Tarık Akan, 27 Mayıs darbesinden yana olduğunu söylemiş. Oral Çalışlar bu konuda yazarken Akan'ın yakında 12 Eylül darbesini savunabileceğini de belirtiyor. Nitekim bugünkü rejimin 12 Eylül'den bile daha kötü olduğunu dile getirmiş, Akan. Allah akıl fikir versin demekten başka çare yok.
Sadece Tarık Akan değil, bugün Türkiye'de bilemeyeceğimiz sayıda insan, benzeri düşünceler içinde. 27 Mayıs ise başlı başına bir 'fenomen'. Nedeni açık. Şimdi yaşı 50 civarında olan herkes çok uzun bir süre 27 Mayısı 'devrim' veya 'ihtilal' olarak belledi okullarda. Yetmedi, 27 Mayısı, Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak 'kutladı'. Düşünebiliyor musunuz vahameti, 27 Mayıs'a karşı olarak siyaseten iş başına gelenler, 27 Mayıs'ın yıl dönümlerinde kuyuğa girip 'bayram tebriki'nde bulundular. Bunun da ötesine geçildi. 27 Mayıs, Türkiye'de sol çevreler tarafından bir milat olarak benimsendi. 27 Mayıs bir sol girişim olarak düşünüldü. İşlerin, 'Akanca', diyeyim, bir noktaya varmasında 12 Eylül'ün 27 Mayısı kendisine bir rakip olarak görmesinin de tesiri var. 12 Eylül faşist darbedir, kötüdür; o yok sayıyorsa 27 Mayıs iyidir.
Bu, Türkiye'de solun yaşadığı en önemli sorundur. Daha ne kadar bu muhakeme devam eder bilemem. Ama Türkiye'de solun 'iyi darbe-kötü darbe' ayrımı yapması kadar vahim bir şey olamaz. Böyle demekle birlikte neden böyle bir 'illüzyon' yaşanmaktadır, nedenlerine vakıfım.
Başlıca neden Türkiye'deki modernleşme projesinin 1908'den beri ordu-bürokrasiaydınlar bloku tarafından yapılmasıdır. Cumhuriyeti bu kesim kurmuştur. Söz konusu çevre 1950'de kaybettiği iktidarı bir bütün halinde 27 Mayıs darbesiyle geri almıştır. 27 Mayıs öncelikle bir iktidar ve bir revizyon girişimidir. Kemalizmin temel metodolojisine dayanır. Yani ordu ve aydın destekli, yukarıdan inen bir rejim ve siyaset anlayışına sahiptir.
Belirttiğim yöntem 12 Mart ve 12 Eylül'de sert bir kesintiye uğradı. Ordu, sola, Marksizme kaydığı için aydınları dışladı. Darbeler onların üstüne geldi. Eh, buradan bakarsanız onların 27 Mayıs'tan daha tutucu, daha 'kötü' darbeler olduğunu söyleyebilirsiniz de, aydınların öncülük ettiği 27 Mayıs ne istemiştir, bir de ona bakmak gerekir. 'Hal ve gidiş' pek parlak değildir; çünkü, aydınlar, uzatmadan söyleyeyim, topluma karşı devleti koruyan, öne çıkaran bir model kurmanın yanlısı ve heveslisi olmuştur, başarmıştır da.
12 Mart ve Eylül'ün yarattığı kopukluk ki sağlıklıdır, benim bildiğim demokratik modellerde ne ordu olur işin içinde, ne darbe ne de aydınlar orduyla omuz omuzadır, 28 Şubat'la giderildi. 27 Mayıs'ın ve onun daha beteri olarak tasavvur edilen 9 Mart 1971'in, o Madanoğlu cuntalarının falan planlayıcısı İlhan Selçuk'lar bir kere daha orduyla ve onun yer altı girişimleriyle iç içe geçti. 28 Şubat sonrasının şimdi Ergenekon denen hareketlerinde bu meşum orduaydın ittifakı yer aldı.
Buradan ne mi çıkıyor, şu: Bir, Türkiye'de Gramsci'nin tanımladığı organik aydın anlaşılıyor ki, sadece solla bütünleşen bu kesimler için geçerli bir kavramdır. Bu çok üzücüdür ve büyük bir yetersizliğe işaret etmektedir. Aydınların özgür ve demokratik bir şuur geliştirememesi ancak bir şuursuzluk halidir. Tanzimattan bu yana devam eden aydın tarihimizin, daha doğru bir deyişle, yanlış aydın ve yanlış sol tarihimizin bu açıdan gözden geçirilip revize edilmesi gerekir.
İkincisi, Türkiye'de bu demokratik bakımdan kabul edilmeyecek durum maalesef 'sol' kabul ediliyor. Sol teori, siyaset, doktrin, ne derseniz deyin, tepeden tırnağa yanlış! Yanlıştan öte vahim; vahim ve tehlikeli. Modern dünyada Bonapartist, Jakoben bir sol yoktur. Fransız İhtilali'nin jakobenleri ancak tarihsel bakımdan soldur. Leninizm ise bambaşka bir 'yaratık'tır. Yoksa 1945 sonrasının demokratik solculuğunu Jakobenlikle özdeşleştirip, göğsünü gere gere 'ben jakobenim' deme saçmalığını Türkiye'deki militarist aydınlardan başka ben ne bir yerde duydum ne de gördüm.
Tarık Akan'ın da onun gibi düşünenlerin de kulağına küpe olsun.

  • Abone ol