CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Ben Genelkurmay Başkanı'nı Genelkurmay Başkanı gibi görmek isterim, hükümetin adamı gibi değil" demiş...

Ne demek acaba, "hükümetin adamı olmayan" Genelkurmay Başkanı?

Koşaner ortaya çıkan ses kaydında, "35. maddenin bir yerde yazması gerekmez, bu bizim doğal tarihi görevimiz" diyordu.

35. madde, askerin darbeler, siyasete müdahaleler için kullandığı bir madde, hükümetin adamı olmayan askeri, asker zihniyetini tanımlayan bir madde... Yani siyasi iktidarı denetleme işlevine sahip, yani Kılıçdaroğlu'nun istediği gibi özerk bir orduyu ve komutanını tanımlayan madde...

Kılıçdaroğlu yanılıyor, demokratik düzenlerde askeri otoritenin siyasi iktidara mutlak bağımlılığı kuraldır ve Genelkurmay Başkanları hükümetlerin adamlarıdır.

Aksi durumlarda ne olduğu ise Türkiye örneğiyle ortadadır...

Karşınıza sadece otoriter rejim çıkmaz, suçla iç içe giren yeteneksiz ve kriz üreten bir yapı çıkar...

PKK'yla 25 yıldır savaş halinde olan ulusal bir ordumuz var. Üstelik bu, cepheye askerlik görevini yapan, sınırlı silah eğitimi olan gençleri süren bir ordu...

Koşaner diyor ki, "siperdeki askeri (yani askerlik görevi yapan sivilleri) açık hedef haline getiriyoruz, kendi askerimizi vuruyoruz, tim komutanları silahı bırakıp kaçıyor..."

Koşaner'in itiraflarıyla, işine sivilleri karıştırmayan, kendisini denetime tümüyle kapayan bir ordunun, askerlik mesleğini ya da askeri fonksiyonunu tam olarak yerine getiremediğini bir kez daha görüyoruz...

Demokratikleşme, sivilleşme askeri açıdan da neden elzem, böylece ortaya çıkıyor.

Bu itiraflar, askeri alanın ve eylemin siviller ve siyasi iktidar tarafından denetlenmesi gereğine, bu denetimin anlamına işaret ediyor. Demokratikleşme ve sivilleşmenin içerdiği rasyonellik, ordunun nasıl daha verimli ve etkin hale geleceğini de gösteriyor.

Bu böyle de, peki biz bu işin neresindeyiz?

Sivilleşmenin neresindeyiz?

Koşaner'in ses kayıtları askerin işlevi açısından sadece cumhuriyet tarihinin en önemli itiraflarından birisi değildir. Aynı zamanda sivilleşme girişimlerinin, özellikle ordu açısından hangi evre ve etkide bulunduğunu gösteren önemli verilerdir.

Koşaner'in vurguladıklarıyla birlikte bir kez daha görüyoruz ki, henüz işin başındayız...

Koşaner bize ordunun, hâlâ, kendi içinde kendisini yenilemek, eleştirmek, aşmak yerine, eski rolünü ve anlayışını çeşitli araçlarla yeniden üretmeye çalıştığı anlatıyor.

Kaldırılan EMASYA Protokolü'nün yerine bir yenisinin hazırlandığını ve devreye sokulmaya çalışıldığını anlatıyor...

O EMASYA Protokolü ki, askere sadece, ayrı, denetimsiz ama denetleyen bir güç olma imkânı vermekle kalmıyor, aynı zamanda Güneydoğu'da tüm siyasi sorumluluğun, eylem kararlarının askerin tekelinde olmasını sağlıyordu.

Valilerden alınan kestirme izinlerle iç güvenlik harekât bölgesi ilan edilen bir yöredeki tüm asayiş güçleri orduya bağlanıyor, ordu istediği tarzda askeri hareket yapabiliyor, sivil birimleri buna göre yönlendirebiliyordu.

EMASYA, bu çerçevede Kürt sorununda müflis bir siyasi stratejinin de aracı olma görevini yerine getiriyordu.

Bugün bunun geri getirilme fikrinin ve niyetinin ne anlama geldiği açıktır:

Askeri düzene geri dönüş arayışı...

Sivil denetimin neden gerekli olduğu da açıktır:

Ülkenin sadece demokratik bir ordu değil, aynı zamanda etkin bir ordu ihtiyacı olması...

  • Abone ol