Ey CHP’liler... rahat!.. hazırol!.. değişmek için üçe kadar sayıyorum... biiir, kiii, üüüç!..

Yahu aklınızdan zorunuz mu var; hiç böyle değişim mi olurmuş? Lâfına pek meraklısınız da, ne demek olduğunu ya bilmiyorsunuz “değişim”in, ya da numara yapmak daha çok işinize geliyor.

Esasında boşuna değil dolamanız, bu sözcüğü dilinize. Siz de pekâlâ farkındasınız, eskidiğinizin. Ne ki,“çöp evin hastalıklısı” olarak iyi bir tedavi görmedikçe, bal gibi biliyorsunuz ki kopamayacaksınız,o kıyamadığınız tangır taraş eskiliklerden.

Mahalleliniz, yâni parti muhibi ahaliniz ayaklanıp el koymadıkça, ki olacağına değil; çünkü kuzum, oturduğunuz semt zaten “çöp evler semti” değil miydi sizin?

Bu kumaştan çıksa çıksa bu kostüm çıkar, bu malzemeyle de ancak bu kadar olur, diyorsanız; doğru söze ne denir, valla haklısınız.

Oysa kim istemez, bir alternatif çıksa da, dönekliğin bedelini ödetmek üzere şu AKP’nin bir güzel okusa canına!

Ama nerdeeee!

Sorun da bu zaten. 19. yüzyıl ağzıyla bugünü konuşmak, nasıl bir anakronikliktir, hüsrandır ve hâttâ nasıl bir kaderdir ki; AKP ve CHP gericiliklerinden gericilik beğenip, kırk katırda mı, yahut kırk satırda mı karar kılalım?

Vakti zamanında “Madanoğlu Cuntası”nda yer almış Altan Öymen’i kurultayınıza divan başkanı seçerek mi yapacaksınız o değişimleri?

Veya CHP’nin onca emekçisi dururken, biri sol darbeci geleneğin temsilcisi Cumhuriyet ekolünden İlhan Selçuk’un Ankara generallerine irtibat postası olarak tayin ve tahsis ettiği Mustafa Balbay, diğeri de Demirelci darbeciliğin sağdaki temsilcisi Mehmet Haberal’ı her fırsatta öne çıkarmak suretiyle, bir takım jakoben dengelere göz kırpmayı sürdürerek mi?

Yahut da stadyumları Türkiye halkına zindan etmeyi plânlayan darbe girişimcisi generalleri kurtarmak üzere dilinizden o hiç düşürmediğiniz “Silivri Toplama Kampı”nı bıkmadan usanmadan anarak mı ha, söyleyin? Yoksa siz herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsınız?

Kemalist-militarist düzende hukuk sistemi de felâket olacak, başka ne olacak?

Bu hukuk modeli sanırsın bir “işkence aleti” sanki. Hangi taraf güç kazanıp diğerinin kafasına geçirirse, onun çığlıklarını işitiyoruz. O nedenle, savunulacak herhangi bir kesim, şaşılacak herhangi bir durum göremiyorum ben bu ülkede.

Herkesin kanalizasyonunu boşalttığı iç denizde, koli basilsiz yer aramaya benziyor çünkü öteki türlüsü.

Atatürk’ün mirası olan “Türk Dil ve Türk Tarih Kurumları”nı, şoven milliyetçilik işlevlerini ve devirlerini artık tamamlamışlar sayıp, hani sizden başkasının çözemeyeceğini habire şakıyıp durduğunuz şu Türk-Kürt kavgası var ya, hiç değilse o uğurda bir kenara bırakacak yerde, yeniden ihya etmekten, yeniden kurtarmaktan dem vuruyorsunuz. Aklınızı peynir ekmekle mi yediniz, hani bilelim, yoksa“lâf söyledi, balkabağı” gibi bir şey mi bu sizinkisi?


“Bütün sorunları biz çözeceğiz!”
 Allah için, tek bir öneri çıktı mı şimdiye dek ağzınızdan? İnsanın iler-tutar bir fikri olsa, çıkıp gümbür gümbür sıralamaz mı yapacaklarını bir çırpıda, göğsünü şöyle gere gere?


“Bütün partiler biraraya gelip, hep birlikte konuşmalılar”
mış. Nasıl bir saçmalıktır bu ki, azizim; Meclis’in genel kurul salonu hep birlikte oturup konuştuğunuz yer değil midir de, olmadık olmadık lâflar ediyorsunuz, ikide bir? Varsa bir öneriniz, çıkar söylersiniz; kürsüsü yok mu oranın?

Neler yapacağınızı kendiniz de bilmiyorsunuz ki, kalkıp söyleyebilesiniz. Kendisini sittinsene değiştiremeyen bir parti, Türkiye’yi mi değiştirirmiş; gidin Allah’ınızı severseniz.

Çağın dinamizminin çıta seviyesine eskisi kadar gerek duymayan AKP’nin yeniden tutuculuğa ve giderek gericiliğe sürüklenmesinde, sizin çağdışında kalmayı inatla seçerek yarattığınız rekabetsiz ve ilkel ortamın da çokça payı var, bana sorarsanız.

Çünkü sizin becerip de ivme yaratacağınızı görselerdi, düşerler miydi bu rehavete; düzgün düzgün giderlerken, saparlar mıydı yollarından?

Hadi diyelim, pilleri bitti. Doldursanız ya o boşluğu. Ama ne gezer sizde o akıl, o bilinç. İlericisiniz ya, aslında onlar değil siz olmalıydınız oralarda, hâlbuki.

Siz eşelenedurun debelenedurun, yüz- yüz elli yıl öncesinin köhnemiş ideolojik çıkmazlarında, hem de“göbeğini kaşıyan gerçek bidon kafalılar” olarak.

Neymiş efendim, varolan değerlerden santim ödün vermeyeceklermiş, lâkin gene de değişeceklermiş. Sevsinler sizi, e mi.

Duyanlar asıl size gülüyorlar “bir yerleriyle”, böyle söyledikçe siz.


“Ben yanmazsam... sen yanmazsan...”
 Bir de ne? “Bir ağaç gibi tek ve hür...” Yahu nasıl da düşürdünüz ayağa, Çetin Doğan’la bir olup; artık içimden okumak bile gelmiyor sizin yüzünüzden, Nâzım’ı da.

Siz hangi adam-kılık ülkenin siyasal parti toplantısında sahnenin ta orta yerine, bizdeki gibi Atatürk’e ve partinin genel başkanına ait, insanları âdetâ böcekleştiren iki devasa poster asıldığını görürsünüz, Kuzey Kore’den başka? Ayıp değil mi bu görgüsüzlük?

Bir de, “muasır medeniyet seviyesi” dahi kesmezmiş de, ayrıca üstüne de çıkmalılarmış.

Breh... breh... breh...Ey güzel Allah’ım, sen bana mukayyet ol!

Değişimden anladığınız, eğer birazcık makyajsa, sürüneceğiniz boyaya da yazık, saf yüreklerde sürdüreceğiniz umutlara da yazık...


[email protected]

  • Abone ol