Avrasyacılar ve  Akp’nin ortaklığı  ile Ergenekon davası siyaseten çökertildi.

Dün darbeydi, bugün kahramanlık oldu.

Acaba öyle mi? Yoksa  bu siyasal bir illüzyon mu?

Ergenekon ve Balyoz davasının ne olup ne olmadığını anlamak için bu dava nedeniyle, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün savcılara verdiği ifadelerine ve basına yaptığı açıklamalarını hararetle herkesin okumasını öneririm.

Özkök, Ergenekon ve Balyoz davaları için “darbe demem, darbe değildir de demem” diyerek, mesajını satır aralarında vermişti.

Özkök, bu davadan yargılanan askerlere verilen cezalar konusunda “cezalar adil olmamıştır, rütbe düzeyinde cezalar verilmeliydi” diyerek, rütbesi düşük subaylara verilen cezalara karşı çıkmış ve Askeriyede alt-üst  ilişkisine dikkat çekmişti.

Ergenekon taraftarları Hilmi Özkök için neler neler yazıp söylediler, bu ülkede fikri takip yapılmayınca en ciddi konu da 23 gün sonra unutuluyor.

Ergenekon ve Balyoz davası bir darbe miydi?

Hem de Darbenin kralıydı?

Ama, Akp’e hırsızlık ve yolsuzluğa boğulunca; Muktedir savcılığına üstlendiği  davanın ertesinde darbecilerle anlaşma yolunu seçti ve danışmanlığını yapan tetikçiye “Ordumuza Kumpas Kurmuşlar” diye bir yazı yazdırdı.

Ergenekon davasını Yargıtay’ca  onaylanmış olan mahkumiyetlerini Anayasa Mahkemesi bozunca; dava beratla sonuçlandı.

Darbeciler de kahraman ilan edildi.

İhale de askeri darbelere karşı olan demokrasi ve hukuktan yana tavır koyanlara kaldı.

Bu ülkede hukuk egemen değil, siyasal dubaracılık  ve o istikamette kendi çıkarı üzerinden kaşı-gözü oynayan siyaset egemen. Siyasal çıkara göre durum ve hukuksal karar da değişi veriyor, Ergenekon dün öyleydi, bugün böyle.

Ergenekon’un bir darbe teşebbüsü olduğunu savunanlar; Susurluk’u aydınlatmadan bu  girişimin ardındaki örgütlenmenin de, aydınlatılamayacağını hep söylediler.

Çünkü Susurluk “Türk Gladyosu” olarak Tarihe geçmiştir.

Abdullah Çatlı tarafından öldürülen kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal cinayeti her şeye ayna tutuyordu ama, üstüne gidilmedi.

Dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın raporu bu karanlık davanın tomografisini çeken resmi bir belgeydi, siyasal iktidarlar bu çok önemli raporu hep sümen altı ettiler.

Halbuki Susurluk olayında ismi geçen insanlar aynı zamanda Ergenekon davasının da sanıklarıydı.

Ergenekon davasından kimler yargılanıyordu kısaca hatırlayalım mı?

Bu davanın tutuklu sanıklarından ve başını çekenlerden birisi JİTEM kurucularından Tuğgeneral Veli Küçük’tü.

Bu davadan yine tutuklu yargılananlardan birisi de, JİTEM’in kurucusu Albay Arif Doğan’dı..

Genelkurmay Başkanlığı yıllarca, JİTEM diye bir kuruluş yok demiş ve inkar etmişti.

Hatta dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş’e göre; JİTEM bir hayal ürünün adıydı.

MİT Müsteşarı Jandarma Komutanı Orgeneral Teoman Koman için JİTEM, bir fantezi ve devlet düşmanlığıydı.

Ergenekon davasından tutuklu yargılanan Albay Arif Doğan ve Tuğgeneral Veli Küçük JİTEM’i kendilerinin kurucusu olduklarını mahkemede söyleyerek, Doğan Güreş’i ve Teoman Koman’ı yalanlıyorlardı.

Ergenekon davasından yargılananlardan birisi de Albay Cemal Temizöz’dü. Temizöz Güneydoğu da görev yaptığı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler ve hukuksuz uygulamalarıyla tanınıyordu; sırf Temizöz için DTP’li Kürt kökenli Milletvekilleri  bu davada müdahil olmak istediler.

Ergenekon davası deyince akla gelen isimlerden birisi de İbrahim Şahin’di. İbrahim Şahin’in adı en çok Ankara’da 7 TİP’li öğrencinin katillerinden birisi olan ve  Susurluk’ta  ölen; Abdullah Çatlı ve arkadaşlarına 12 Eylül öncesi Nevşehir Emniyetinde görevliyken, ülkücü militanlara pasaport düzenlemesiyle bilinir.

Yine bu davadan yargılanan Tuğgeneral Levent Ersöz için ise ayrı bir parantez açmak gerekir. Şırnak’ta Alay Komutanı olarak görev yaptığı dönemdi, Şırnak bölgesinde 130 kişinin kaybolduğu iddia edildiği ve hala gelişmeleri izleyenlerin belleklerinde.

Ergenekon davası devlet içinde hukukla kendini bağlı hissetmeyen bir çete organizasyonu davasıydı.

Ama 15 Temmuz darbe süresi boyunca siyasal iktidar ile FETÖ boşanmaya kalkınca dengeler değişti, siyasal iktidar Ergenekoncular ile yeni bir nikah kıydı.

Ergenekon ve Balyoz davaları da “Kumpas” olarak  ilan edildi, üstü  kapatıldı.

15 Temmuz darbesini yapmaya kalkışan FETÖ’cü subaylar Ordu içinde nasıl kadrolaştı ,nasıl yükseldi?

Bunda Akp’e iktidarının hiç bir suçu yok mu?

Erdoğan Yargı, Ordu ve Emniyet içinde kadrolaşan FETÖ’cüleri gündeme getirenlere “Alnı secdeye gelenlerle, yüzü kıbleye dönenlerden millete zara gelmez” diye geçiştirmiyor muy du?

Fikri takip açısından  Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun “15 Temmuz darbesinin siyasi ayağı araştırılsa; Akp’nin üst düzey kadrolarının yüzde 80’nine uzanır” dediğini anımsatmak gerekir.

Mecliste grubu bulunan partilerin 15 Temmuz darbesi araştırılsın diye TBMM’ye verdiği soru önergesi, Akp ve MHP’li milletvekillerinin oyları ile reddedilmedi mi,neden ve niçin acaba?

15 Temmuz darbesinin karanlıkta duran soruları  ve FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkartılmadıkça bir süre daha siyasal iktidarın, iktidarda kalmak için siyasal hokkabazlıklarını izlemeye devam edeceğiz.

Diyeceğimiz o dur ki, ülke hukukun evrensel ilkeleriyle yönetilmedikçe, Cem Karaca’nın şarkısın günümüze uyarlayarak söyleyelim “darbe içinde, darbe darbeye karşı” bu  bir süre daha  devam edecek.

Ergenekon dün darbe girişimiydi, bugün değil.

İşte siyasal Hokkabazlık dediğim de bu sıkıştıkça şapkadan tavşan çıkarma, ama nereye kadar?

  • Abone ol