Trajediye bir türlü doymayan

bu acılı topraklarda barış kapısı

nihayet açılıyor; artık hiçbir şey

eskisi gibi olmayacak!

 

Anlaşılan o ki;

silahlı siyaset’ yerini artık '

demokratik siyaset’e bırakıyor. 

 

Ama yine de dikkat!

Silahlara veda, Kürt sorununun silah ve şiddetle bağının kopması demektir; barış adına son derece önemli, olumlu bir gelişmedir; ama Kürt sorununun bitmesi değildir. Silahları toprağa gömmekle, hatta PKK’nın dağdan inmesiyle Kürt sorunu bitmez.

 

Kürt sorununun çözüme kavuşturulması zaman alacak olan demokratikleşme adımlarının atılması ve hukuk, özgürlük ve insan haklarının önünün açılmasıyla mümkündür ancak. Gerçek, kalıcı barış budur.

 

 

Kızıltepe’deydi. 

Geçen hafta bir sabah vakti Belediye Başkanlığı binasında sohbet ediyorduk. Konu elbettebarış süreci idi. 

Biri şöyle dedi: 

“Öcalan için canımı veririm. Ama ya Öcalan’a bir şey olursa, barış nasıl olur?”

Hakkâri’deydi. 

Belediye Başkanı Bedirhanoğlu’nun makamında barış sürecini konuşuyorduk. 

Biri şöyle dedi: 

“Ya yarın öbür gün Tayyip Erdoğan’la Öcalan’a bir şey olursa... Allah gecinden versin ya birine emri hak vaki olursa... O zaman barış sürecinin, çözüm sürecinin başına ne gelir?”

Geçen hafta Kızıltepe ve Hakkâri’de muhatap olduğum bu iki soru, barış süreci açısından gerçekten önem taşıyor. 

Önemi şuradan: 

Sürecin kurumsallaşması...

Bir başka deyişle: 

Süreç kişiler arasında mı yürüyecek, yoksa kurumsallaşarak mı? Görülen o ki, çözüm süreci şimdilik iki taraftaki iki lidere ve onların siyasal kararlılığıyla iradesine  dayanıyor: 

Tayyip Erdoğan ile Abdullah Öcalan.

Bu ikilinin siyasal cesareti ve son sözleri olmadan barış sürecinin yürümeye devam etmesi çok güçtür. 

Bu yüzden süreç eğer detaylı bir ‘yol haritası’na dayanıyorsa, neyin nasıl yapılacağı biliniyorsa ve arka planda bu süreci yönetecek sağlam bir yapı kurulmuşsa, o zaman ‘kurumsallaşma’dan söz edilebilir. 

Yineliyorum. 

Bu konu önemli. Çünkü, süreç bugünden yarına bitecek bir süreç değil. Bunun altını çizmekte yarar var.

 

Sabır ve kararlılık gerektiren bir süreç...

 

Önce ateşkes ilan edildi. 

Şimdi çekilme başlıyor. 

Sonra sırada silah bırakma var. 

Bunlar, içiçe süreçler. 

İnişli çıkışlı olabilecek, bazen gerilemeye sahne olabilecek süreçler... Her şeyin tereyağından kıl çeker gibi gerçekleşeceğini sanmak, gerçekleri zorlamak olur. 

Diyelim ki: 

PKK’nın silahlı unsurları sonbahara kadar Türkiye sınırları dışına çıktı. Her şey bitmiş mi olacak? Barış geldi diye bayram mı yapılacak? 

Sanmıyorum. 

Hiç kuşkusuz, barış sürecinde yaşamsal bir mesafe, bir ilerleme kaydedilmiş olacak. Amagerçek barış yolunda daha gidilmesi gereken yol yine önümüzde uzanmaya devam edecek. 

Silahların toprağa gömülmesi ya da silahlara veda edilmesi için de bir zaman gerekecek.

 İşte bu zaman içinde AK Parti hükümetinin atması gereken ‘demokratikleşme adımları’nın nasıl geliştiği, sanıyorum, İmralı ve Kandil’de izlenecek. 

Bu nokta gözardı edilmesin. 

 

Alternatif silah değildir ama...

 

Bu demek değildir ki, bu bekleyişin alternatifi yine silahtır, beklentiler eğer  gerçekleşmezse yeniden silahlı mücadele başlar.

Hayır, bunu demiyorum. 

Demek istediğim özetle şu: 

Silahlara veda, Kürt sorununun silah ve şiddetle bağının kopması demektir; barış adına son derece önemli, olumlu bir gelişmedir; ama Kürt sorununun bitmesi değildir. Silahları toprağa gömmekle, hatta PKK’nın dağdan inmesiyle Kürt sorunu bitmez. Kürt sorununun çözüme kavuşturulması zaman alacak olan demokratikleşme adımlarının atılması ve hukuk, özgürlük ve insan haklarının önünün açılmasıyla mümkündür ancak. Gerçek, kalıcı barış budur.

 

Hep devlete dönük güven sorunu...

 

Güneydoğu yollarında barış notları alırken, kulağıma hep benzer kaygı ve kuşkular çalındı. 

Devlet, Kürtleri yine kandıracak mı?

Oyun içinde oyun mu?

PKK’yı bölmek mi istiyor?

Öcalan eliyle, Kürtlerin beklenti çıtasını çok aşağılara çekerek, Öcalan’ın karizmasını çizdirmek mi hedef?

Böylece Kürt siyasal hareketinde, BDP ve PKK saflarında gedikler mi açmak?

Af gelecek mi? Dağdaki lider kadrolarıyla Apo ne kadar özgürleşecekler?

Bu sorular her durakta soruldu. Ama aynı zamanda bu sorulardan hareketle, “Alternatif yine silahtır!” diyene rastladığımı pek söyleyemem.

 

Barışın olgunlaşması...

 

Bu nokta önemli. 

Çünkü bu nokta barışın olgulaşmasıyla ilgili bir konu. Öcalan’ın 21 Mart Newroz çağrısıtarihi bir dönüm noktasıdır, bir milattır barış açısından. Türkiye bu noktaya çok büyük acılarla gelmiştir, 30 yıldır oluk gibi kan ve gözyaşı akıtarak gelmiştir. 

Murat Karayılan’ın 23 Mart’ta Kandil’de bana söylediği şu sözler de, bu acılı topraklarda artık barış koşullarının olgunlaştığına işaret eder: 

“Türk ordusu bizi bitireceğini sandı; biz de Türk ordusunu Kürdistan’dan atacağımızı sandık, ikisi de olmadı.”

Bir ay önce bunu bana Kandil’de söyleyen Murat Karayılan’a Öcalan’ın Newroz çağrısındaki şu sözünü okumuştum: 

“Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp sepetine giderler. Suyun akışına direnenler, uçuruma sürüklenirler. Bu Newroz hepimize yeni bir müjdedir.”

 Kandil’deki bir köy evinde geçen ay 23 Mart’ta Öcalan’ın bu sözünü okuyunca Murat Karayılan şöyle demişti: 

“Doğrudur, katılıyorum.”

 

Silahlı siyasetten, demokratik olana...

 

Trajediye bir türlü doymayan bu acılı topraklarda barış kapısı nihayet açılıyor; artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! 

Anlaşılan o ki, ‘silahlı siyaset’ yerini, Öcalan’ın deyişiyle ‘demokratik siyaset’e bırakıyor.  

 

Twitter: @HSNCML

  • Abone ol