• 25.11.2014 00:00
  • (2002)

 Bir süre önce Dersim katliamı için devlet adına resmen özür dileyen Başbakan Ahmet Davutoğlu, hafta sonu da kentte bir Cemevi'ni ziyaret etti. Davutoğlu burada yaptığı konuşmada, başta kamuda ayrımcılık iddiaları olmak üzere Alevilerin tüm demokratik taleplerini  içeren açılım sürecinden bahsetti.

90 yıllık resmî söylem ve icraatları düşünülünce, sadece bu paragraf bile pek çok ilk ve azımsanamayacak oranda  “iyi niyet” içeriyor. Ben Cumhuriyet tarihi boyunca sistematik ayrımcılıkla ve daha kötüsü katliamlarla terbiye edilen Alevilerin büyük çoğunluğunun bu adımı önemsediğini düşünüyorum.

Zaten sadece Alevileri değil, toplumun çoğunluğunu oluşturan gayrimüslimleri, Kürtleri ve dindarları da ötekileştiren ceberut devlet zihniyetindeki değişimin başka bir yolu da yok.
Devlet “çevreye” hapsedilip, siyasetin ve ekonominin “merkezinden” itinayla uzak tutulan kesimleri tanıdığını söyleyecek. Bu söylem çerçevesinde yürütülen politikaları açıkça reddettiğini kamuoyu önünde deklare edecek. Yaşanan acılar için özür dileyecek. Ardından da kolektif hafızalardaki yaraları saracak, açığı “telafi” edecek pozitif ayrımcılık reformlarını hayata geçirecek.

Buna karşın devletin bu hamlesinin muhatapları da, sürece eleştirileri ve önerileriyle katkı yapacaklar. Ancak burada önemli olan, söz konusu kesimlerin açılan diyalog zeminini tanımaları ve meşruiyetini kabul etmeleri. Zira kentte tüm aktörlerin oyunun kurallarını kabul etmesinden ibaret olan demokrasilerde, toplumsal yüzleşme süreçleri için başka bir mecra ve yöntem yok.

İstemezükçü cephe kazan kaldırdı

Dün muhafazakâr bir Başbakanın, tabanındaki kimi unsurların eleştirilerini göğüsleyerek attığı bu cesur adımın basındaki yankılarının izini sürdüm. Gariptir “istemezük” naraları, muhafazakâr camiadan ya da Alevileri temsil eden kesimlerden değil, ulusalcılardan ve daha az ulusalcı sol kesimlerden gelmişti.

Kimi, Başbakanın neredeyse oy alamadığı bir kesime yönelik bu açılımını ve jestlerini “siyasi rantçılığa” bağlıyordu. Oysa siyaset başka neydi ki? Ayrıca, bir iktidar partisinin seçim vaadi olarak demokratik hakların iadesini önermesi sevinilecek bir durum değil miydi? İktidarın, eşit ve açık siyaset kanallarında seçmenin demokratik araçlarla ikna edilmesiyle değil, zora dayalı devrimle elde edilmesini meşru gören bir zihniyete bunları anlatmak imkânsız elbette.

Bir diğer istemezükçü ise, Dersim Katliamı yıllarında kıyımdan övgüyle bahseden gazetesinin köşesinde, maksimalistlik oynuyordu. Sivil demokratik anayasa ve eşit yurttaşlık gibi, tüm Türkiyelileri bağlayan reformların, sadece Alevileri ilgilendiren ve Başbakanın bir günlük ziyaretinde çözülebilecek sorunlar olduğunu ciddi ciddi iddia eden yazar, “inanmayın” diyordu.
E tabii, yazarımız ve gazetesi, şimdiki iktidarın demokratik çözümünü küçümsemekte haklılar. Öyle ya,  o yıllarda Alevilerin “halledilmesi” için Hitlerin "nihai çözümünü" önerenlere göre hükümetin açılımı o kadar da “nihai” değil.

Emlakçıları aradan çıkartmamız lazım

Emlakçıların derdi ne ev sahibi ne de kiracıdır. Ev sahibi-kiracı arasındaki çelişkiye dahil olup, bu çatışmayı kızıştırarak komisyonlarını arttırmayı hedeflerler. Sonuçta kiracı daha pahalı ev tutar, ev sahibi de daha fazla ödeyecek kiracı aranırken geçen sürede kira gelirinden olur.
Toplumsal çatışmaların sonlanması süreçlerinde, gerginlikten beslenen aracı kesimlerin uzlaşı lafını duyunca istavroz çıkartmalarının nedeni de farklı değil.

30 yıldır devletle savaşan PKK ve lideri yıllar sonra barışa ikna oluyor. İlk kez bir siyasal iktidar işin siyasi riskini üstlenip çözüme odaklanıyor. Taraflara dahil olmayan bu emlakçılar kazan kaldırıyor! Kürtleri “hani bağımsız devlet kuracaktınız” diye kışkırtıyor, ardından Türklere dönüp “vatan teröristlere satılıyor” diyor.

Alevi açılımı konusundaki tavırları da farksız değil. Dertleri Alevilerin sorunları olsa, çözümü mümkün kılacak ortamı oluşturmak yerine, “bırak dağınık kalsın” ezgisini tuttururlar mıydı?
Kazançlarını, Alevilerin, Kürtlerin, dindarların, gayrimüslimlerin sorunlarının çözülmemesinden, müzminleşmesinden sağlayan bu felaket emlakçılarının süreci uzatmaktan başka bir işe yaramayan tatlı diline kanmayın.

Artık kaybedecek vaktimiz yok. Tez elden, başımızı altına sokacak, bir arada yaşama iradesiyle kurulmuş bir çatıya ihtiyacımız var. Bunun tek yolu da, acı maliyeti, hız ve süreklilik açısından en avantajlı yöntem olan sahibinden demokrasi.