• 25.03.2014 00:00
  • (2922)

 Hafta sonu, Twitter’ın bir mahkemenin verdiği kararı umursamaması nedeniyle

Türkiye’de erişim geçici olarak engellendi. Mahkeme bu kararını, mahrem

görüntüleri sahte isimle açılan twitter hesabı üzerinden yayınlanan bir

kadının şikâyeti üzerine almıştı.

 

O gün bugündür tartışma sürüyor. İlkesel olarak aksi iddia edilemeyecek olsa da “yasaklara karşıyız” mottosunu

tekrar ederek mevzua dair her türlü argümana kulaklarını tıkayanlar az değil. Daha önce, bu somut olaya benzer durumlarla karşılaşıp feveran edenlerin, savcılıklara başvuranların, hatta Başbakan Erdoğan’dan “müdahale” isteyenlerin “isyanları” ise acınası.

 

Örneğin geçtiğimiz

aylarda bir twitter kullanıcısını kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle

mahkûm ettiren Aylin Aslım şimdi internete sınırsız özgürlük naraları

atıyor.

Bir süre önce eşinin mayolu görüntüleri

internet sitelerinde yayınlanınca bizzat Erdoğan’a mektup yazıp

“müdahale rica eden” Oktay Kaynarca, twitter yasağına twitter’dan tepki

gösteriyor:

“Twitter'ı kapat, Facebook'u yok et, interneti engelle de aklımızı vicdanımızı yüreğimizi nereye gömeceksin?”

Kendilerini

eleştiren meslektaşlarını ve twitter hesaplarını “savcılarına” şikâyet

ettikleri ortaya çıkan bazı Zaman ve Taraf yazarları “direnin” çağrıları

yapıyorlar.

Ekşi sözlüğün kapatılması için yaptığı başvuru matbu olarak internette gezinen gazeteci de isyanda.

Allah aşkına söyler misiniz, sizler için hak olan mahrem hayatın gizliliği ve

güvenlik talebi, niçin başka vatandaşlar söz konusu olunca geçerli

olmuyor? Sonuçlandıklarında, şimdiki durumdan farksız bir sonuca neden

olmayacak hukuki başvurularınız, yoksa bir internete özgürlük

kampanyasının parçası mıydı?

Elbette aklını,

vicdanını, mantığını siyasal iktidara husumete vakfetmiş bu güruhun

popülist atarlanmaları ve ergen tavırları üzerinden bir ilke tartışması

yapacak değiliz. Ama konuya dair tartışmayı sağlıklı bir zeminde

sürdürmek için, bu gürültüleri tarif edip temizlik yapmamız şarttı. O

halde başlayalım.

1- Bu olayda da siyaseten doğruculuk nakaratları, olay üzerine konuşmaya

başladığınız anda detone olur. Tıpkı kanseri henüz yenmiş Defne

Samyeli’ne, sosyal medya üzerinden atılan çamurun anında yayılmasını

konuşur gibi, istisnalardan medet umar ve “o iş başka” ezgisine

başlarsınız.

2- Konu evrensel normlarda da, sanırım Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi prestijli bir kriterdir. Ve Osman Can’ın da konuyla ilgili yazısında hatırlattığı gibi 10. Maddesi de nettir.

"Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...

Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik

bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu

güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin

önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının

korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin

yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı

formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi

tutulabilir."

3- Twitter özgürlüğü talebimizde ilk günden itibaren yaptığımız gibi, twitter’a sorumluklarını üstlenmesi için çağrı yapmak AK Parti muhipliği değildir. Ama son tahlilde bir ticari kuruluş olan Twitter’ın faaliyetlerinde

sınırsızlığını-sorumsuzluğunu savunmayı ifade özgürlüğü diye sunmak

cingözlüktür. Ve dahası bireysel hak ve özgürlükler için bu ticari

kuruluşa hukuka uyma çağrısı yapmayı yandaşlık olarak yaftalamak düpedüz

"akpfobi"den gözü kararmışlıktır.

4- Fikri mülkiyet, mahremiyetin gizliliği ve can güvenliği gibi konularda tüm yayın mecraları sorumluyken, Twitter sadrazamın kuşu mudur ki, buranın bir cangıl olmasını hoş görmek özgürlükçülüğün şanından sayılmaktadır?

5- Nefret suçu ve cinsiyetçilik tanımlarını ağızlarından düşürmeyenler, bu suçlara karşı twitter’ın sorumsuzluğunu isterken nasıl bir aktivistlik profili çizmektedirler?

6- Evet, yayın durdurma yerine link yasağı ideal olan, değil mi? Peki şimdi,

bunu twiter’dan talep eden ancak muhatap bulamayan mahkeme mi yoksa bu

istemi iplemeyen Twitter mı sorumludur?

7- Suça konu olan twitin sahibinin ip’sinin engellenmesi bile, “şimdi de

kullanıcıları engelliyorlar” naralarına neden oluyorken, hukukun “telekinezi yoluyla adalet” sağlaması mı beklenmektedir?

8- Twitter diğer devletlerle ilişkilerinde olduğu gibi, Türkiye’yi de muhatap

kabul edip sorumluluklarını üstlenmeye hazırlanırken,  “Gözümüzden

düştün Jack” demek nasıl bir oryantalizmin türevi ve ezikliğin

göstergesidir?

Aslında haklısınız, bir selfie

eşliğinde “her türlü yasağa karşıyım yanııı” twiti atıp yüzlerce RT

almak varken… Tutmuş neler yazıyoruz.