Türkiye bugün toplumsal sorunlarını  çözemiyor ve içe kapanıyorsa  bunun tek bir nedeni ‘Hukuktan’ uzaklaşmasıdır, gerisi teferruat.

AKP, 2002 yılında iktidara geldiğinde toplumun en önemli sorunu  olarak gördüğü ve toplumdan da büyük destek aldığı ve  3Y diye adlandırdığı;” Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasakları” yok edeceğiz diyerek iktidar koltuğuna oturdu..

Ama bugün ülkenin geldiği yer itibarı ile geçmişini  arar duruma düştü.

Erdoğan 3Y   üzerine ne söylüyordu,  bugün ne diyor:

-Hortumları keseceğiz diyordu.

-Şimdi hortumların yerini değiştirdi.

-Bir  ülkede bir kişi özgür değilse o toplum özgür değildir  diyordu.

-Şimdi kendine muhalif olan toplumun yarısını terörist, darbeci, dış güçlerin uşağı ve vatan hainliği ile suçluyor.

-Sandık demokrasinin namusu diyordu, milli iradenin üstünde hiç bir şeyi tanımayız diye yeri göğü inletirken.

-Şimdi Sandıktan çıkan muhalefeti tanımayarak seçim iptal ettirdi İstanbul Büyük Şehir Belediye başkanlık seçimi iki defa yapıldı.. Kürtlerin seçtiği üçü Büyük Şehir olmak üzer 26 belediye başkanlarını görevden alarak yerlerine Valilerden ve Kaymakamlardan olan bürokratları  kayyım olarak  ikinci defa, belediye başkanı olarak atadı.

-Demokrasi hukukun çeşmesinden beslenir diyordu.

-Şimdi yargı kararlarını yok sayıp Anayasa Mahkemesinin kararlarını tanımıyor, yargıyı muhaliflerine karşı bir sopa olarak kullanıyor.

-Üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü olacak diyordu.

-Beğenmediği yargı kararlarını veren hakimlerin yerlerini değiştirmekle kalmıyor; hatta daha da ileri giderek oturduğu sarayının yargı kaçak olduğuna karar verince, yargıya gücün yetiyorsa gel yık diye düelloya çağırıyor.

-AİHM’in kararları Türkiye’de ki kanunların üstünde diyordu.

-Şimdi AİHM kararları bizi bağlamaz demeye başladı.

-AB üyeliği bizim olmazsa olmazımız diyordu.

-Şimdi AB bizi bölmeye çalışıyor diyor.

-Uluslararası hukuk devleti  endeksinde Türkiye 117 ülke arasında 107’ci sırada, insani gelişmişlik endeksinde ise 64. Sırada yer alıyor.

-Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay yargıya güvenin yüzde 38,Adalet bakanı ve Yargıtay Başkanı yargıya güvenin yüzde 25’lerde olduğunu söylüyor.

-İstanbul, Ankara ve Mersin gibi muhalefet Belediyelere Sarayın talimatı ile Kamu Bankaları kredi vermiyor, inanılır gibi değil. Bu hukuksuzluğun ne boyutlarda olduğunu keyfiyeti  ortaya koyuyor.

-Ülkenin üçüncü büyük partisi 6 milyon seçmenin oyunu almış HDP’li siyasetçilere yapılan gözaltı ve tutuklamaların hukuki hiç bir gerekçesi yok ve  rutin hale gelirken; HDP’lilerin birinci adresi cezaevleri oldu . HDP’nin seçim başarısı terör örgütü ile ilişkilendirilerek besleme basının yanlı, asparagas ve algı operasyonu ile HDP’liler  kamuoyunda potansiyel suçlu ilan ediliyor. HDP’yi PKK’nın uzantısı gören muktedir yerel seçimlerde PKK lişderi Öcalan’ın mektubunu Anadolu Ajansı aracılığı ile medyaya servis etmesi, daha vahimi  Kırmızı Bültenle aranan eski PKK yöneticisi Osman Öcalan’ı TRT Kürdi ‘ye çıkartması..

-Yasakları öyle bir hale geldi ki; basın özgürlüğünde Türkiye 180 ülke sıralamasında 155’ci sıraya kadar düşerken, Çin’den sonra en fazla cezaevlerinde tutuklu gazeteci Türkiye’de bulunuyor.

