Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Mehmet Ocaktan

Karar



Bookmark and Share

Sezai Karakoç Mozart ve Mona Roza’lı bir gece...


18.2.2018 - Bu Yazı 274 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İnsan kendi kişisel tarihinin arka odalarına kısa yolculuklar yaptığında bazen hüzünlerle, bazen de coşkulu anlarla buluşur. Nedense genellikle hüzünlü anları atlayıp, zihninizde hala pırıltısını kaybetmeyen güzellikleri tekrar tekrar hatırlayarak bugüne taşımayı tercih edeniz.

Çok tuhaf, şimdi geriye dönüp baktığımda özellikle çocukluğumun neredeyse her anını satır satır ezbere okuyabiliyorum. Özellikle de hafızlık yaptığım yıllar... Keşke mümkün olsa, boyumu aşan karlı kış günlerinde babamın omzunda elimde Kur’an camiye mukabele okumaya gittiğim o büyülü günleri tekrar yaşayabilsem. O günlerin hafızama nakşedilen bazı anları var ki, her hatırladığımda zihnimde hüzün ve sevinç karışımı duygusal bir sel oluşur.

Hiç unutmam henüz 11 yaşındaydım, gece yarısına kadar Kur’an ezberlediğim için geç yatmıştım, erkenden kalkıp sabah namazına gittim, namazın ikinci rekatinde secdede uyuyup kalmışım, cemaat camiden çıkmış ve en son bir amca yanıma gelip yavaşça beni uyandırmıştı. Uyandığımda birden ‘Felak’ suresini okumaya başlamıştım, şimdi bile hala zihnimde o sure yankılanıyor.

Devasa çam ağaçlarının, gürgenlerin, ardıç kokulu kırların çevrelediği Karyağmaz köyünün iğde kokulu sokaklarında geçen çocukluğumun her gününü yeniden hatırladığımda şiir tadında hatıralarla dolu olduğunu görüyorum. Ancak her dönemin hatıraları kendine has özellikler barındırıyor. Ama en yoğun yaşanan dönemler çocukluk ve lise yılları olsa gerek... En azından benim için öyle...

Hiç unutmam, yıl 1975 lise ikinci sınıftayım. Bir Cumartesi günü Bursa Endüstri Meslek lisesinde okuyan bir arkadaşım, beni üniversite öğrencilerinin kaldığı bir eve götürdü. İktisadi Ticari İlimler Akademisi, Tıp Fakültesi ve Eğitim Enstitüsünde okuyan öğrencilerdi bunlar... O güne kadar hiç öyle bir evle karşılaşmamıştım, neredeyse salonun bütün duvarlarını kaplayan muhteşem bir kütüphane vardı. Kütüphanede hiçbir ideolojik sınırlama olmadan, aklına gelebilecek her tür kitap vardı. Romanlar, hikaye kitapları, şiir, tarih, sol ve İslami düşünceye ait fikri ve felsefi kitaplar...

Evde akşam namazını cemaatle kıldık, sonra yemek ikram edildi. Bir anda salonun köşesinde duran pikaptan o güne kadar hiç duymadığım bir müzik sesi yükselmeye başladı. Sonra öğrendim ki bu Mozart’ın 40. Senfonisiymiş. Ve hemen arkasından akademide okuyan bir ağabey ağır ağır bir şiir okumaya başladı:

 

/Ellerin, ellerin ve parmakların,

Bir nar çiçeğini eziyor gibi,

Ellerinden belli olur bir kadın,

Denizin dibinde geziyor gibi,

Ellerin, ellerin ve parmakların...

