Geçtiğimiz hafta sonu Başbakan Davutoğlu’nun davetlisi olarak Ak Parti’nin 6 farklı ilde yaptığı mitingleri takip etme fırsatı buldum. Peşinen söyleyeyim. Davutoğlu ve ekibi, çok hızlı hareket ettiği için onları takip etmekte çok zorlandım. Performanslarına yetişmek için zaman zaman güçlük çektim. Ancak, buna rağmen Davutoğlu’nun halkla ve teşkilatla temasını yorumlamak için yeteri kadar gözlem yapma şansı da yakaladım.

Cumartesi sabah Ankara Mamak’taki açılış mitinginden sonra helikopterle Karabük’e hareket ettik. Oradan sırasıyla Sakarya ve Kocaeli mitinglerine katıldık. Akşam İzmir’e, İzmir STK’ları ile Buluşma Toplantısı’na geçtik. Pazar günü ise Manisa ve İzmir mitinglerine katıldık. 2 günde 6 miting gibi koşturmacayla geçen bir hafta sonu sonrası Pazar gecesi 02:00’da Ankara’ya döndük.

Gerek il mitinglerindeki heyecan, gerek bu illerde yapılan otobüs gezilerinde vatandaşların göstermiş olduğu ilgi, alaka ve gerekse Sivil Toplum Örgütleri ile yapılan buluşmalarda Davutoğlu’nun iletişimi, Ak Parti teşkilatları ile kurduğu diyalog ve vatandaşların göstermiş olduğu ilgi ile ilgili yapmış olduğum gözlemleri paylaşmak istiyorum:

Öncelikle belirtmek gerekir ki Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun parti tabanı ile iletişimi çok iyi. Partililer, yeni Genel Başkanlarını kanıksamış ve içselleştirmiş durumda. Diyalog ve temasta herhangi bir sorun yok. Ak Parti tabanı ile Başbakan Davutoğlu arasında gönül köprüleri tesis edilmiş, derin bir muhabbet kurulmuş durumda. Bu açıkça görülüyor.

Davutoğlu, her gittiği şehirde önce teşkilattan o şehir ile ilgili bilgileri alıyor. Kendisine seçim çalışmaları hakkında ayrıntılı raporlar, bilgiler veriliyor. Miting sonrasında ise, şehrin adaylarıyla kısa bir değerlendirme toplantısı yapıyor. Bu toplantıda yakın ekibinin o şehirde yapılan kamuoyu araştırmaları, oy oranları, talepler vs. gibi hususlarda hazırlamış olduğu rapor paylaşılıyor. Bunun yanı sıra o şehir ile ilgili taktiksel anlamda yapılması gereken ne varsa bunlar il teşkilat ve adaylarla paylaşılıyor. Ardından seçim otobüsü ile şehir turu yapılıyor ve bir sonraki miting için diğer şehre geçiliyor.

Davutoğlu, İzmir’de yaptığımız sohbette, bazen günde 5 miting yaptığını, sesini korumak için ise Sare Hanım’ın kendisine hazırladığı bitkisel karışımları kullandığını ifade etti.

Günde 5 miting yapmak, bu mitingler için altyapı hazırlamak, her şehir için ayrı ayrı konuşmalar hazırlamak hakikaten olağanüstü bir performans gerektiriyor. Tam da bu noktada koruma ekibinden, basın ve siyasi danışman kadrosuna kadar, bütün ekibin canhıraş çalıştığını, aksaklık olmaması adına, her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüğünü ve  bütün bunları için çok yüksek bir tempo içerisinde olduğunu not düşmek gerekiyor.

Davutoğlu, 7 Haziran’a kadar bir aksilik çıkmazsa 81 ilin tamamında miting yapmış olacak. Diğer siyasi partilerin genel başkanlarının performanslarına bakıldığında Davutoğlu’nun 2-3 kat fark attığı görülüyor. Sözgelimi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçimi en fazla 30-35 miting yaparak tamamlayacak.
Tabi, en çok merak edilen hususlardan birisi de, Ak Parti’ye 13 yıl Genel Başkanlık yapmış Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra ne olacağıyla ilgiliydi.

Doğrusu, çıtayı çok yükseğe çıkarmış bir lider olan Erdoğan’dan sonra partiye Genel Başkanlık yapabilecek en iyi ismi seçti Ak Parti. Ahmet Davutoğlu, performansı, dinamikliği ve bilgi/birikimi ile Erdoğan’dan sonra oluşacak boşluğu doldurabilecek en iyi isim. Açıkça belirtmek gerekir ki, Davutoğlu’nun kısa sürede sağladığı başarı, Ak Parti’nin sağladığı oy konsolidasyonunun fazla etkilenmemesini sağlamıştır.

Bildiğiniz üzere son zamanlarda “kararsızlar” üzerinden bir tartışma yaşanıyor. Bu minvalde eleştiriler yapılıyor. Yer yer “kılıçlar çekiliyor”. Şahıslara “faturalar ciro ediliyor”. Şüphesiz her siyasi hareket gibi Ak Parti hareketinin de yapmış olduğu hatalar vardır. Ak Parti gibi, kurulduğu günden bu yana ulusal ve uluslararası statüko ile mücadele eden, derin yapılar ile 13 yıl boyunca düşük yoğunluklu bir savaş içerisinde olan ve bu nedenle rahat yüzü görüp kendi içindeki aksaklıklara, eksikliklere bakma fırsatı bulamayan bir partide bazı yanlışlar olması doğaldır. Ancak bu yanlışları tam da seçim arifesinde dile getirmek yarardan çok zarar sağlar.
Bu kritik zamanda “hesap sorarcasına” yapılan iç eleştiriler, “antagonizmaların kutsal ittifakı”na “sakız/malzeme” olmaktan başka bir işe yaramaz. Şüphesiz bu tavır, eksiklikleri görmezden gelme anlamı taşımaz. Ancak bunun zamanı şimdi değil, 7 Haziran’dan sonraki günlerdir.
Son tahlilde bu seçimler, diğer seçimlere kıyasla darbe girişimlerine karşı mücadele açısından görece daha rahat bir seçim gibi görünse de, statüko ile mücadele henüz bitmiş değil.

Hâlâ bir oy her şeyi değiştirebilir.!

13 yıldır tırnakla kazıyarak kazanılan bütün kazanımlar kaybedilebilir.
Zira “eski Türkiye” henüz tam olarak “eskimiş değil”.
Hemen yanı başımızda duruyor.
Bu gerçeği göz ardı etmemek, rehavete kapılmamak ve mutlaka sandığa gitmek gerekiyor.
Unutmayın.!
Son sözü sandık söyleyecek…

  • Abone ol