Meclis takvimi gereği TBMM, Ekim ayının ilk haftasında açılacak.

Bu yılki açılışın geçmiş yıllara benzemeyeceği çok açık. Her yıl tekrarlanan şeylerin bir benzeri yaşanmayacak büyük olasılıkla ve magazinci medyanınmeclis geyiği yapmasına fırsat vermeyecek bir kasvete gömüleceğiz muhtemelen.

Açılış konuşmasında Başbakan'ın neler söyleyeceği, seçilmiş milletvekillerden hangi hanımefendi veya beyefendinin daha şık göründüğü, akşam resepsiyonlarına komutanların ne ölçüde katıldıkları, İsrailli diplomatların bu resepsiyonlarda yer alıp almayacağı yeterince konuşulup haber yapılamayacak ne yazık ki...

Başka bir şeyi konuşacağız ilk günden.

Başbakan'ın 'tükürdüklerini yalayacaklar' ya da 'kuzu kuzu dönecekler' minvalinde sözler söylediği BDP grubuna çekilecek tüm dikkatler.

BDP'li vekillerin meclise dönüp dönmeyecekleri; şayet dönerlerse, Başbakan'ın açıklamalarına karşı neler söyleyecekleriyle yatıp kalkacağız bir kaç gün.

Meclis çatısı altında bir it dalaşı, bir soğuk savaş, psikolojik harbin özgün bir tezahürü yaşanırken, eşref saatinde TV karşısına kurulan özgür seçmenler olarak bizler, bir kez daha lanet olası bir utancın tekrar filmini izleyecek ve bizim yaratmadığımız bir sorunun olası sonuçlarına katlanma duygusunun omuzlarımıza yüklediği ağırlığın altında ezileceğiz.

Kibrin, ölçüsüzlüğün ve özensiz bir üslubun bir ülkenin barış ihtimalini nasıl ortadan kaldırdığını görmenin ve buna karşı bir şey yapamamanın ağırlığı kursaklarımızda düğümlenen bir nefes gibi kalakalacak ve biz kardeşleşme projesine uzaktan el sallamakla yetineceğiz.

Zira bu ülkede siyaset yapan ciddi bir kesim için BDP'lilerin kuzu kuzu döndüğünü ya da tükürdüğünü yaladığını görmek kardeşlikten âlâ nasılsa...

BDP Ne Yapmalı:

BDP, ufukta beliren barış ihtimalini kaba-saba bir dilin yıkıcı etkisine terketmeden, siyasal misyonunun gereğini yerine getirmelidir kuşkusuz.

Meclise dönerek yemin törenine katılmalıdır.

Son yüz yılı tamamen acı ve gözyaşı ile yazılmış bu ülkenin kaderini değiştirmeli; kardeşin kardeşte açtığı yarayı kanatacak sözcüklerin havada uçuşmasına meydan vermeden, egemen dilin kirli- paslı savaş naralarına karşı barış seçeneğini haykırmalı ve tarihe kocaman bir not düşme fırsatını yerine getirme yolunu seçmelidir.

Bunu her şeyden önce kendi seçmenine karşı bir borç, yerine getirmesi gereken bir ödev olarak kabul etmeli, buna uygun davranmalıdır BDP.

BDP, her şeyden önce meclise Kürtler için dönmelidir. Irzına geçilip dışkı yedirilen, yakınlarını kaybetmiş, köyü yakılmış, sürgüne zorlanmış yasaklı Kürtlerin sesi olmak için dönmelidir.

Her mitinginde ortalama bir insanın öldürüldüğü, onlarcasının gaz ve sopalarla yaralandığı, yüzlercesinin gözaltlarına alındığı hatta tutuklandığı, kolları kırılan, tüfek dipçikleriyle kafatasları göçertilen üyelerinin haklarını aramak için meclise dönmelidir BDP.

Kürt sorununun eşit ve özgür bir düzlemde çözümüne inanmış aydınlara vefa borcunu ödemek için dönmelidir.

Her şehit haberiyle bin kez daha ölen Türkiye halklarını acılarıyla baş başa bırakmamak için, ateşin düştüğü yeri yakmadığını ve önü tutulmadıkça herkesi yakabileceğini göstermek için, her ölüm sonrası derme çatma köy evleriyle TV’lerde gördüğümüz; mağrur bir edayla evlatlarının tabutlarını seyreden fakir- fukara Anadolu halkı için dönmelidir.

Yakınları gözaltında kaybedilmiş cumartesi anneleri için meclise dönmelidir BDP. Beyaz tülbentli anaların sonsuz evrende yiten ağıtlarının, üzerinde çocuklarının isimleri olan mezar taşlarına gözyaşı olarak akabilmesi için…

Anadilde savunma hakkı için, haksız yargılamalar ve KCK tutukluları için. Cezaevlerine tıkılan seçilmiş milletvekili, belediye başkanları, seçilmiş kent yöneticileri, parti yöneticileri, gazetecileri, yazarları, imamları için.

Koyununu otlatırken başka bir şey sanıldığı için öldürülen çobanlar için, mantar toplarken kurşuna dizilen köylüler, oyun oynarken bulduğu cismin patlamasıyla ölen her bir çocuk, roket mermisiyle bedeni parçalanan Ceylan, güpegündüz onlarca kurşunla öldürülen 12 yaşındaki Uğur için dönmelidir.

Pimi çekilip ellerine bomba tutuşturulan kurşun askerler için; şakayla öldürülen, kazayla ölen, askeri kışlalarda intihar eden ve ne hikmetse tamamına yakını Kürt olan askerlerin karanlık yazgısını sorgulamak için meclise dönmelidir.

Yeni anayasayı yapacak yegâne gücün kendisi olduğunu bilerek meclise dönmelidir BDP. Kürt haklarının anayasal teminatı için, ana dilde eğitim hakkı, özerk yönetim, siyasi af, seçim barajları için…

Bil cümle yasaklara ve hukuk dışılığa karşı vicdanın, aklın ve ahlâkın kavgasını verecek biricik gücün kendisi olduğunu bilerek, meydanı ırkçı ve şovenlere terk etmeden BDP, demokrasi kavgasındaki yerini derhal almalıdır.

30 yıldır sürdürdüğü demokrasi ve eşitlik mücadelesiyle kendi önceli olan tüm devrimci kalkışmaların en etkilisi olan Kürt özgürlük hareketi, başka eylem biçimleri bir yana parlamenter demokratik mücadele ile, açık kitle hareketinin ve örgütlü halkın neleri yapabileceğini gösterdi bugüne kadar.

Bundan sonra da aynı olgunluk ve sorumlulukla hareket etmeli ve bu kavgayı bitirecek son adımı atmalıdır. Çatışmaların sona ermesi, kardeş kanının durması, onurlu bir barış atmosferinin oluşması; Başta AKP olmak üzere Türkiye’yi yöneten kadroların niyetine göre hız kazanacaktır belki ama, barışı sağlayacak olan asıl gücün özgürlük hareketi ve onun meclisteki temsilcisi olan BDP olduğu aşikârdır.

Barış, onu gerçekten isteyenlerin çabalarıyla taçlandıracaksa bu kadim toprakları, onu ilan edecek olan temel gücün BDP’yi parlamentoya taşıyan irade olduğu unutulmamalıdır.

Aynı irade, savaşı Diyarbakır’dan yürüttü bugüne kadar. Şimdi sıra barışın tesisinde ve bunun yolu bugün için meclis çatısı altında çalışmaktır; BDP’de meclis salonundaki yerini almalıdır.    

 

  • Abone ol