Mehveş EVİN

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Yazıklar olsun! Cumhuriyet'te tahliye yok


12.9.2017 - Bu Yazı 614 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Cumhuriyet davasının dünkü celsesinde ara karar verilmeden bu başlığı attım.  Çünkü adım gibi biliyorum ki bu ülkede adalet yok, yargı iktidara teslim, korkunç bir korku rejiminin gölgesindeyiz... Zaten aksi sözkonusu olsaydı bu dava hiç açılmaz, meslektaşlarımız uyduruk, akıl almaz gerekçelerle 300 günden fazla özgürlüklerinden mahrum bırakılarak hapiste tutulmazdı. Cumhuriyet davası denen komedi sürdürülebiliyorsa bu, KHK hükümleri sayesindedir. 

Gece yarısı, arkadaşlarımızın tutukluluk halinin devamına karar verildi.

Biraz Silivri'yi anlatayım size. Davanın ilk duruşması Çağlayan'da görülse de devamı Silivri Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesine taşındı. Neden derseniz, hukuki olarak hiçbir açıklaması yok, ancak heyet 'büyük kalabalık'ları öne sürerek böyle karar aldı. 

Sabahın erken saatlerinde yollara düşenler, saatlerce dışarıda, itiş kakışın arasında bekletildi. Büyük bir kısmı içeriye giremedi, buna avukatlar ve basın mensupları da dahildi. Aynı gün, Tuzla Piyade Okulu'nun duruşması da görüldüğünden inanılmaz bir kalabalık ve 'oğlumu aylar sonra ilk göreceğim, beni bırakın gireyim' çığlıklarının arasında yaşanan biteviye dram. Eh, zaten istedikleri bu değil mi?                                                                   

KIRAÇ VE 'CUMHURİYET MİRASI'

Birkaç saat bekledikten sonra ara verildiğinde içeriye girebildim. Kapıda ne kadar elektronik eşyanız varsa teslim etmek zorundasınız; basın kartınız olsa dahi telefona izin yok. Biz gazeteciyiz, telefon bize en lazım şey? Hayır efendim, yasak! (Çağlayan'da mahkeme salonuna alabiliyorsunuz, tek yasak sesli ve görüntülü kayıt.) 

Merakla beklenen tanık ifadelerinden biri, İnan Kıraç'a aitti. Mahkeme, geç gelen Kıraç'ı beklediği gibi 'buraya kadar yordukları' için neredeyse özür dileyecekti. İnan Kıraç, İlhan Selçuk'un 'mirası'ndan dem vurdu, Cumhuriyet'i artık okumadığını belirtti. Bir dönem Vakıf'ta oy hakkı olan Kıraç, 'benim oyumu saymadılar' dese de Orhan Erinç, neden oyunun geçerli sayılmadığını açıkladı. Anlaşılan İnan Bey, kendini oyun dışında hissetmiş ve pek içerlemişti. 

Kıraç'ın İlhan Selçuk'un mirasına atfına en güzel dolaylı yanıt, birkaç saat sonra söz alacak dostum, Cumhuriyet'in tutuklu yayın yönetmeni Murat Sabuncu'dan geldi. Cumhuriyet, 80 darbesinden sonra 'Atatürk'e dil uzatıldığı' gerekçesiyle yayını durdurulmuş bir gazetedir. Aynı şekilde Selçuk, 82'de 'Ben Atatürkçü değilim' yazısı nedeniyle yargılanmıştı. Mütemadiyen sorgulanan Vakıf senedinde 2 unsuru vurguladı Sabuncu: 1-Cumhuriyet, Cumhuriyet değerlerini savunur, 2- Atatürkçülüğü temel alır. Kısacası, 'Atatürkçülük ve Cumhuriyet' üzerinden yürütülen tartışmalar boş olduğu gibi, dönemin baskıcı rejimine göre farklı şekillerde, gazeteciliği baskılamak için kullanıldı.

BYLOCKÇUDAN GELEN MESAJI KİMSE KONTROL EDEMEZ 

İlk duruşmada mahkeme heyeti, bir suçmuşcasına gazeteciliğin ABC'sini sorgulamıştı. Muhabirin başlığının değiştirilmesinden tutun, atılan manşetin Vakıf'ça denetlenip denetlenmediğine kadar, bu mesleği biraz olsun bilene 'Hayırdır, gazetecilik ne zamandan beri suç oldu?' Dedirtecek  sorular bu sefer de yöneltildi. Her mesleğin incelikleri, yapılış şekli vardır; bunun mahkemede tartışılması, ötesinde suç unsuru olarak gösterilmesi kadar saçma sapan birşey yok. 

Mahpus tutulanlara yöneltilen en 'ciddi' suçlama, bylock kullanan kişilerle yaptıkları görüşmelerdi. Hem mali müşavir Emre İper'in savunması, hem IT uzmanının görüşleriyle duruşmanın önemli bir bölümü bylock nedir, kim, nasıl tespit edebilir gibi teknik detaylarla geçti. Sonuç? Bylock, whatapp gibi bir haberleşme uygulaması. Farkı, bylock indirmek için bir koda sahip olmanızın gerekmesi. Ancak kimse, kendisini arayan veya mesaj atanın bylock kullanıp kullanmadığını denetleyemez. Ayrıca bir IP'yi yaklaşık 65 bin farklı port kullanabiliyor ve bunun denetimi, tamamen operatörlerin ukdesinde. İsterse birden fazla kişiye bağlayabiliyor.

112 bylockçu ile görüşmesi gerekçe gösterilerek tutukluluğu sürdürülen Kadri Gürsel, savunmasında tek tek bu numaraların üzerinden geçerek iddiaları çürüttü. Birincisi, 'görüşme' sayılabilmesi için iki kişinin karşılıklı konuşması gerektiği. Oysa Gürsel'in telefonundaki HTS kayıtlarının çoğunda süresi de yazılıydı; çoğu 0 dakikaydı çünkü bunlar kendisine atılan mesajlardı. 

ŞIK İÇİN YENİ UYDURMA SUÇLAMA

Gürsel, Cumhuriyet'e yazılarına ve yayın danışmanı görevine başlamadan çok önce tutulan HTS kayıtlarının Milliyet gazetesi dönemine denk geldiğininin altını çizerek, bu 'olağandışı' görüşme kayıtlarının çoğunun bir dönem kendisine adeta bir bombardıman niteliğinde atılan mesajlardan kaynaklandığını da gözler önüne serdi. Ayrıca sözkonusu numaraları kullananların arasında sadece 3 FETÖ şüphelisi vardı.                    

Ahmet Şık içinse masabaşında 'yeni' bir suç belgesi üretilmiş. Şık, Sabah gazetesi tarafından Karlov cinayetinde PDY unsurlarını yumuşatmakla, perdelemekle suçlanıyor! Suikasta dair attığı tvitlerin bir kısmını hiç gündeme getirmeden, cımbızlanarak yapılıyor bu.  Düşünebiliyor musunuz, suikasta dair dosyada henüz 'FETÖ' suçlaması yok fakat Şık, aslında devletin sorması gereken soruları, iddiaları yönelttiği için itham ediliyor.

 Absürtlük bu boyutlarda işte. Gürsel'in avukatı Köksal Bayraktar'ın savunmasında 'Bu insanlar yargılanıyor, çünkü ülkelerini çok seviyorlar' sözleri, acı olduğu kadar doğru da: Bu dava, sadece bu mahkemeden ibaret değil. Adli olgular açısından baştan aşağıya yanlışlarla, abuk ithamlarla dolu, tamamen siyasi bir dava. Sabuncu'nun dediği gibi, 'küpürlerle, haberlerle yargılanabilir mi bir gazeteci?

Yargı, bu utancı nasıl taşıyacak? Bu ülke, bu utancı ne kadar kaldıracak?  Mağdur konumunda olan sanıklar, haklarında öne sürülen iddiaları çürütseler de hala 'kuvvetli delil karartma şüphesi' denilerek mahpus tutuluyorsa hangimiz kendimizi güvende hissedebiliriz? 

.

Facebook Yorumları

Kod8
19.7.2018
Muhalefet halleri ve Demirtaş’ın sessizliği
17.7.2018
Sieg Heil (*)
13.7.2018
Acılar itinayla mavi halının altına süpürülür
10.7.2018
Hiç bitmeyecek bir savaş (*)
5.7.2018
Basın 24 Haziran dersini aldı mı?
3.7.2018
Tüm muhalefet partileri, cevap verin!
28.6.2018
Koltuk sevdalısı yaşlı adamlar ülkesi
26.6.2018
24 Haziran’dan çıkan tavşanlar
21.6.2018
24 Haziran’ın kaderini onlar belirleyecek
19.6.2018
Her köşeden bakan bir Erdoğan
14.6.2018
Ağlayan patron için ağlaya ağlaya çalışan gazetecilere
12.6.2018
Kürt seçmen yine değere bindi
7.6.2018
Ekolojik yıkım muhalefetin radarında mı?
1.6.2018
Şiddetin magazini varken Gezi’den bahsetmek de ne?
31.5.2018
Şiddetin magazini varken Gezi’den bahsetmek de ne?
29.5.2018
AKP’ye göre 'yıkım ittifakı' ne, muhalefete göre ne?
24.5.2018
AKP neden sandık başına 1 milyon kişiyi hazırladı?
22.5.2018
‘Millet İttifakı’nda beyler yine en önde!
15.5.2018
SIKILDIK biraz hafif kalmadı mı?
10.5.2018
Seçim güvenliği ittifakına TAMAM mı?
8.5.2018
Eksik ittifaka rağmen 24 Haziran’da umut var
3.5.2018
Reis’in mal varlığını açıklamasına ne gerek var?
1.5.2018
Üniversiteden ülkeye: Bölmeye çok meraklılar
26.4.2018
Cumhuriyet davası, Saray yönetiminin özeti
19.4.2018
24 Haziran: Neden bu kadar erken?
17.4.2018
Demirtaş’ı duymanızı neden istemiyorlar?
12.4.2018
Boğaziçili çocuklar
10.4.2018
Kuralsızlık, kural haline gelince...
5.4.2018
Yeni Türkiye’nin şifreleri bu davada saklı
3.4.2018
Meclis’te gösteri skandalı: Kadına dayanamıyorlar
29.3.2018
Medyada kalan son delikler itinayla kapatılır
27.3.2018
Sanata ve sanatçıya sansürde dünya beşincisi Türkiye (Alo Hülya Hanım?)
22.3.2018
Doğan Medya’nın satışı: Şimdi ne olacak?
20.3.2018
Afrin, Şengal, Menbiç: İşgal değil, ihyaymış
15.3.2018
Milliyetçi ittifakın paniği, hayırcıların gücü
13.3.2018
Cumhuriyet davası: Lütfetmenizi değil, adaletin tesisini istiyoruz
8.3.2018
Akvaryumunda mutlu musun kadın?
7.3.2018
Alo BM? Batsın bu dünya!
1.3.2018
Gestapo vatandaş
27.2.2018
Ha cinsel istismar suçları tasarısı, ha ihale şartnamesi
22.2.2018
Tutuksuz yargılanan katırlar, tutuklu yargılanan Başkanlar
20.2.2018
Oh olsun’cular, Saray şakşakçısından ne farkınız var?
16.2.2018
Korkan, birbirine düşman bir topluluğa millet denir mi?
14.2.2018
Formatı robota değil kendinize atın
8.2.2018
Savaş yüzünden konuşulamayanlar
6.2.2018
Canlı ‘faili meçhul’ dönemi
1.2.2018
CHP’den aklın ve vicdanın sesini duymak güzel
30.1.2018
Başrolde SADAT
25.1.2018
The Post ve gazeteciliği özlemek
24.1.2018
Çanakkale geçilecek hem de 500 bin ağaç keserek
23.1.2018
Hazırool! Hadi şimdi rap, rap, rap…
18.1.2018
Yoksa Reis, bir kadından mı korkuyor?
16.1.2018
Asla teslim olmayacağız
9.1.2018
Boğaziçi’yle uğraşmaya doyamadı, acaba neden?
4.1.2018
Yeme bizi Diyanet!
3.1.2018
İkinci makine çağında interneti lanetleyen bir lider
28.12.2017
Ahmet’in sözleri herkese sert bir tokat
26.12.2017
Yeni KHK’ler: İdam fermanı
22.12.2017
Sarı yazmalılara terörist diye saldıran karanlık
20.12.2017
Bilinmeyen diller Meclisi XXX
15.12.2017
'Demokratik toplum adına' Demirtaş’ı tutuklamak...
12.12.2017
Bebelere Kuran eğitimi
7.12.2017
Tek cümle kurmadan ‘akademisyen’ ol, yeter ki ‘barış’ deme!
5.12.2017
Tunca gibi gazetecilere her zamankinden çok ihtiyaç var
30.11.2017
Reza, Ziya enişte, paracıklar ve ötesi...
28.11.2017
'Ben de şiddet gördüm' diyen ünlüleri sokakta da görelim
26.11.2017
Rebus sic stantibus
23.11.2017
Biçilen adalet: Güven, Parıldak, Alpay
21.11.2017
Atatürkçü AKP’ ve Putin ‘antiemperyalizm’i
16.11.2017
AKP’nin sosyal medyadaki paralı asker ordusu büyüyor
15.11.2017
Her tacizci erkek sapık mı?
10.11.2017
Vergi cennetleri yasal, ama meşru değil
7.11.2017
Yazmıyooor, yazmıyooor! Medya neden yaz(a)mıyor?
2.11.2017
At bir ‘Kızıl Soros’ başlığı, altını doldururlar
26.10.2017
Büyük cehalet mi büyük çaresizlik mi?
24.10.2017
İfade özgürlüğüne saldırıların hedefi salt laikler değil
19.10.2017
Kadınlar için tehlikeliyse kimse güvende değil
12.10.2017
Kabile devleti mi dediniz?
10.10.2017
10 Ekim davası Türkiye’nin yönünü belirleyecek
5.10.2017
Ne yani ‘çocuklar ölsün’ mü diyelim?
3.10.2017
Damadın davası ve sızdırma gazetecilik
29.9.2017
Rıza Zelyut ve Alev Coşkun
26.9.2017
Suriyeli 1’inci, Karadenizli 2. sınıf vatandaş, öyle mi?
21.9.2017
‘Tek bir delil gösterin, ömrümü hapiste geçireyim’
19.9.2017
‘Vurun liboşlara!’ Bu mudur?
14.9.2017
Cenazeye saldırmaktan daha aşağılık ne olabilir?
12.9.2017
Yazıklar olsun! Cumhuriyet'te tahliye yok
7.9.2017
Yaşam tarzına müdahale, yaşama müdahale
5.9.2017
Hayırdır beyler? Ensest rahatsız mı etti?
31.8.2017
Müşkülpesent okura bir çift söz
29.8.2017
Kürt, Türk fark etmez: Fakirlere ölüm
24.8.2017
Böl ve yönet, böl ve inşa et!
22.8.2017
Muhalefet hep aynı hataları tekrarlayacak mı?
17.8.2017
Molozdan bile değersizsin ey vatandaş!
15.8.2017
Cengiz’in Cerrattepe yalanlarına inanmayın
10.8.2017
Bizimle mi dalga geçiyorlar, kendileriyle mi?
8.8.2017
'Geceyarısı Ekspresi' hafif kalacak
3.8.2017
Kadını tecrit etmenin binbir yolu
1.8.2017
Bu ülkede herşey yarım, sevinmek ve üzülmek de
27.7.2017
Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!*
25.7.2017
10 maddede Cumhuriyet davası ve önemi
20.7.2017
Korku imparatorluğunda yeni bir eşik aşıldı
18.7.2017
OHAL'E HOŞGELDİNİZ: Nerede adalet, nerede haklar?
13.7.2017
Halkın gözündeki 15 Temmuz
10.7.2017
Kemal Bey 2019’a yürüyor
4.7.2017
Müfredat: Sorun muhafazakarlaşma değil, vahhabileşme
29.6.2017
Başkan’ın yakın halkası (Hızlandırılmış kursumuz yoktur)
27.6.2017
OHAL’de ‘herhal’de aşk
23.6.2017
Adalet için yola düşenler ve yoldan çıkanlar
16.6.2017
Bir gazeteci davası, onlarca dram
13.6.2017
Deniz’ler, Aybüke’ler: Evlatlarını ayırt etmeden sev Türkiye
9.6.2017
Kadın, saç, mehter marşı
6.6.2017
Satın, satın... Memleketi toptan satın!
1.6.2017
Gezi’nin yıldönümü: Biraradayız, yan yanayız!
30.5.2017
Onca kötülük varken iyiliği görebilmek
25.5.2017
Yıkımı fon yapıp instagram’da paylaşmak
23.5.2017
Kamu çalışanlarının keyfi ihracı, kapkaranlık bir Türkiye demek
18.5.2017
Uranyumu açıkta bırakan devlet, nükleer santral hevesinde
16.5.2017
Orospu diye bağırsalar, tükürseler de kadınlar yılmadı
11.5.2017
Öğretmenini sivil ölüme zorlayan ülke
9.5.2017
Doğru soru: Panzerin Silopi’de ne işi var?
4.5.2017
'Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın' kafası
2.5.2017
Erdoğan o köprüleri bizzat attı
27.4.2017
‘Nasıl geçti habersiz...’ dememek için
25.4.2017
Çocuklara nefreti öğretmeye doyamadılar
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8