Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Mehveş EVİN

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Biçilen adalet: Güven, Parıldak, Alpay


23.11.2017 - Bu Yazı 427 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İşi, Cumhuriyet gazetesinin haber sitesinin yayın yönetmenliği. Bir savcının korkunç bir trafik kazasında ölümü, Cumhuriyet’in tvit hesabından -140 karakterle sınırlı bir tvitte- ‘Kamyon biçti’ başlığıyla verildiği için 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası yedi!

Gerekçe gülünç... “FETÖ propagandası” yapmak! Kararda propagandaya ‘gerekçe’ olarak da tvitin altına yapılan yorumlar tek tek sayılmış!

Üstelik sözkonusu tvit, 55 saniye yayında kaldıktan sonra değiştirilmiş; ancak Oğuz Güven, hedef gösterildikten sonra apar topar gözaltına alınıp 32 gün hapiste kaldıktan sonra tahliye edilmişti.  

Pazartesi görülen duruşmasında değil ifade ve basın özgürlüğü, hukuk biçildi, halkın haber alma hakkı biçildi...

Güven’e verilen ceza ‘kesmemiş’ olacak ki kişisel tvit hesaplarından paylaştıkları didik incelendi... Güven’e, çözüm sürecinin henüz sonlanmadığı 2015 yılının başında, RT yaptığı haber&röportajlar nedeniyle 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezası verildi.

Oğuz Güven, sosyal medyada yöneticisi olduğu kurumsal ve kişisel hesaplarındaki 4 içerik nedeniyle, toplam 3 yıl 1 ay hapis cezası aldı.

SARAY MEDYASINA GELİNCE ‘BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ’

Dikkatinizi çekerim: İktidar medyasının DA paylaştığı, sahibinin sesi isimlerin televizyonlarda açık açık konuştuğu, manşetlere çıkardığı PKK ve KCK yöneticilerinin sözleri, haberleriydi bunlar.

Ama sözkonusu olan Cumhuriyet veya ‘muhalif’ sayılan bir yayın ya.. Saray tipi OHAL’le yönetiliyoruz ya...

Kanun, kural ve uygulamalar, duruma, kuruma ve kişisine göre, her an, keyfi olarak değişebiliyor!

Birincisi, bırakın TMK’yi, basın kanununa göre suç teşkil etmeyen, hadi en fazla ‘yakışıksız’ diye nitelendirebilecek, üstelik hemen düzeltilmiş bir başlık yüzünden bir yönetici gazeteci, hapisle cezalandırıldı. Mesaj, internette çalışan yöneticilere, editörlere: Aman ha, iktidarın canını sıkabilecek, söyleminin dışında algılanacak bir haberi, başlığı atmayın! Şimdiye kadar gelmediyseniz hizaya gelin... 

İkincisi, Güven’in yazmadığı, belli ki acemi bir çalışanın düşünmeden, dijital işin gereği ‘hızdan’ kaynaklanan bir başlık bu.

Gazetecilikte, hele internetin hızına yetişmek için ne başlıklar atılıyor; kimi kaldırılıyor, kimi kaldırılmıyor. Ne ayrımcılıklar, ne şiddet provokasyonları yapılıyor. Saray medyasının hesaplarında ‘suç unsuru’ arayıp şikayet etmeye kalksanız, adliyeyi kilitlersiniz.

Hoş, ‘onlar’a gelince ifade ve basın özgürlüğü!

‘GAZETECİYE GÖZDAĞI’NI GEÇELİ ÇOK OLDU

Oğuz Güven’e verilen ceza, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun belirttiği gibi ‘gazeteciye gözdağı’ndan ibaret olsa keşke... Türkiye’de gazeteciler için gözdağı artık ne ki? Türlü baskı, sansür, otosansürle yıllardır mücadele ediyoruz. Peki ya hedef göstermeler, yalan haberlerle karalamalar, tutuklamalar, ev baskınları, tek kişilik hücrelerde tutmalar?

