Seçimler yapıldı bitti ama başta İstanbul ve önemli Kürt illerinde kazananlara mazbataları verilmiyor. Seçim tarihte eşi görülmemiş bir devlet baskısı altında yapıldı ancak ekonomik sıkıntıların da etkisiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan bu seçimi kaybetti.

Kaybetmeyi sindiremeyen Erdoğan şu anda çocukça bahanelerle İstanbul seçimini tekrarlatmaya çabalıyor, bir açıdan İstanbul seçmenine Kürt muamelesi yapıyor: Kullandığın oyun hükmü yoktur diyor.

Ekonomik krizin giderek derinleşip ağırlaştığı bu tablo, artık ikinci veya üçüncü sınıf kadrolarla yönetilen Türkiye’de koşulların daha da ağırlaşacağının göstergesi. Bunun anlamı açık, cumhurbaşkanlığı veya meclis seçiminde AKP’nin daha da kötü sonuç alması kaçınılmaz.

AKP’nin sandıkta kazandığını sandıkta vermeye yanaşmaması, Türkiye’de göstermelik demokrasinin sonu mu? Erdoğan bir daha sandık seçeneğini kullanmak istemez mi veya Azerbaycan, Mısır veya Kırgısiztan tarzı seçimler mi yapar?

İç karartıcı tabloyu Ahval yazarı Gökhan Bacık ile konuştuk.

Dinlemek için  ▶  tuşuna basınız

 

Bacık'ın tespitleri şöyle:

"Türkiye rekabetçi otoriter bir ülke olma pozisyonundan daha olumsuza doğru gitmiştir. 31 Mart seçimlerinde ilk defa büyük karmaşa alanı çıktı. Seçimler eskisi gibi değil artık. İslamcı siyasetin 1990’lı yıllardaki muktedirler gibi vesayetçi bir sisteme gittiğini gözlemliyorum. Standartları aşan biçimde seçim müessesi zedelenmiştir. Türkiye’nin kendi demokrasi standartlarını bile kötüleştirecek bir noktaya gelmiş bulunuyoruz.

Normal şartlarda seçimlerde bu rejimin sandıkta tasfiye olma ihtimali çok yüksektir. Büyük kentlerde duyulan rahatsızlığın yavaş yavaş Anadolu illerine yayılması kaçınılmazdır. AKP bu açmazdan çıkacak stratejiler arıyor. Bu iktidarın reform yapma takati kalmamıştır.

Bu nedenle AKP daha makro ayakta kalma stratejisi üretmeye çalışıyor. Ekonomide İslamcı-devletçi bir modele yöneliyor. Benzer bir arayış dış politikada da görülüyor. Rejim kendisine dayanabileceği bir sığınak arıyor. Dış politika sizin kurmak istediğiniz düzenle doğrudan bağlantılıdır. Bu rejimi yaşatmak için buna uygun bir dış politika üretmeniz gerekiyor. Yani mesele S-400 meselesi değil.

Ben İstanbul seçimlerinin üzerinden geçen 10 günü şöyle değerlendiriyorum: İstanbul büyük lokma, AKP karar veremiyor. Batı ile ilişkilerde de tablo aynı. Bu konuda da bir kararsızlık var. AKP içerideki tıkanmışlık ile dışarıdaki açmaz arasına sıkışmış durumda.

Burada muhafazakarların sosyolojini tartışmamız gerekiyor. Sağduyulu kesim yenilginin nedenlerini araştırıp tartışırken radikaller bunu komploda, dış dünyanın tuzaklarında arar. Bunlar ülkenin geleceği ile kendi geleceklerinin eşit olduğuna inanır. Bugün AKP içinde tartışmalar olduğunu çok net görebiliyorum. Erdoğan artık sopa siyaseti yürüttüğü için karşı çıkmak kolay değil.

Erdoğan içine girdiği bataktan çıkma ihtimali yoktur. Bu tabloda daha da otoriterleşmek ve Kürt meselesi gibi konularda negatif siyasetten başka şansı yoktur. Negatif siyaseti kendi partisine de uygulayacak, tutumunu daha da sertleştirecektir.

Ali Babacan’ın kuracağı bir parti AKP’ye ciddi zarar verir. Böyle bir partinin en çok zarar vereceği parti AKP ve İyi Parti’dir çünkü İyi Parti’nin ne söylediğini anlamıyor insanlar ve çaresizlikten oraya yöneliyor. Babacan’ın kuracağı bir partinin ölüsü yüzde 3 oy alır ve AKP için ölümcül olur.

Yeni bir parti AKP için her zamankinden daha fazla zarar verir. Ancak buradaki sorun şudur; bu isimlerle ilgili çok uzun zamandır bir beklenti var, bu süre uzarsa inandırıcılıkları erozyona uğrar. Parti kurmuyor olsalar bile, topluma bir sinyal vermeleri gerekiyor."

  • Abone ol