-Türkiye Gazeteciler sendikasının 26 Kasım 2019 Tarihli açıklamasına göre şuan cezaevlerinde 118 gazeteci tutuklu ve hükümlü olarak tutuluyor. Ahmet Altan’ın üç yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilip bir hafta sonra  tekrar tutuklanması, yargının talimatla karar aldığını göstermiyor mu?

-Akp toplumu özgürleştireceğine ülkeyi açık cezaevine çevirdi 381 cezaevinin 139’u Akp’nin son on yıllık iktidarında devreye sokuldu.

-Akp iktidara geldiğinde toplam cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı 52 bin iken,2019 yılı itibarı ile cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı 264 bin kişiye çıkmış durumda ve son bir yılda tutuklu sayısı yüzde 14 artmış. TÜİK’in bir başka çarpıcı açıklaması ülkede  her 100 bin kişiden 323’nün cezaevinde olduğu.

-Hukuksuzluk ekonomiyi de çok ciddi bir şekilde çarptı ve 82 milyon insanın 65 milyonu yoksulluğu yaşıyor, rakamlarla oynamasına rağmen bu TÜİK’in açıklamaları… Patronlar kulübü olarak bilinen TÜSİAD bile gelir dağılımı adaletsizliğinden ve yoksulluktan şikayetçi olmaya başladı, düşünebiliyor musunuz?

-2002 yılında toplumun en varlıklı kesimi Milli Gelirin yüzde 39’nu alırken,2019 yılında aynı varlıklı kesim Milli Gelirin yüzde 54’nün alıyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik bir avuç tuzu kuru insanın dışında toplumun her kesimine yansıyor.

-Erdoğan 1994 yılında  İstanbul Büyük Şehir Belediye başkanı seçildikten sonra basına yaptığı açıklamada; eğer bir gün Recep Tayyip Erdoğan zengin olursa bilin ki haram yemiştir diyordu, şimdi dolar milyarderleri listesinde yer alıyor.

-İşsizlik tarihi rekor kırdı yüzde 15’lere çıkarak 4 milyon 563 bine yükselirken , genç nüfusta ki  işsizlik ise rekorları ekarte diyor yüzde 27.4 çıkmış durumda.

-OHAL ile yaptığı sivil darbeden sonra parti devleti sistemini uygulamaya başladı ve OHAL ne kadar kaldırıldı dense de fiilen uygulanıyor.

-Çıkarttığı KHK’lerle Valiler ve Kaymakamlar askeri darbelerde  bile verilmemiş yetkilerle donatarak , vatandaşlar anayasal demokratik haklarını arayamaz oldu. Valilerin ve kaymakamların vereceği karara göre toplantılara ve  basın açıklamalarına izin veriliyor.

-Yolsuzluk ise almış başını gidiyor kamu ihaleleri ihaleye çıkartılmadan Akp’ye yakın iş adamlarına veriliyor kaça ihale edildiği öğrenilemiyor; ve kamu ihaleleri üzerinden Erdoğan kendi zenginini ve medyasını yaratmaya devam ediyor.

-Bir başka karanlık konu  kamu ihaleleri ise hazine garantili Yap-İşlet-Devret modeli ile yapılan ihalelerin kaça yapıldığını öğrenemiyorsunuz, sorduğunuzda “TİCARİ SIR” diye geçiştiriyorlar.

-Hazine garantili yapılan araba, hasta ve yolcu sayısı ile işleten firmalar hakkında dava açamıyorsunuz, anlaşma gereği bu firmalar hakkında davaların Londra Mahkemelerinde görülmesi üzerine anlaşmışlar.

Bu sözleşme Türkiye’de Yargının bağımsız olmadığını teyit ediyor.

Hukuksuzluğun olduğu yerde 3Y’nin hiç birini bertaraf edemezsiniz, edemediğinizi de  ortaya çıkan tablo göstermiyor mu?

Bir devletten hukuku çıkartırsanız o ülke çeteler yönetir ve kimsenin   can ve mal güvenliği  kalmaz.

Ortaya çıkan manzara  bunu fazlasıyla göstermiyor mu?

Diktatörler toplumsal sorunları çözemedikçe iç ve dış düşman yaratırlar ve ülkenin beka sorununa sığınırlar.

  • Abone ol