Kürt meselesi ve diğer birçok kronik mesele, ulus devlet inşa sürecinde geliştirilen paradigmanın bir tezahürüdür. Sistemden kaynaklanan bu sorunların siyasi boyutunu ‘inkarcı, ayrımcı, dışlayıcı’ anlayış oluşturmuştur. Kürtler, Çerkezler, Romanlar, Aleviler, Sosyalistler veya Sünni dindarlar gibi bir çok toplum kesimi bu süreçte inkarcı zihniyetin mağduru olmuş, kimlik sorunu yaşamıştır. AK Parti’nin inkarcı, asimilasyoncu anlayışı değiştirerek tüm toplum kesimlerine kucak açması, sorunun siyasi boyutunu çözüm yoluna koymuştur. AK Parti’nin açılım girişimi, demokratik çözüme dayanmaktadır. Bu noktada sorunun tarafları arasında yaşanan ayrışma giderek derinleşmektedir. Bu derinleşme, çözüm isteyen AK Parti ile sorunu üreten statüko arasında yaşandığı gibi, AK Parti’nin çözüm anlayışıyla BDP’nin çözüm anlayışı arasında da yaşanmaktadır. BDP, PKK’nın örgütsel hedeflerini çözüm projesi olarak dikte etmekte, Kürt milliyetçiliği ekseninde siyasi statü talep etmektedir. Özerklik, otonomi veya federalizm, Kürt meselesinin tek çözüm yolu olarak dayatılmaktadır. Öncelikle şunu vurgulamak gerekir: Bu tür projelerin ne kadar gerçekçi olduğu, Türkiye realitesine ne derece uygun olduğu işin bir yanıdır, Kürtlerin veya Türkiye toplumunun ne kadarının bunu olumlu karşılayacağı diğer bir yanıdır. Ama hepsinden önemlisi, bunu legal bir partinin demokratik yollarla gerçekleştirmeye çalışmak yerine terör örgütünün kanlı saldırılarıyla hayata geçirmeye çalışmasıdır. Demokrasi içinde her türlü aykırı düşünceye tahammül edilebilir, ancak bunun terör dayatmasıyla gündemde tutulması, apayrı bir tıkanıklık konusudur. Bu hususun Kürt meselesinin geldiği noktada kaçınılmaz gibi görülmesi ve normal bir durum gibi algılanması da ayrı bir yanlıştır. Kürt meselesinde çözümün özerklik meselesine indirgenmesi doğru değildir.

BDP’nin gündeme taşıdığı demokratik özerklik projesi başlı başına büyük sorunlar üretebilecek bir içerik taşımaktadır. Bunun gerçekleşebilir olup olmaması kadar önemli husus, bunun terör yöntemiyle bir dayatmaya dönüşmesidir. Oysa biliyoruz ki, terör yöntemiyle bugüne kadar hiçbir hedefe ulaşılamamıştır. Sorunu derinleştirerek Türkiye’nin bölünme noktasına geldiği veya iç savaş çıkabileceği gibi korku senaryoları üzerinden sonuç almak mümkün değildir. Çünkü tarihi tecrübe bize gösteriyor ki, Türkiye toplumunun kabullenmeyeceği projeler hiçbir zaman kalıcı ve ulaşılabilir çözümler ortaya koyamazlar. Terör tehdidiyle bugüne kadar nasıl netice alınamadıysa çatışma ve iç karışıklık tehditleriyle de makul bir noktaya ulaşılamaz.

Abdullah Öcalan’ın basına yansıyan avukat görüşmelerine baktığımız zaman BDP’nin ve PKK’nın yanlış politikalarının Öcalan’ın bile sabrını taşırdığını anlıyoruz. Öcalan, BDP’yi ve PKK’yı hem kullandığı yöntemler, hem de üslup ve dil açısından uyarıyor. Öcalan’ın ‘anlaşılamamaktan’ şikayet etmesi çok manidardır.

