Ferhat Encü dün twitter’da şöyle yazdı; “Türkiye’nin metropolünde havai fişekler yeni yıla girerken bizler sessiz çığlıklarla gireceğiz”. Türkiye’nin her yerinde insanlar 2013’e geçen saniyeleri sayarken onlar 34’den başladılar saymaya.

28 Aralık’ta Roboski’deydim. Sadece ben değil, binlerce insan o gün oradaydı. Hepsini bir arada hissettiğiniz suçluluk, hüzün, acı, öfke, utanç duyguları arasına umudu katan iki şey vardı Roboski’de; birisi katledilen 34 kişinin ailelerinin kararlı ve dik duruşu, ikincisi, tıpkı Hrant Dink’in öldürüldüğü zaman olduğu gibi bu toplumun vicdanının Roboski katliamını kabul etmemiş olması. Evet, bu toplumun vicdanı, vicdanımız, vicdanım bu katliamı kabul etmiyor.

O gece, 34 kişiden birisi olan Mehmet Ali Tosun’un ailesinin evinde kaldık. Bir yıl boyunca hep yaptıkları gibi yine anlattılar; bombaların nasıl atıldığını, çocuklarının cesetlerini elleriyle nasıl topladıklarını, defalarca aramalarına rağmen devletin nasıl bir helikopter bile göndermekten aciz olduğunu, komutanı arayıp onların kendi çocukları olduğunu söylemerine rağmen bombalamanın nasıl devam ettiğini, hiç dinmeyen acılarını bir kez daha anlattılar. Zaman 28 Aralık 2011’de durmuş gibiydi Roboski’de.

Biz mahçuptuk.. Onlar bir yıl boyunca bir gün bile olsun vazgeçmeden hesap sormak için mücadele etmeye, defalarca ve defalarca anlatmaya devam etmişken biz “Batılılar” devletten bunun hesabını soracak büyük bir hareketi henüz inşa edememiştik. Mehmet Ali’nin halası Meryem, “keşke daha güzel bir vesileyle bir araya gelseydik” dedi. Arkadaşlarımızdan birisi, “evet, keşke kızının düğününe gelmiş olsaydık” dedi. Meryem, “düğün önemli değil, inşallah barışı kutlamak için buluşuruz bir dahaki sefere” dedi. İşte o an zaman bizim için de durdu Roboski’de..

Evet, onlar için “güzel olan” düğün, bayram seyran değil. Orada “güzel” olan şey barış. Çünkü barış, çocuklarının kafasına bir daha bombalar yağmamasının, bir ölüm haber daha almamalarının tek yolu. Barış Roboski’de “olsa ne güzel olur” denilen bir şey değil, hayata devam etmenin tek yolu. Barış, yaşamak demek. Çünkü onlar çocuklarının “hata” ile ölmediğini biliyorlar. “Otuz yıldan beri süren bir savaş var ve Roboski katliamı bunun bir sonucudur. Eğer bu savaş olmasaydı bu katliam gerçekleşmezdi” diyorlar. “Neden bu bombalar sadece bizim başına yağıyor, neden Batı’dan böyle haberler gelmiyor?” diye soruyorlar. Ve bu sorunun cevabının “Kürt olmaları” olduğunu biliyorlar.

28 Aralık’ta Roboski’de vicdani reddini açıklayan İsa Encü’nün sözleri Roboski katliamı ile Kürt sorunu arasındaki bağlantıyı çok güzel anlatıyor, “Bizim şu an yaşadığımız yer Roboski'ye bağlı şantiye mahallesidir. Bu mahalleye gelmemizin kısa hikayesini size anlatmak istiyorum. Ben tüm bu olaylar yaşanırken iki yaşımda olduğumu da hatırlatmak istiyorum. 1993'te, biz ve şu an şantiye mahallesinde zorunlu ikamet etririlen halkımız, Zeviya köyünde yaşamımızı sürdürüyorduk. "Siz PKK gerillalarına yardım ediyorsunuz, ya korucu olacaksınız ya bu köyü terk edeceksiniz" diye sürekli asker tarafından tehdit ediliyorduk. Hatta bu yüzden o yıllarda babamı tutuklayarak hapishaneye attılar ve görmediği işkence kalmadı. Köy meydanında insanlarımız toplanarak, her türlü hakaret edilerek dayak atılıyordu. Tüm bunlar yeterli görülmeyerek, babamın anlattığına göre 150 havan topuyla köyümüzü bombaladılar. Bu işkencelere dayanamayıp Zaho'ya (Kuzey Irak) kaçanlar hariç, bütün köyümüz zorla bugün Roboski'de bulunan Ortasu jandarma sınır taburu bölgesinde bir yer gösterilerek, neredeyse açık cezaevi uygulamasına maruz bırakıldı ve çadırlarda yaşamaya mahkum edildi. Çadırlarda oluşturulan hapishaneden çıkmamızın tek yolu olarak, onların verdiği sayı olan her aileden birer kişi olmak üzere 40 bedel yani 40 korucu karşılığında serbest kalabileceğimizi söylediler. Yoksa tüm giriş çıkışları kapayarak hiçbir yere gidemeyeceğimizi söylediler. Çaresizlik içerisinde ailelerimiz, kendi halkımıza karşı silahlanmayı kabul etmek zorunda kaldılar.En son yaşadığımız Roboski katliamına kadar gönüllü olarak kendi halkımıza karşı silah almayı kabul etmediğimiz için, her türlü kötü muamele de bizim kaderimiz oldu”.

İsa Encü kardeşi Celal’i kaybetmiş katliamda ve annesine sadece kardeşinin başını getirebilmiş.

Ferhat Encü kendisiyle Alt Üst dergisi için yaptığımız söyleşide şöyle demişti; “Başbakan çıkıp “Artık anneler ağlamayacak” dedi, ama şimdi daha çok anne ağlıyor. Biz Roboski katliamının son olmasını, bir daha başka annelerin bu tür acılar yaşamamasını istiyoruz. Bizim bunun peşini bırakmamamızın en büyük nedeni budur. Eğer Roboski katliamının failleri bulunursa, bir daha kimse böyle katliamlar yapmaya cesaret edemez. Biz bu katliamları yapanların devletin en üst düzeyindeki kişiler olduğunu biliyoruz. Eğer devlet kendisini sorgulayıp yüzleşirse, Roboski katliamı ile yüzleşirse, herkes devletin en üst kademesinin bile artık yargı önüne çıkarılabileceğini görecektir ve bir daha böyle bir şey yapmaya cesaret edemeyecektir. Ama devlet şimdi bu katliamları yapanları korumaya alırsa yarın öbür gün başka yerde bir katliam gerçekleştiğinde kimse bunun hesabını soramayacaktır. Biz aslında devletin Kürt sorununa yönelik bakış açısının bu katliam ile birlikte değişmesini istiyoruz. Ancak devlet bu katliamın üzerini örtmek için elinden geleni yapıyor.

İşte bu yüzden Roboski’nin failleri bulunmadan barış olmaz. Çünkü gün gibi ortada olan bu katliamın faillerini bulmak tam da Ferhat Encü’nün dediği gibi, “evet, ben artık Kürt sorununa ilişkin bakış açımı değiştirdim” anlamına gelecektir. Biz Batıdakilerin üzerine düşeni söylemeye gerek var mı?

Sahi, Roboski davası neden “gizli” yürütülüyor, bilen var mı?

 

 

  • Abone ol