 

Zaman çabuk geçiyor Mona,

Saat onikidir söndü lambalar,

Uyu da turnalar gelsin rüyana,

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar,

Zaman çabuk geçiyor Mona.../

 

Kelimenin tam anlamıyla çarpılmıştım...Bu bir kitap değildi, fotokopi çekilip kitap haline getirilmişti ve ‘Mona Roza’ adlı tek şiirden oluşan bir kitaptı. Yani büyük şair Sezai Karakoç’un şiiri... O gece Sezai Karakoç’un fotokopi ile çoğaltılan el yapımı ‘Mona Roza’ kitabından bir adet de bana hediye ettiler. Yukarıdaki dizeleri o fotokopi kitaptan aynen aldım. Hala başucumda o el yapımı kitap duruyor... Aynı gece Sezai Bey’in ‘Kıyamet Aşısı’ kitabını da hediye etmişlerdi, yurda gittiğimde bir solukta okuyup bitirdim. Aslında bir lise öğrencisi olarak ‘Kıyamet Aşısı’anlayarak okuduğumu söyleyemem, ama müthiş etkilenmiştim, içim içime sığmıyordu. Adeta şiir tadındaydı...

Hasılı, Sezai KarakoçMona RozaKıyamet Aşısı ve Mozart’ın Bursa’da buluştuğu o gece hayatımın dönem noktası oldu...

.

Facebook Yorumları

reklam
23.4.2018
Endişeye gerek yok Türkiye’nin ekseni değişmez
20.4.2018
Siyasetin matematik profesörü Devlet Bahçeli
18.4.2018
Bahçeli’nin erken seçim telaşının şifreleri
16.4.2018
Demek ki Suriye’de tek patron Rusya değilmiş
15.4.2018
Edebiyatsız bir dünya hayal edebilir misiniz?
13.4.2018
Trump dünya ile dalga mı geçiyor?
11.4.2018
Bu manyağı durduracak bir güç yok mu?
9.4.2018
Peygamber, iktidarı hiçbir zaman mutlaklaştırmadı
8.4.2018
Her şairin ölümüyle biraz daha yalnızlaşıyoruz
6.4.2018
İslam devleti hayalinin altından IŞİD karanlığı çıkar mı?
4.4.2018
Hukuk ve ahlâk dinle dayanışma içinde olmalı
2.4.2018
Varna’nın ötesini istiyoruz
1.4.2018
Söyleyin bana nasıl bir dünya burası?
30.3.2018
Uçurumun kıyısındaki demokrasi
28.3.2018
Liberal demokrasiye kısa bir mola mı?
26.3.2018
Hz. Peygamberin ‘ümmet’ tanımını anlayabildik mi?
23.3.2018
Beyler ayağımızın altındaki toprak kayıyor!
21.3.2018
Keşke hocalarımız İmam-ı Azam’ı anlayabilse...
19.3.2018
Keyfiliğin tek çaresi hukukun üstünlüğü
16.3.2018
Nurettin Yıldız’dan özür dilemeyi çok isterdim
14.3.2018
Modernleşme maceramız ve Gökalp’in ülküsü
12.3.2018
Din değil yobaz zihniyet güncellenmeli
9.3.2018
Yapay zeka dijital diktatörler yaratır mı?
7.3.2018
Dindarların fanatizmle imtihanı
5.3.2018
Demokraside evrensel kalite çok yakındı ama...
4.3.2018
‘Tut yüreğimden anne’ diyebilmek ne güzel...
2.3.2018
28 Şubat darbesinin henüz kapanmayan defteri
28.2.2018
Herkesin kendine göre bir Abdülhamid’i var...
26.2.2018
Hukuk ve adalet tarihin en kadim arayışı...
23.2.2018
OHAL neslinin nasıl bir Türkiye hayali olur?
21.2.2018
Rusya’nın PKK-YPG’yi terörist ilan etmemesi boşuna değilmiş
19.2.2018
Batı ile normalleşme provasının anlamı
18.2.2018
Sezai Karakoç Mozart ve Mona Roza’lı bir gece...
16.2.2018
Hz. Peygamber adildi ve özgür bireyler yetiştirdi
14.2.2018
‘Yapay zeka’ ile demokrasinin de sonu gelir mi?
12.2.2018
İdeolojik nesiller yapay zekayı nasıl anlayacak?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı