• 24.11.2013 00:00
  • (3089)

 Yalan söyledim, iyi bir içiciyim. Ama belki Voltaire’in herkesin katıldığı o meşhur “Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi söyleme özgürlüğünüzü sonuna kadar destekliyorum” sözünü azıcık deforme edersem biz zencilerle empati kurarsınız diye düşündüm.

Zira hakikaten çok mağduruz Memed Ali Bey! Doğru sustuk, sustukça sıra en özel alanlarımıza geldi; suçun büyüğü biz tiryakilerin. Önce barlardaki, kafelerdeki hakkımızı alıp götürdüler sesimizi çıkartmadık, çünkü bizlere özel bölümler ayırmışlardı. Sonra işyerlerimizdeki odalarımızın dumanlı havasını aldılar, sesimizi çıkartmadık, çünkü kapı önünde içebiliyorduk. Sonra arabalarımızda sigara içmemizi yasakladılar, sesimizi çıkartmadık, çünkü “daha iyi aracımızın değeri düşmez” dedik. Başbakan gazetecilerin cebinden sigara paketini, ağızlarından da “içmeyeceğim” sözünü aldığı zamansa, bizim için sesini çıkartacak kimse kalmamıştı...

Evet, tamam Frengistan’da falan da yasak. Adamlar parklarda bahçelerde dahi içirmiyorlar ama hangi batının kültürünü değil, ilmini, fennini alacaktık? Bu ne jöntürlük?

Şimdilerde ev sahiplerinin kontrata sigarayla ilgili kısıtlama maddeleri ekleyebileceğinden falan bahsediliyor. Cezalar da artacakmış. Kendisine ehliyet soran trafik polisine Diyarbakırlı arkadaşımızın söylediği gibi “Hani çözüm süreci başlamıştı?” Böyle mi çözeceksiniz tiryakilik problemini? 10 yıldır ortaya çıkmayan o meşhur “gizli ajandanızda” bizler için nihai çözümler de mi var?

Hem bizler siz Yeşilaycıları anlamak için bakın nasıl çaba harcıyoruz. Tamam, beraber bulunduğumuz kapalı alanlarda sizi rahatsız etmemek için yasaklara uyuyoruz. Hatta mantığına kendimizi de inandırdık. Sigara yasağının ilk günlerindeki birkaç tatsız olayı saymazsak, polis kayıtlarına geçen bir vukuatımız var mı? Biraz empati beklemeye hakkımız yok mu?

Tek talebimiz Ertuğrul Özkök’ün kulakları çınlasın, “bölünme!” Evet, aynen öyle! Madem öznelliklerimizi, tercihlerimizi koruyarak bir arada yaşayamıyoruz, o halde irademizle gittiğimiz mekânlarda da ayrı oturalım. Görelim bakalım kimin masası daha kalabalık oluyormuş.

Hemen yüzünüzü buruşturmayın. O sinir bozucu beyazlıktaki otuz iki dişinizi gösterip attığınız kahkahaların nedeni argümanlarınıza da çok güvenmeyin.

Biz de okuyoruz, araştırıyoruz icabında. Hatta geçen gün “sigara içtiğiniz için teşekkür ederiz” isimli bir film izledim. Zaten bu yazının cesaretini de oradan aldım.

Mustafa Acar, Liberte yayınlarından çıkan piyasa dergisindeki makalesinde, insanların sigaranın zararlarını ve risklerini olduğundan fazla sanmalarına rağmen tükettiklerini bilimsel bilimsel anlatmış işte. Telaşa mahal yok yani, o güzelim filmlerimizi mahvetmeyi bırakın, kamu spotlarıyla canımızı sıkmayın, bilerek içiyoruz. Ayrıca öğreniyoruz ki ortalama bir sigara tiryakisi için bilim adamlarının tespit ettiği akciğer kanseri riski de %6-13 arasındaymış. Lafı bile olmaz, “hızlı yaşa genç öl” inancımızla.

Ecnebilerden referans da vereyim ki, şeklim olsun, gözünüz dönsün. Quebee Üniversitesi’nde iktisat dersleri veren Pierre Lemieux var. Ki gayrı gözümde hocaların hocasıdır, canım benim araştırmış bulmuş çıkartmış o sizin Yeşilaycı yar doç’larınızın “sözde sigara soykırımı yalanı masalı”nın çelişkilerini.

Hocaların hocası diyor ki, Yunanlılar kişi başına sigara tüketimde dünyanın önde gidenidirler. Buna karşın akciğer kanseri vakaları cennet ülkelerinde nadirdir. E n’olacak şimdi? Tabii Nasrettin Hoca durur mu, EPA 1992 tarihli meşhur sigara karşıtı raporuna muğlak bir ilave yapıverir. Derki “Her doğan Yunanın fosur fosur sigara içtiğine inanıyorsun da, Yunanistan’da meyve tüketim oranı yüksek olduğu için ölmediklerine niye inanmıyorsun?”

Ama elin İngiliz (dikkat edin yazıdaki ikinci akademik geliyor) filozofu Antony Flew tanır mı Nasrettin hocayı, arsızca patlatır cevabı EPA’ya: “Öyleyse EPA bürokratları, neden tüketicilere sigarayı bırakmak yerine meyve yemeyi önermiyorlar!”

Biraz ağır olmuş doğru. Ama alın size, aynı zamanda, sigara içmenin beyin hücrelerine zarar verdiği tezini de çürüten bir cevap. EPA sus pus tabi. O gün bu gündür raporları daha naif derler.

Daha neler neler var dergide. Bu tip yasakların mülkiyetin kamulaştırılmasına neden olduğunu tezini mi ararsınız? Yoksa Mises’in “Eğer bir insanın tüketimini belirlemek gayesiyle o kişinin özgürlüğü yok edilirse, tüm özgürlükler ortadan kaldırılmış olur” sözünü mü? Ama girmiyorum bunlara, sonra “Mises’ten alıntı yapan solcu” diye çemkiriyor bizimkiler.

Zaten bu yazıda Pazar günü için, samimi hislerle yazılmış bir mağduriyet beyanı. Fazla ciddiyete gerek yok. Yoksa biz de “en iyi biliriz” şöyle cümleler kurmayı : “Devlet paternalist bir tavırla, bizleri bilinçli tercihlerimizin risklerinden korumak için yasaklar koyacağına... (aman dayamamdım, sonunu getiremeyeceğim) yaksın bir cigara.

Yasal Uyarı: Bu yazıda, her ne kadar devletler ve ideolojiler kadar insanın ölümüne neden olmasa da sağlığa zararlı olan sigara ve tiryakileri aşağılanmamıştır. 18 yaşından küçükler okumasın, sigaraya da özenmesin. Maruz kalan steril büyüklerse, eğer etkilendilerse en yakın sağlık kuruluşuna başvursun. Kanser ilaçları ateş pahası ama bu hizmet “bedeve” nasılsa.