Bunlara gözdağı değil, ancak engelleme, işkence, korku salma diyebiliriz. Üstelik gazetecilere yönelik bu korkunç muameleler, toplumun tümüne yönelik bir tehdit ve korkutma aracı olarak kullanılıyor.

Zaten ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ten vatandaş hapse giriyor; sosyal medya paylaşımlarından da gazeteciler hapse atılmasında amaç belli: ‘Aman biz hiç muhalif haberleri, yayınları paylaşmayalım, hatta takip etmeyelim’ dedirtmek. AKP rejimi için dikensiz gül bahçesi yaratmak.

Özgür, bağımsız medya böylesine güçlüklere rağmen çırpınıyor. Öte yandan darbe girişimi sonrası kapatılan, Zaman gibi doğrudan Gülen’in finanse edip yönlendirdiği kurumlarda çalışan tutuklu gazeteciler var.

İşte onlara gelince, gerek yandaşı, gerek muhalifi hep bir ağızdan ‘Vurun kahpeye’ diyor.

HAPSE GİREN GÜLEN’İN ASKERİ DEĞİL, TOY BİR MUHABİR

E peki cancağızım, ne oldu basın özgürlüğüne? Bir muhabir, sırf çalıştığı kurumun yayın yoluyla yaptığı manipülasyonlardan sorumlu tutulup, terörden yıllarca hapse atılabilir mi? Adalet bunun neresinde?

Doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olup suçu, dahli belgelenmiş olanları kast etmiyorum. Darbe sonrasında yurtdışına giden yöneticileri yüzünden cezalandırılan, cemaat hiyerarşisinde belli ki yeri ve söz hakkı olmayan, kimi cemaat üyesi bile olmadığı halde bu kurumlarda yazıp çizen gazetecilerden bahsediyorum.

Misal; kapatılan Zaman gazetesinin muhabir Ayşenur Parıldak. Kendisini tanımam, haberlerini de takip etmiş değilim. Bir yılı aşkın süredir, üstelik işkence ve cinsel taciz şikayetleriyle hapiste. 27 yaşında, hukuk öğrencisi olan Parıldak için önceki gün ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ suçundan tam 7.5 yıl hapis cezası verildi.

Suçlamalar; ‘bylock kullanmak’, ‘taraflı haberler yazmak’ ve Fuat Avni’yi RT’lemek gibi ‘suç içerir tweetler’ atmak. Böyle uydurma gerekçelerle bir gazeteci 7.5 yıl hapse tıkılabilir mi?

Parıldak’a verilen katmerli cezanın hukuka, mantığa, vicdana uygun olduğunu kimse söyleyemez. Gülen’den, AKP’yle işbirliği günlerinden darbe girişimine, bu ülkeye verdikleri korkunç zarar nedeniyle haklı bir şekilde nefret eden, cezalandırılmasını isteyenlere seslenelim:

Konu Gülen’in baş askerlerinin yargılanması yahut medya yoluyla işledikleri ‘suç’ların tespiti değil. Konu, toy bir muhabire verilen orantısız ceza, adil yargının ayaklar altına alınması.

Son olarak, Gülen medyasında yazdığı için halen hapiste tutulan Şahin Alpay’ın mektubunun son satırlarını aktarayım:

Yaşım hayli ileri. Birçok kronik hastalığım olduğu ve sağlığım giderek kötüleştiği için uzun yıllar yaşama umudum yok. Öncelikle beni yargılayan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, olmazsa Anayasa Mahkemesi’nin tutuksuz yargılanmama karar vererek, kalan yıllarımı eşim, çocuklarım ve torunlarımla geçirmemi mümkün kılmalarını bekliyorum.

Sorarım size: 73 yaşında, kronik hastalıkları olan, ‘suçu’ Gülen medyasında yazmış olmak olan akademisyen yazara reva görülen bu ceza, hangi vicdana, hangi hakka sığar?

.

Facebook Yorumları

reklam
15.5.2018
SIKILDIK biraz hafif kalmadı mı?
10.5.2018
Seçim güvenliği ittifakına TAMAM mı?
8.5.2018
Eksik ittifaka rağmen 24 Haziran’da umut var
3.5.2018
Reis’in mal varlığını açıklamasına ne gerek var?
1.5.2018
Üniversiteden ülkeye: Bölmeye çok meraklılar
26.4.2018
Cumhuriyet davası, Saray yönetiminin özeti
19.4.2018
24 Haziran: Neden bu kadar erken?
17.4.2018
Demirtaş’ı duymanızı neden istemiyorlar?
12.4.2018
Boğaziçili çocuklar
10.4.2018
Kuralsızlık, kural haline gelince...
5.4.2018
Yeni Türkiye’nin şifreleri bu davada saklı
3.4.2018
Meclis’te gösteri skandalı: Kadına dayanamıyorlar
29.3.2018
Medyada kalan son delikler itinayla kapatılır
27.3.2018
Sanata ve sanatçıya sansürde dünya beşincisi Türkiye (Alo Hülya Hanım?)
22.3.2018
Doğan Medya’nın satışı: Şimdi ne olacak?
20.3.2018
Afrin, Şengal, Menbiç: İşgal değil, ihyaymış
15.3.2018
Milliyetçi ittifakın paniği, hayırcıların gücü
13.3.2018
Cumhuriyet davası: Lütfetmenizi değil, adaletin tesisini istiyoruz
8.3.2018
Akvaryumunda mutlu musun kadın?
7.3.2018
Alo BM? Batsın bu dünya!
1.3.2018
Gestapo vatandaş
27.2.2018
Ha cinsel istismar suçları tasarısı, ha ihale şartnamesi
22.2.2018
Tutuksuz yargılanan katırlar, tutuklu yargılanan Başkanlar
20.2.2018
Oh olsun’cular, Saray şakşakçısından ne farkınız var?
16.2.2018
Korkan, birbirine düşman bir topluluğa millet denir mi?
14.2.2018
Formatı robota değil kendinize atın
8.2.2018
Savaş yüzünden konuşulamayanlar
6.2.2018
Canlı ‘faili meçhul’ dönemi
1.2.2018
CHP’den aklın ve vicdanın sesini duymak güzel
30.1.2018
Başrolde SADAT
25.1.2018
The Post ve gazeteciliği özlemek
24.1.2018
Çanakkale geçilecek hem de 500 bin ağaç keserek
23.1.2018
Hazırool! Hadi şimdi rap, rap, rap…
18.1.2018
Yoksa Reis, bir kadından mı korkuyor?
16.1.2018
Asla teslim olmayacağız
9.1.2018
Boğaziçi’yle uğraşmaya doyamadı, acaba neden?
4.1.2018
Yeme bizi Diyanet!
3.1.2018
İkinci makine çağında interneti lanetleyen bir lider
28.12.2017
Ahmet’in sözleri herkese sert bir tokat
26.12.2017
Yeni KHK’ler: İdam fermanı
22.12.2017
Sarı yazmalılara terörist diye saldıran karanlık
20.12.2017
Bilinmeyen diller Meclisi XXX
15.12.2017
'Demokratik toplum adına' Demirtaş’ı tutuklamak...
12.12.2017
Bebelere Kuran eğitimi
7.12.2017
Tek cümle kurmadan ‘akademisyen’ ol, yeter ki ‘barış’ deme!
5.12.2017
Tunca gibi gazetecilere her zamankinden çok ihtiyaç var
30.11.2017
Reza, Ziya enişte, paracıklar ve ötesi...
28.11.2017
'Ben de şiddet gördüm' diyen ünlüleri sokakta da görelim
26.11.2017
Rebus sic stantibus
23.11.2017
Biçilen adalet: Güven, Parıldak, Alpay
21.11.2017
Atatürkçü AKP’ ve Putin ‘antiemperyalizm’i
16.11.2017
AKP’nin sosyal medyadaki paralı asker ordusu büyüyor
15.11.2017
Her tacizci erkek sapık mı?
10.11.2017
Vergi cennetleri yasal, ama meşru değil
7.11.2017
Yazmıyooor, yazmıyooor! Medya neden yaz(a)mıyor?
2.11.2017
At bir ‘Kızıl Soros’ başlığı, altını doldururlar
26.10.2017
Büyük cehalet mi büyük çaresizlik mi?
24.10.2017
İfade özgürlüğüne saldırıların hedefi salt laikler değil
19.10.2017
Kadınlar için tehlikeliyse kimse güvende değil
12.10.2017
Kabile devleti mi dediniz?
10.10.2017
10 Ekim davası Türkiye’nin yönünü belirleyecek
5.10.2017
Ne yani ‘çocuklar ölsün’ mü diyelim?
3.10.2017
Damadın davası ve sızdırma gazetecilik
29.9.2017
Rıza Zelyut ve Alev Coşkun
26.9.2017
Suriyeli 1’inci, Karadenizli 2. sınıf vatandaş, öyle mi?
21.9.2017
‘Tek bir delil gösterin, ömrümü hapiste geçireyim’
19.9.2017
‘Vurun liboşlara!’ Bu mudur?
14.9.2017
Cenazeye saldırmaktan daha aşağılık ne olabilir?
12.9.2017
Yazıklar olsun! Cumhuriyet'te tahliye yok
7.9.2017
Yaşam tarzına müdahale, yaşama müdahale
5.9.2017
Hayırdır beyler? Ensest rahatsız mı etti?
31.8.2017
Müşkülpesent okura bir çift söz
29.8.2017
Kürt, Türk fark etmez: Fakirlere ölüm
24.8.2017
Böl ve yönet, böl ve inşa et!
22.8.2017
Muhalefet hep aynı hataları tekrarlayacak mı?
17.8.2017
Molozdan bile değersizsin ey vatandaş!
15.8.2017
Cengiz’in Cerrattepe yalanlarına inanmayın
10.8.2017
Bizimle mi dalga geçiyorlar, kendileriyle mi?
8.8.2017
'Geceyarısı Ekspresi' hafif kalacak
3.8.2017
Kadını tecrit etmenin binbir yolu
1.8.2017
Bu ülkede herşey yarım, sevinmek ve üzülmek de
27.7.2017
Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!*
25.7.2017
10 maddede Cumhuriyet davası ve önemi
20.7.2017
Korku imparatorluğunda yeni bir eşik aşıldı
18.7.2017
OHAL'E HOŞGELDİNİZ: Nerede adalet, nerede haklar?
13.7.2017
Halkın gözündeki 15 Temmuz
10.7.2017
Kemal Bey 2019’a yürüyor
4.7.2017
Müfredat: Sorun muhafazakarlaşma değil, vahhabileşme
29.6.2017
Başkan’ın yakın halkası (Hızlandırılmış kursumuz yoktur)
27.6.2017
OHAL’de ‘herhal’de aşk
23.6.2017
Adalet için yola düşenler ve yoldan çıkanlar
16.6.2017
Bir gazeteci davası, onlarca dram
13.6.2017
Deniz’ler, Aybüke’ler: Evlatlarını ayırt etmeden sev Türkiye
9.6.2017
Kadın, saç, mehter marşı
6.6.2017
Satın, satın... Memleketi toptan satın!
1.6.2017
Gezi’nin yıldönümü: Biraradayız, yan yanayız!
30.5.2017
Onca kötülük varken iyiliği görebilmek
25.5.2017
Yıkımı fon yapıp instagram’da paylaşmak
23.5.2017
Kamu çalışanlarının keyfi ihracı, kapkaranlık bir Türkiye demek
18.5.2017
Uranyumu açıkta bırakan devlet, nükleer santral hevesinde
16.5.2017
Orospu diye bağırsalar, tükürseler de kadınlar yılmadı
11.5.2017
Öğretmenini sivil ölüme zorlayan ülke
9.5.2017
Doğru soru: Panzerin Silopi’de ne işi var?
4.5.2017
'Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın' kafası
2.5.2017
Erdoğan o köprüleri bizzat attı
27.4.2017
‘Nasıl geçti habersiz...’ dememek için
25.4.2017
Çocuklara nefreti öğretmeye doyamadılar
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı