Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi


2.7.2018 - Bu Yazı 926 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Mevcut siyasi aktörler, partiler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın rakibi değil.

Bu seçim sonucu bunu bize bir kez daha gösterdi.

Peki niçin olamıyorlar? Niçin olamazlar?

Bunun iki nedeni var.

Birincisi: Partilerin yapısı. Yani her birinin toplumun bir kesimini temsil ediyor olması.

Kimi Kürtlerin, kimi milliyetçilerin kimisi Atatürkçü/Alevilerin kimi de muhafazakar dindarların siyasi temsilcisi konumunda.

Türkiye’yi bütün gören, ona göre kadro kuran ona göre politika belirleyen bir siyasi parti yok ne yazık ki.

Söylemde hepsi demokrat, hepsi özgürlükçü, hepsi hukuktan, eşitlikten yana gibi gözükse de kadrolarını ve politikalarını temsil ettikleri toplum kesimi ve onların hassasiyeti belirliyor.

Böyle olunca de en geniş kesimi temsil eden parti/lider her seçimde bütün olumsuzluklara rağmen zaferle çıkıyor.

Partiler bu yapıda kaldığı sürece parti liderinin değişmesinin bir yararı olmuyor.

Bunu yıllardır görüyoruz.

Çünkü o kabın içine giren lider kabın seklini alıyor.

İnsanlar değişiyor, hassasiyetler, değerler, öncelikler değişiyor ama mevcut siyasi partiler bu değişimden hiç etkilenmiyor.

Ortaçağ’dan kalma siyaset anlayışıyla 21. yüz yıl insanına hitap etmeye çalışıyorlar.

Böyle olunca da toplum, bütün olumsuzluklara rağmen mecburen eskiler arasında kendine en yakın gördüğü en güçlü olanı tercih ediyor.

Yeni seçmen eski siyaset

Daha önce de yazdım, Türkiye’de artık iki türlü seçmen var.

Bir tarafta kimliği, inancı, mezhebi, ideolojiyi, yaşam tarzını öncelikli gören, siyasi tercihini bu değerler üzerinden belirleyen seçmenler var. Bunlar her partiye dağılmış durumda.

Diğer tarafta gerçek anlamda demokrasiyi, hukuku, özgürlüğü, eşitliği, saygınlığı, dürüstlüğü önemseyen bu değerleri gerçek anlamıyla benimsemiş zihninde ‘biz ve onlar’ ayrımı olmayan bir siyasi anlayışa sahip olanlar var. Bunlar da kendine en yakın gördüğü partiye/adaya oyunu kerhen veriyor.

Mevcut partilerin hepsi birinci gruptaki seçmenlere hitap ediyor.

İkinci grupta olan, ülkenin iyi eğitimli, üreten, düşünen farklı kesimlerdeki insanları bir araya toplayacak bir siyasi anlayış, bir aktör çıkmadığı sürece eskiler içinde en güçlü olan mevcut iktidar kazanmaya devam edecek.

Peki Muharrem İnce ikinci grubun ihtiyacını karşılayamaz mı?

Ne yazık ki hayır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasında kullandığı kuşatıcı, birleştirici, demokrasi, eşitlik, özgürlük temalı konuşmaları dikkat çekmiş olsa da Muharrem İnce iki nedenle bu ihtiyacı karşılayacak bir siyasi profil değil.

Birinci nedeni parti kimliği.

Bir makama talipken seçim kampanyasında yapılan demokrasi, özgürlük, eşitlik temalı konuşmalar topluma inandırıcı gelmiyor.

Etkili de olmuyor. Olmadığını da gördük.

Yani hem parti hem de kişisel bagajı buna engel.

İkinci nedeni ise kişisel üslubu, tarzı, yaklaşımı.

Bu seçimde muhalefetin en büyük yanlışı ‘Erdoğan’ı ancak onun gibi biri yener’ yaklaşımıydı.

‘Onun gibi kavga eden, onun gibi bağıran, laf sokan, meydan okuyan, haddini bildiren bir lider olursa Erdoğan’la baş edebilir’düşüncesi, kanaatim odur ki bu seçimin en talihsiz stratejisiydi.

İnce bu tarzıyla Erdoğan’ın tuzağına düşüp seçimin horoz dövüşüne dönüşmesine neden oldu.

Sosyal medyanın zehirleyici gazıyla ‘Ağzının payını nasıl verdim ama’, ‘Nasıl da haddini bildirdim ama’, ‘Kavgaysa kavga’yaklaşımı insanların psikolojik olarak en yakın gördüğü adayın etrafında toplanmasına neden oldu.

Bu kavgacı tarz, Erdoğan’ın bu tarzından rahatsız olan yukarıda bahsettiğim ikinci gruba ait AK Partili seçmen kitlesini de yeniden Erdoğan’ın yanına itti.

Halbuki Erdoğan’ın rakibi olan adayın üslup, yaklaşım, tarz olarak Erdoğan’a da ders verecek bir bilgelikte, olgunlukta, saygınlıkta olması gerekiyordu.

Saygınlık, olgunluk, içtenlik, efendilik, ağırbaşlılık ama beraberinde kararlılık, cesaret, dirayet barındıran bir yaklaşım Erdoğan’ı da toplum nezdinde açığa çıkarabilirdi.

Yukarıda bahsettiğim, evrensel değerleri, saygınlığı, efendiliği, dürüstlüğü önemseyen ikinci gruptaki seçmen bu değerleri siyasetçinin sadece söylemlerinde değil kişiliğinde de görmek istiyor.

Daha iyi anlaşılması için bir anekdot aktarayım.

Seçimden birkaç gün önce bir taksiye bindim.

Taksici beni görür görmez “Yıllardır AK Parti’ye oy veriyorum, seni okudum, dinledim AK Parti’den koptum, şimdi söyle bakalım bana ben kime oy vereceğim?” deyince “Muharrem İnce’ye verebilirsin” dedim.

“Abi ben Erdoğan’dan kopup çakma Erdoğan’a oy vermem”deyip kestirip attı.

‘Çakma Erdoğan’ algısını yaratan, ne yazık ki sosyal medyanın gazıyla kavgacı, had bildiren, meydan okuyan üslubu, yaklaşımı toplumda geçerli değer sanan, İnce’nin kendisi oldu.

Peki İnce’nin mitinglerindeki kalabalığa, heyecan dalgasına, değişim özlemine ne diyeceğiz?

Hepimiz biliyoruz ki bu kalabalıkların, bu heyecan dalgasının toparlayıcısı İnce değildi.

Toplumdaki değişim talebiydi.

Ülkenin gidişatına karşı toplumda oluşan ‘Yeter’ duygusuydu.

İktidarın ülkeyi götürmeye çalıştığı istikamete duyulan isyandı.

Bu insanları bir araya getiren İnce’nin kendisi değil belki ama değişimi temsil eden konumu ve konuşmalarıydı.

İnce, değişim talep eden fakat kişisel/partisel bagajından dolayı farklı partilerdeki seçmenleri çekemediği için muhalefetin bir kısmını toplamakla yetindi.

Peki bu durumda Erdoğan’ın rakibi kim olacak?

Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi toplumdaki değişim talebidir.

Yani o mitinglere katılan, hatta katılmadığı halde o değişimi arzulayan toplum kesimleridir.

Onların taşıdığı özlemdir, heyecandır, yaşanabilir Türkiye hayalidir.

Kimsenin kimliğine, inancına, mezhebine, ideolojisine, yaşam tarzına bakmayan, özgür, eşit, refah seviyesi yüksek; bilme, sanata, eğitime, hukuka önem veren bir Türkiye hayali taşıyanlardır.

Erdoğan sandıkta herkesi yenebilir ama toplumda her geçen gün biraz daha artan, büyüyen bu değişim talebini yenemez.

Esas olan bu heyecanı, bu arzuyu korumak ve sürdürmektir.

Olana razı olmadan daha iyi, daha yaşanabilir, daha özgür, daha huzurlu bir Türkiye hayalini canlı tutmak, yaşatmak ve gerçekleştirmek için herkesin elinden geleni yapmasıdır.

Zaman Erdoğan’ın olsa da vakit değişimden yanadır.

Sonunda kazanacak olan da bu değişim talebidir, arzusudur.

Dünya dönerken, insanlar değişirken, evrensel değerlerden uzak siyaset anlayışı varlığını sürdüremez.

Sürdüremeyeceğini hep birlikte göreceğiz.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
26.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
19.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
10.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
19.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
13.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
6.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
28.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
16.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
4.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
26.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
22.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
4.1.2019
Eyy muhalefet…
28.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive