Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Babacan niçin Erdoğan’ı doğrudan hedef almıyor? Almalı mı?


12.12.2019 - Bu Yazı 370 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ali Babacan’ın ve Ahmet Davutoğlu’nun parti kurma hazırlıkları sürüyor. 

Her iki siyasetçinin de ay sonuna kadar partilerini kuracağı ve siyaset arenasına çıkacağı söyleniyor.

Ahmet Davutoğlu daha çok muhafazakar mahalleye yönelik “Erdoğan yanlış yaptı, haktan hukuktan, adaletten uzaklaştı, esas sorunun kaynağı Erdoğan” diyerek doğrudan Erdoğan’ı hedef alan bir siyaset anlayışını benimserken Babacan daha farklı bir yol izliyor.

Son katıldığı TV programında yaptığı açıklamalar gösteriyor ki Babacan bilinenin dışında bir siyaset anlayışı geliştirme çabası içinde. 

Sorun olarak Erdoğan’ı değil ülkedeki siyaset anlayışını gösteriyor.

Bir sistem krizinden bahsediyor.

Özellikle tek adama dayalı siyaset anlayışının neden olduğu tıkanıklıklara vurgu yapıyor.

Sorunlara dikkat çekip çözüm önerileri üzerinde yoğunlaşacağının ve bu minvalde siyaset yapacağının ipuçlarını veriyor.

Babacan’ın Erdoğan’ı doğrudan hedef almaması, onunla açıktan bir kavgaya girmemesi, dahası Erdoğan’ın şahsına yönelik sert eleştirilerde bulunmaması…

Bütün bunlar kimi çevrelerde çekingenlik, temkinli siyaset hatta cesaret eksikliği olarak yorumlanıyor.

Hepimiz zaman zaman siyasetçilerden her alanda tek yetkili olan, ülkedeki gidişattan tek sorumlu olan Erdoğan’a karşı güçlü, net, sert cümleler kurmasını bekliyoruz.

Erdoğan’ı hedef alan, ona laf sokan, haddini bildiren, onunla kavga eden, lafla onu yenecek bir muhalefet anlayışının en doğru siyaset olduğunu düşünüyoruz. 

Çünkü bunun bir sonuç getireceğini sanıyoruz. 

Dahası bu tarz bir siyaseti cesaretin bir kanıtı olarak görüyoruz.

Babacan böyle yapmadığı, kendince farklı bir siyaset anlayışı geliştirmeye çalıştığı için de genel olarak yetersiz, eksik ya da yanlış bir yöntem uyguladığı kanaatine varıyoruz.

Belki de biz yanılıyoruz.

Belki de Babacan’ınki daha doğru bir yaklaşım. 

Çünkü yıllardır bütün muhalefet partileri Erdoğan ile kişisel mücadele yöntemini benimsedi.

Neredeyse bu minvalde söylenmemiş laf, edilmemiş cümle kalmadı.

Erdoğan’a yönelik eleştirilerin, ithamların, aleyhine bazı belgeleri ortalığa saçmanın hiçbir sonuç getirmediği tam tersine toplumdaki kutuplaşmayı daha da artırdığı ve bundan da Erdoğan’ın karlı çıktığı bilinen bir durum.

Denenmiş fakat sonuç getirmemiş bir yöntemi yeni bir parti kurma hazırlığındaki siyasetçiden beklemek eski alışkanlıklarımıza teslim olmak anlamına geliyor.

Ali Babacan’ın Erdoğan’la doğrudan kavgayı birinci öncelik yapmamasını anlamlı hatta mecbur kılan bana göre iki neden var.

Birincisi: Gerçekten de esas sorun Erdoğan’ın şahsı meselesi değil.

Ülkede gerçek sorun tek adam rejiminin kurulmuş olması ve neticesinde de bütün kurumların işlevini yitirmiş olması.

Siyaset zemininin yok edilmiş olması. 

Toplumdaki kutuplaşma.

Liyakatin bütünü ile devre dışı bırakılmış olması. 

Toplumda, sorunların çözümüne yönelik bir birlikteliğin, anlayışın, ortak duygunun tesis edilememiş olması. 

Diğer taraftan bütün araştırmalar bize gösteriyor ki toplum kavgacı siyasetten bıktı.

Horoz dövüşü tarzı bir anlayışla birbirine laf sokan, birbirine üstün gelmeye çalışan, birbirinin açığını ortaya çıkarmayı marifet sayan böyle yaparken de ülkedeki esas sorunların tartışılmasının dahası vahim tablonun net olarak görülmesinin önüne geçen bu siyaset anlayışı artık ikrah ettirdi.

İnsanlar yoksullukla ve işsizlikle boğuşurken, bağımsız yargı bütünüyle rafa kaldırılmış, haksızlıklar, hukuksuzluklar ayyuka çıkmışken siyaseti kişiler üzerinden sürdürmek bu sorunların konuşulmasının da önüne geçiyor.

Toplumda güven duygusu oluşturmak, farklı kesimlere ulaşıp endişeye ortak etmek dahası sorunlara çözüm üretmek de imkansız hale geliyor.

Türkiye’nin yeni bir siyaset anlayışına, çözüm odaklı yeni bir yaklaşıma, kavgadan uzak yüzünü bütünüyle topluma dönmüş, toplumla konuşmayı, anlaşmayı, sorunların çözümüne ortak etmeyi amaçlayan bir siyaset anlayışına ihtiyacı var. 

Yani Erdoğan ile didişmeyi, kavga etmeyi, ona laf sokmayı araç edinmiş bir muhalefet anlayışıyla bir yere varamıyoruz. 

Türkiye bunu defalarca tecrübe etti. 

Bu nedenle yıllardır denenen fakat hiçbir sonuç getirmeyen bir yöntemin aynısını parti kurma hazırlığındaki başka bir siyasetçiden de beklemek bana göre pek sağlıklı bir yaklaşım değil.

Kanaatime göre zor olan Erdoğan ile kavga etmek değil, sorunlara çözüm üretip toplumun dikkatini çekebilmek. 

Cesaret Erdoğan’a laf sokmak, en ağdalı cümlelerle ona haddini bildirmek değil, tam tersine onun gündemine teslim olmadan gerçek gündemi konu edecek siyaset üretebilmek. 

Kayıkçı kavgalarına teslim olmadan sahici, net çözümler üretmek bunu da topluma ulaştıracak bir politikayı geliştirebilmek.  

Dahası herkesin özellikle de medyanın horoz dövüşü türü siyasete prim verdiği bir dönemde farklı bir yol tutturabilmek. 

Babacan’ın Erdoğan’ı direkt hedef alan bir siyaset anlayışından uzak durmasını mecburi kılan birinci neden bu.

Bir diğer nedeni ise şu: Babacan toplumun bütün kesimlerine hitap edecek bir siyaset anlayışı geliştirmek istese de esas önemli olan AK Parti tabanıyla diyalog kurabilmesi. 

Hal buyken AK Parti tabanına ülkenin içinde bulunduğu gerçek durumu anlatmak, güven duygusu oluşturmak isteyen bir siyasetçi bu amacına Erdoğan ile kavga ederek varamaz.

Erdoğan’ı doğrudan hedef alan sözler AK Parti tabanında Erdoğan’a yönelik eleştirilerin de göz ardı edilmesine neden oluyor. 

Tam da bundan dolayı Babacan’ın bu tür siyaset anlayışına yönelmemesi gerekiyor.

Babacan’a “Niçin doğrudan Erdoğan’ı hedef almıyorsun?” demek esas amacı göz ardı etmektir. 

Peki Babacan benimsediği bu yöntemle başarılı olabilir mi?

Bu konuda kesin bir şey söyleyecek durumda değiliz.

Ama bildiğimiz bir gerçek var ki o da kavgacı, çatışmacı, kişiselleştirilmiş siyaset bir sonuç getirmiyor. Dahası sorunların konuşulmasını engelliyor. Gerçek tabloyu gölgede bırakıyor.  

Bu yüzden yeni bir siyaset anlayışına, yöntemine, üslubuna ihtiyaç var. 

Bildiğimiz, kanıksadığımız siyaset anlayışına uymuyor diye ‘yanlış’, ‘eksik’, ‘cesaret yoksunluğu’ diyerek bu çabayı engellemek doğru değil. 

Dahası bunun korkaklık değil, muhtemelen bilinçli bir tercih olabileceğini de hesaba katmalıyız.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
16.01.2020
Türkiye’de şeriat tehlikesi var mı?
30.12.2019
Yerli oto ve Kanal İstanbul gibi projeler bizi niye mutlu etmiyor?
17.12.2019
Gelecek Partisi’nin bir geleceği var mı?
12.12.2019
Babacan niçin Erdoğan’ı doğrudan hedef almıyor? Almalı mı?
1.12.2019
Kılıçdaroğlu’na yöneltilen eleştirilerdeki ilginç ittifak
15.11.2019
Ahmet Altan meselesi
10.11.2019
Önümüzde duran kocaman bir soru var!
20.10.2019
Hasar tespit raporu: Kim ne kazandı, kim ne kaybetti?
2.10.2019
Ekrem İmamoğlu ve oluşan endişe
16.09.2019
Hangi uzlaşmadan bahsediyorsunuz? Kiminle? Nerede? Nasıl?
26.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
19.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
10.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
19.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
13.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
6.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
28.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
16.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
4.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
26.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
22.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
4.1.2019
Eyy muhalefet…
28.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive