Fenerbahçe kafilesinin Rize’de uğradığı silahlı suikast, ayaküstü kınamalarla geçiştirilebilecek bir şey değil.

O bayatlamış, “Kendini bilmez birkaç fanatiğin densizliği” teorisi de asla kabullenilemez. Otobüsün yoldan çıkıp viyadüke yuvarlanmaması mucizevi bir lütuf. Ya bu ihtimâl vuku bulsaydı! O yüzden Fenerbahçe yönetiminin “Ligler ertelenmeli” çağrısını sonuna kadar destekliyor ve camiaya geçmiş olsun diyorum.

Ligler ertelenmeli, sadece ligler değil, mümkünse hepimizi cinnetin sınırlarına kadar sürükleyen bütün süreçler ertelenip yeniden gözden geçirilmeli. Fantastik, uçuk-kaçık bir şeyden bahsetmiyorum; uçuruma doğru hızla kayarken sağlam bir dala, bir ağaç köküne tutunup durum değerlendirmesinde bulunmak ihtiyacındayız.

Geçen hafta çok garip, pis, korkulu bir cinayet işlendi Çağlayan Adliyesi’nde. Öyle bir cinayet ki, bir daha böyle bir şeyin olmayacağına dair bütün güvenimizi de sıyırıp götürdü. Hükümet bu krizi yönetemedi ve altında ezilip kaldı. Güvenlik güçleri büyük itibar kaybına uğradı. Vaziyet şu anda tam da şöyle: Türkiye’de, yüksek derecede güvenlik tedbiriyle korunan birkaç kişiden başka herkesin ama herkesin canı, malı sudan ucuzdur ve kötü niyetlileri caydıracak bir kamu kararlılığı ortada görünmüyor.

İçerden midir, dışardan mıdır bilemem; birileri ülkeyi hızla ‘Ortadoğululaştırmak’ için düğmeye bastı ve Türkiye’yi ters ayak üstünde yakaladı. Ters ayak üstünde yakalandık çünkü hükümet kamu cihazını işletip yönetmek konusunda korkunç bir zaaf içinde. Dünyanın en saçma-sapan, en otokrat güvenlik tedbirlerini kanunlaştırmaktan başka elinden bir şey gelmiyor; oysaki zaafı yaratan kanun kıtlığı değil, basiret eksikliği.

Başbakan’ın çok kötü bir rol-modeli var ve onu gücendirmemek için alttan aldıkça kamu cihazını ve tabii kendi politik geleceğini de batağa saplıyor. Savcısının can güvenliğini korumak bir yana, vücuduna saplanan kurşun sayısını bile doğru dürüst tesbit edemeyen ama ‘başarılı operasyon’dan sonra ‘olur böyle şeyler, üzülmeyin, siz bize daha çok lazımsınız’ makamında emniyet güçlerini tebrik etmek ihtiyacını duyan bir ekip yönetiyor Türkiye’yi; daha doğrusu yönetemiyor. Elektrik kesintisinin sebebi hâlâ meçhul ve neticede bu ihâle Rufailer’e çıkarılırsa hiç şaşmam.

Basit ve reel bir eksiklikten, yönetememekten bahsediyorum; olayların ağırlığı altında ezilip gülünç olmaktan, iç huzurumuzu birkaç gözüdönmüş militanın, fanatiğin veya derin tetikçinin keyfine bırakan acziyeti vurguluyorum. Yönetim zaafı, mantar gibi tehlike ve risk üretiyor.

‘Çoğunlukçu yönetim’ buraya kadar; acilen çoğulcu yönetime, hatta ‘yönetişim’e geçmek gerek. Seçim kazanmaya kilitlenmiş anlayış problemi azmanlaştırırken çözüm konusunda insanları karamsarlığa sevk ediyor. Birkaç gündür dile pelesenk ettikleri milli birlik ve beraberlik anlayışına herkesten çok yönetenlerin, hükümetin saygı göstermesi gerek.

Vaktiyle krizlerin ağırlaştığı dönemlerde birileri ortaya çıkıp bir ‘Teknokratlar kabinesi’ veya bütün partilerin katıldığı ‘Milli birlik ve beraberlik hükümeti’ kurulması lüzumundan bahsederdi. Doğrusu hiç de fena bir fikir gibi görünmüyor. Şu buhranlı günlerde anayasa icabı üç kilit bakanlıkta nöbet değişimi oldu; siyasi sorumluluk taşıyan bakanlar yerine hariçten bürokratlar bakan yapıldı ve bu ‘bakan’ları sokakta görse, belki Ankaralı gazeteciler bile tanımaz. Üç önemli bakanına güvenmeyen anayasa aklı, böyle bir hükümeti tasavvur edebilir miydi?

Acaba diyorum, Reis hazretleri bile bile hükümeti, ‘Beceremediler’ dedirtecek derecede acze sürüklerken başkan seçilmesi için kendi karizmasını mı cilâlamak emelindedir? Bu idaresizliğin, başkaca mantıklı açıklaması yok çünkü.

  • Abone ol