Gezinirken, otururken, çalışırken en kolay yapacağımız şey bana göre düşünebilmektir. Ancak böyle uygulama yapabiliyor muyuz veya uyguluyormuş gibimi davranıyoruz. Kuşku yok herkes kendi meşrebince düşünüyordur. Düşünmek genellikle insana has bir olgu olduğu aşikâr. Düşüncenin kıymeti genellikle toplumsal içerikli olduğunda çevresel konularda yoğunlaşınca başkalarının ilgi alanına girer ve değer kazanmaya başlar. Düşüncenin ete kemiğe bürüneceği yerler genellikle akademik yerler ve akademisyenlerdir. Böylede olmalıdır.

Bizi bu yöne iten nedir peki, bana göre insan olmanın verdiği ağırlıktır. İnsanım diyen herkes de kapasitesi oranında bu ağırlığı taşımaya yardımcı olmalıdır.

Sanki yukarıdaki giriş biraz Amerika’yı yeniden keşif gibi bir şey oldu ama aşağıda ki eleştirel gözlemime ışık tutar diye düşünüyorum. Zira konuyu biraz basite indirgeyerek alabilirsek daha anlaşılır kılarız. Yoksa ana hat düşünceyi bile anlamada güçlük çeken birçok insan (bunların arasında bende varım) hiçbir şey anlamadan zaman öldüreceğiz.

Önem verdiğim,büyük ölçüde yararlanmaya çalıştığım yazarları ve akademisyenleri bazen hakikaten anlamakta zorlanıyorum.Uzun süredir kafamı yorduğum TARAF gazetesindeki bazı yazarların anlaşılmaz bir biçimde kendi görüşlerini sırf kendisi gibi düşünüp yazmıyorlar diye düzeysiz bir şekilde suçlar duruma düşmeleri.Ülkenin sorunları karşısında, bana göre bütün yazarlar görüşleri doğrultusunda çaba gösteriyor,ve sonuçta alınıyor.Yoksa bu sonuç sonucunda rehavete mi kapılınıyor diye aklıma geliyor.Bunları örnekleyecek olursak Yıldıray Oğur ile Melih Altıok ve daha sonra Orhan Miroğlu’nun ağız birliği etmişçesine Nabi Yağcı’ya eleştiriyormuş gibi yapıp saldırmaları kime ne kazandırmıştır,veya hangi toplumsal yaraya ilaç olmuştur.Şunu söylemiyorum kimse kimseye bir şey söylemesin, bunu demiyorum tabii. Âmâ kimsenin kimseyi küçük düşürmeye hakkında yok.Kimsenin kendini dev aynasında görmesi onun devleştiği anlamına da gelmez.Halil Berktay konusu bence biraz daha farklı.O samimi davranıyor ve düşüncelerinin doğruluğu şüphe götürürken sesli düşünüyor ve hemen açıklıyor.Bu tabii çok kötü değil ama, iç muhakeme yapmadan söylenince sonuçta elde derli toplu bir şey kalmıyor.Tartışılan konunun içeriğine girmeyeceğim o benim bu yazıdaki konum değil.Kesinlikle önemsiyorum sayın Berktay’n yazdıklarını ama o daha yeni düşüncelerinin belki de ilk satırlarını yazıyor.Ama çelişkide burada zaten tamamlanmış gibi başkalarının karşısına buyurun diyor.Oysa onun eleştirdiği yazarların daha derli toplu görüş ve düşünceleri var diye düşünüyorum.Yanlış veya doğru o ayrı konu.Murat Belge,Roni Marguliez,Nabi Yağcı,Erol Katırcıoğlu düşünsel anlamda net bir görüş koyuyorlar.Yukarıdada söylediğim gibi eleştirilmez değil,ama bir düzey olmalı.Ne demek şimdi ben bu güne kadar Nabi Yağcının yazdıklarından bu güne kadar aklımda bir şey kalmadı demek (Orhan Miroğlu)kime ne faydası oldu bunun kimin bir karış daha boyu uzadı.Hele ülkenin dağ gibi sorunlarının yığıldığı ve Taraf’ın her bir bireyine tonlarca ağır sorumluluk yüklendiği bu dönemde çok daha dikkatli olmak gerekir diye düşünüyorum.Kim dik durabiliyor bu zamanda. Halil Berktay beyninin kıvrımlarının arasında ki en kırıntı düşüncelerini dahi açıklasın. Ama günlük bir gazetenin kısıtlı köşesinde ele alırsanız, polemikten öte geçmez. Pehlivan tefrikası gibi anlamsız bir durum oluşur.

Garip bir durum daha var aslında, olaylara ve sorunlara bakış açısından öyle çok uzlaşmaz bir tutumda yok. Bu Etyen Mahçuyan’ın tasniflediği görüşlerin ortak yanı şiddetsiz çözümdür.Bu önemli bir ortak yön değil midir?

  

 

  • Abone ol