• 6.07.2014 00:00
  • (2342)

 Ekmeleddin İhsanoğlu Taha Akyol’un programında “bu arada hatırlatayım sayın İhsanoğlu'nun kitapları Türkiye’ye Batılı pozitif bilimlerin girişinin tarihidir” şeklindeki kazık sorularıyla terlerken Twitter’da bir kesim âdeta ferahlıyordu.

Ne kadar iyi gelmişti onlara “uzun adamın” hareketliliği karşısında bu “sakin adamın” durağanlığı.

Erdoğan’ı destekliyor diye “yandaş” ilan ettikleri yazarların gözüne sokmak için tüm “tarafsızlıklarıyla” yüklendiler timeline’a.

Kimine “ılık bir yaz esintisi” gibi gelmişti Ekmel Bey. Bir diğeri ise o meşhur dondurma reklamındaki gibi “hani sıcak kumlardan serin sulara dalarsın ya” öyle olmuştu işte.

Aslında haklılardı; Ekmel Bey, onlar adına bir mola istiyordu Türkiye için…

Sisi ve Esad gibi diktatörlere fiili desteğini “öyle ulu orta kınayamazdım” diyerek açıklayan, Suriyeli mültecilerden “yabancı kaçaklar” şeklinde bahseden Ekmel Beyin Köşk'e çıkması halinde muhtemelen yaprak kıpırdamayacaktı Türk dış politikasında. Mesela, “Şu Suriyelilerden sonra esmerliğimden utanmaya başladım… gidin lan bu memleketten" twitini attığı hesabının fonunda “Soma” yazan destekçisinin arzu ettiği gibi, "elin kara derililerine" kapılarımız duvar olacaktı. 

Kimseyle, hatta kentlerde sivilleri, çocukları bombalarla vuran terörist devletlerle bile de “kötü” olmayacaktık onun Asr-ı Saadetinde. İsrail-Filistin kavgasındaki ideal tavrı soran Taha Bey’e açıkça söylemişti Ekmel Bey, “Yarın bir gün barışırlarsa biz ortada kalmaz mıydık?” Köşk’ü, siyasetin “one minute” çıkışlarını, “aman guzum sonra sen kötü olursun, çok öne çıkma” telkinleriyle, germeden savuşturacak milli bir koruyucu annelik makamına dönüştürecekti.

Kendisini Ahmet Necdet Sezer’in dindar versiyonuna benzetenler de yanılıyorlardı. Zira akşam ayna karşısında çalıştığı siyasilerin kafasına anayasa fırlatma jestini ertesi günkü MGK’da başarı ile hayata geçiren Sezer’in aksine o bir pasif agresifti. Sezer’in alametifarikası makam aracıyla kırmızıda beklemekse, Ekmel Bey sarıda kornaya basmayandı. Atatürkçülüğü bile “kendineydi be annem.” Siyasetçileri eleştirecekse de, aday olur olmaz soluğu aldığı “manevi huzurunda” yaptığı gibi, en fazla kalbi kadar temiz sayfaya dökecekti içini.

Üstelik “ikisi de dindar olan Türk bir ana ile Türk bir babadan” olduğunu “hayır herkes bilsin” diye söyleme gereği duyan Ekmel Bey, her iki halka karşı da “boş değildi.” Tabii ki kavga dövüş olmasındı. Ama biraz hızlı mı gidiyordu ne bu "Akape’nin Çözüm Süreci?" Maazallah hız felaket falan getirirdi, 12 Eylül öncesini hatırlayıp vites küçültmeliydik. Baksanıza, PKK, 2 yıl önce Çözüm Süreci’nin başlamasıyla aldığı sınır dışına çekilme kararını, hükümetin sürece yasal altyapı sağlaması üzerine daha kapsamlı şekilde uygulayacağını açıklamıştı dün. Bu barış hızı, Türkiye’nin savaşa alışmış bazı sivil-bürokratik bünyelerinde hazımsızlığa neden olup bir yol kazasına yol açabilirdi.

Konuşurken telaffuz ettiği İngilizce kelimelerin Türkçe karşılığını bulamayınca Arapçayı tercih edecek kadar halkının maneviyatıyla barışık Ekmel Beye göre “Erişirdi menzil-i maksuduna aheste giden, tiz-i reftar olanın payine ise damen dolaşırdı.” Yani Bahçeli gibi “savaşın” demiyordu o da, hobi olarak yine yapabilirdiniz ama barışırken acelenin bu kadarına lüzum yoktu.

Çünkü işte bunların hepsi kutuplaşmaydı.

Ve Ekmel Beyi TV’de dinlerken, 10 yıldır hızla koşan Türkiye’nin, çok gerilerde bıraktığı müesses nizam ruhunun yetişmesini bekleyeceği o mola anının huzurunu hissetmişti kimileri.

İçlerinde, kendilerini “bir AK Partili ile evlenmeyecek birey” olarak tanımlayan Kemalist kişilik bozukluğundan mustarip vatandaşlar kadar, Ekmel Bey’e oy verip arkadaş ortamlarında “Tabii ki Demirtaş” diyecek peşin satanlar da vardı.

Gelin görün ki, onların özlediği huzur, bu ülkenin itinayla yok sayılmış, çevrede tutulmuş ve çoğunluğu oluşturan kesimleri için 90’lara sarması muhtemel bir ricat. Ve tüm ötekiler için kapkaranlık olan o günlerin “itidalini” naftalin kokan sandıklardan aheste aheste çıkarmayı vadeden zihniyetle mücadelenin yol açacağı kutuplaşma da sağlıklı doğumun habercisi doğal bir sancı.

Kürtlerin, dindarların, gayrimüslimlerin eşitlik taleplerinin giderilmesi ya da askerî-sivil vesayetin tasfiye edilip halkın siyasi temsilcilerinin muktedirleşmesi gibi naif dönüşümleri bile, nefretle karşılayan bir kesim var diye, “Aman başımız ağrımasın Ali Rıza Bey” diyecek halimiz yok.

Çünkü bugün demokrasiyi kurumsallaştırmış toplumlar, zamanında sivil dinamiklerin eşit şartlarda girdiği rekabet sonucunda kutuplaştılar. Gürül gürül akan dünyaya kayıtsız kalmayıp en temel hakları için eskinin egemen sınıflarıyla çelişmeyi göze alıp huzuru yolda değil menzilde aradılar. Kısmen de ulaştılar. Her adımda ne kadar ilerlediğini değil, eskiyi ne kadar geride bıraktığını düşünenlerse, göz kapakları düşen rehberlerinin ardına takılıp verdikleri molada huzur seraplarıyla yetiniyorlar.

Sizin huzurunuz hangisi?