calan’ın son dönemdeki çıkışlarıyla BDP’yi farklı bir çizgiye çekmeye çalıştığı, bir nevi kendi çapında açılım yapmak istediği yönünde bir algı oluşmaktadır. Bunun ilk örneğini aday listelerinin oluşturulmasında gördük. Öcalan sadece farklı siyasi çizgideki Kürt kökenli siyasetçilerden değil, solun ve demokratların farklı kesimlerinden temsilcilerin aday yapılmasını istemiştir. Bu durum aslında sadece sembolik temsilcilerle görüntü vermek, daha fazla oy almak çabası olarak görülemez. Çünkü bu isimlerin getireceği ciddi bir ilave oydan bahsedilemez. Öcalan’ın asıl niyetinin avukat görüşmelerindeki söylemlerinden anlamaya çalışıyoruz. Öcalan, bir nevi ‘Türkiye mefkuresi’ oluşturulmasını, farklı kesimlerin katılımıyla Demokratik Ulus Bloğu oluşturulmasını istiyor. Bu ne demektir? Acaba Öcalan, BDP’yi klasik kimlik siyaseti yapan bir hareketten daha kitlesel bir harekete dönüştürmeye mi çalışmaktadır? Kürtçü bir parti yerine, Türkiye’nin farklı kesimlerini etrafında toplayan ve Türkiye’nin farklı konularını da gündemine alan bir hareket oluşturmak mı istemektedir? BDP’nin dilini değiştirmesi uyarısı, BDP’yi marjinallikten çıkarma çabası olarak görülebilir. Öcalan ölçünün etnikçilik, mezhepçilik, dincilik değil demokratlık olduğunu ifade ederek aslında BDP’nin bugüne kadar dayandığı siyaset tarzının üzerine kalın bir çizgi çekiyor.

Çözümün değil sorunun tarafları

Gerçekten de BDP demokrasi içinde bir çözüm için uğraşacaksa ve siyaset yoluyla bunu başarmaya çalışacaksa, bugün kendisini marjinalliğe iten ve Türkiye toplumuna korku pompalayan tarzını değiştirmek durumundadır. Mesele eğer siyasi mücadele konusu olacak ve silahlı mücadeleye son verilecekse BDP’nin tarz, yöntem ve üslubunu da gözden geçirmesi gerekiyor. Çünkü BDP, terör yöntemini devre dışı bırakan, örgütle organik ilişkisini kesen bir tarz geliştirememektedir. Öcalan’ın son dönemdeki söylemleri, mücadelenin BDP ile AK Parti arasında geçeceğini ortaya koyuyor. Sorunu üreten ve çözümü engelleyen CHP-MHP ikilisi veya vesayetçi anlayışlar yerine çözüm için adımlar atan AK Parti’nin hedefe konulması her yönden manidardır. Öcalan’ın, BDP için kullandığı ‘biz halkın önüne zor geçiyoruz diyorlar, sizin göreviniz kitleyi siyasi çözüme hazırlamak’ şeklindeki ifadeler, siyasi mücadelenin yeni bir tarz ile sürdürülmesi gerektiğini vurguluyor.

Tutarsız açıklamalar

Abdullah Öcalan’ın BDP ve PKK’yı yerden yere vurması her zaman bunların yanlışlarını vurgulayarak onları makul zemine çekmek niyeti taşımıyor. Öcalan’ın karmaşık söylemleri içinde tehdit ve kriz çıkarma eğilimini de yansıtıyor. Kamuoyunda oluşan yanlış bir algı da Öcalan’ın eylemsizlikte ısrar ettiği, PKK’nın da 15 Haziran’a kadar eylemsizlik halinde olduğu düşüncesidir. Öcalan haftalardır PKK’ya eylem çağrısı yapmaktadır ve PKK da bu süreçte yoğun bir eylemsellik içinde bulunmaktadır. Kastamonu saldırısı ve İstanbul’daki bombalı eylem bu durumun tezahürüdür. BDP nasıl terör örgütünün tehdit ve baskılarıyla kendisine siyasi alan açmaya çalışıyorsa, Öcalan da PKK’nın terör saldırılarıyla kendisini muhatap haline getirmeye çalışmaktadır. Öcalan’ın çelişkili ifadeleri dengeli olmayan bir ruh halini yansıtmaktadır. Seçim sürecinde oy hesaplarıyla şekillenen söylemlerin seçim sonrasında yerini daha serinkanlı değerlendirmelere bırakması çözüm arayışları için kaçınılmazdır.

[email protected]

  • Abone ol