  buralarda merkez bankaları hemen faiz indirimine gitti. Şimdi buralarda yerel para birimlerinin dolar karşısında değer kaybetmesi zaten istenilen bir şey ve tam burada bir “savaş” var. Kimse benim param değerli olsun diye uğraşmyor. Biz ise, hâlâ yetmişli yıllardan kalma ezberlerle bütün bunları lunapark dönme dolabına bakar gibi seyrediyoruz. 
Çin ipleri eline almaya başlarsa dolar ABD’nin elinden çıkar. Çin “Komünist” Partisi Merkez Komitesi, dolarla kedi fareyle oynar gibi oynar; bundan kimsenin şüphesi olmasın. Çin elindeki dolar rezervlerini, krizin başında söylediği gibi, tam şimdilerde elden çıkarmıyorsa bunun iki temel nedeni var; birincisi yeni büyüme stratejisine geçerken doları aşağıya çekip, elindeki dolar bazlı varlıkları değersizleştirmek istemiyor ve ikincisi sisteme tam hakim olmadan yuanı iddialı ve gereksiz değerli para yapıp, fiyat rekabeti avantajını yitirmek istemiyor. 

ABD’nin yeni açmazı  

Şunu unutmayalım, bu seviyelerdeki dolarla Fed, kısa zamanda, faiz artıramaz. Bütün bu hikayeyi, herkes gelişmekte olan ülkeler sıkışıyor diye anlatıyor ama gerçekte sıkışan ABD’nin ta kendisi. Artık doları ve ABD kağıtlarını, ABD istediği zaman değil, Asya istediği zaman alacak bir Asya gerçeği var karşımızda. 
Son APEC toplantısında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in önümüzdeki 10 yılda 1,25 trilyon dolarlık dış yatırım yapacaklarını söylemesi bütün bunların kısa özetidir. Bunun anlamı, önümüzdeki 10 yılda Çin kaynaklı sermaye ihracının en az üç katına çıkması ve küresel finansın kalbinin yer değiştirmesidir.
Bu gerçeğe Yeni İpek Yolu’nun, önümüzdeki on yılda enerji, hızlı tren ağlarıyla Türkiye ve Akdeniz üzerinden Avrupa’nın Rotterdam Limanı gibi kuzey limanlarına geleceğini de ekleyin. Bu, aynı zamanda, müthiş bir beşeri sermaye mobilizasyonudur. Yalnız 500 milyon Çinli yollara düşecektir. Batı ve Doğu arasında çok yoğun bir nitelikli emek mobilizasyonu dönemi başlayacaktır.

Grafiğimizde 2001’den beri Çin büyümesini ve bunun dünyaya katkısını görüyorsunuz. Çin büyümesi düşerken Çin’in dünya GSYİH’sına katkısı artıyor. Bu Çin’in sermaye ihraç ettiği anlamına da gelir. Buradaki makas ve kopuş dikkat ederseniz, yukarıda söylediğimiz gibi, 2012 yılıdır. Yani burada Çin-ABD arasındaki “dehşet dengesi” çözülmeye başlıyor. Çin, ucuz emeğe dayalı büyüme ve fazla vererek ABD’yi (Batı’yı) finanse etmeyi bırakıyor ve sermaye ihraç etmeye başlıyor.
Bunun tarihsel anlamı şudur, Asya Kalkınması küreselleşiyor ve 21. yüzyılı belirleyecek yeni dinamik artık somut olarak önümüze geliyor. Petrolden, bakıra kadar bütün tamel emtia fiyatlarının hızla düşmesi de buna bağlıdır ve bu eğilim geçici değildir, süreklidir. 
Bu gerçek Avrupa’dan başlayarak, bütün dengeleri ve ekonomileri hallaç pamuğu gibi atacak, alt üst edecek. Bu temel dinamik, tam şimdi, bütün dengeleri değiştiriyor, bütün teorileri geçersiz kılarak, kurumları ve onları yöneten zihniyeti hızla eskitiyor ve işe yaramaz hale getiriyor. 

TANAP ve bölgesel entegrasyon 

Bunu anlamak için enerjiden başlayan bölgesel entegrasyon dinamiklerine bakmamız bile yeterli olacaktır. Bakın bu hafta TANAP’ın ortaklar arasındaki nihai imzaları da atıldı. TANAP, ekonomik ve siyasi entegrasonu hızlandıcak yüzyılın en önemli enerji projelerinden biridir. 
Şimdi  Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) parasal genişlemesi Türkiye-AB ilişkilerini ekonomik olarak yeniden biçimlendirecektir. Öte yandan Irak, (Musul-Kerkük ve Basra), Hazar-Kafkasya hatta İran enerji kaynakları Türkiye üzerinden Batı’ya ulaşacaktır.
Bu, 21. yüzyılın en büyük ticari ve ekonomik entegrasyonlarından biridir.
Bu entegrasyon, aynı zamanda, yeni bir AB olduğu gibi, Rusya’nın Avrasya Birliği’ne karşı tek alternatiftir. Türkiye, 1853’te ve 1853’ten sonra yaptığı hataları tekrar etmeyecek. Ama zaten tekrar ederse de, bu yalnız Türkiye’nin geriye gitmesi, kaybetmesi anlamına gelmez, AB başta olmak üzere, Birleşik Krallık ve ABD’de kaybeder.
Şimdi bütün bunları görmeden, kendini Demirelgillerin Türkiyesi’nde sanıp, dolar yükseliyor, batıyor muyuz, şaşkınlığıyla ortada dolanmak ve Pinochet’in akıl hocası Milton Friedman’ın cilalayıp yeniden piyasaya sürdüğü neredeyse 250 yaşında miktar teorisinden türetilmiş slaytları geçerli iktisat teorisi sanmak gerçekten çok acı. Ama Türkiye bu ideolojik kuşatmayı da aşacak birikime sahip; buna inanıyorum.  

  • Abone ol