Solun kendisini nasıl yenileyebileceğini ya da yeni bir solun nasıl olması gerektiğini tartışıyoruz. Bu konuda görüşlerimi yazmaya devam edeceğim (bak. www.küyerel.com/Zülfü Dicleli). Ne var ki şirketlerin kaderi solun kaderinden çok da farklı değil. Bizim 1989 ve sonrasında yaşadıklarımızın bir benzerini onlar 2008 ve sonrasında yaşamaya başladılar.

 

21 yüzyılın bu ikinci onyılında, dünya çapında şu bağlantılı ama farklı üç sürecin iç içe geçerek derin bir kriz yarattığı bir eşikte bulunuyoruz: 1) Doğanın insan eliyle yıkımı insanlığı yıkıma uğratmanın eşiğine gelmiştir. Doğa insanlık için yaşam kaynağı olmaktan yıkım kaynağı olmaya dönüşüyor (bak. İklim Değişikliğin ilk sonuçları) 2) Mevcut haliyle kapitalizm gelişiminin sınırlarına dayanmıştır. Alışılmış iş yapma tarzı yaratmaktan çok sosyal, entelektüel, beşeri, doğal ve hatta finansal sermayenin yıkımına yol açmaktadır (bak. 2008+ Krizinin devam eden sonuçları) 3) Geleneksel komuta ve kontrole dayalı merkeziyetçi, hiyerarşik yönetim tarzı bilgi ekonomisinde çok yönlü performansın ve yaratıcılığın örgütleyicisi olmaktan çıkmış engelleyicisi haline gelmiştir (bak. bilgi işçilerinin artmayan verimliliği).

 

O nedenle her türlü kuruluş için çok boyutlu bir yenilenme olmazsa olmaz önkoşul haline gelmiş bulunuyor.

 

Ben, solun yenilenmesiyle şirketlerin yenilenmesinin aynı sürecin iki farklı veçhesi olacağını ve alışılmış iş yaklaşımını terk edip toplumsal faydaya odaklanmış yeni tür şirketler ya da iş kuruluşlarıyla yeni solun daha iyi bir dünyayı ancak birlikte yaratabileceklerini düşünüyorum. Her iki sürecin de bizleri ilgilendirmesi gerektiği görüşündeyim.

 

İş kuruluşlarının geçirmesi gereken dönüşümle ilgili düşüncelerimi özetleyen aşağıdaki yazıyı bundan 15 yıl önce kaleme almıştım ve bu makale TÜSİAD’ın Görüş dergisinin Mart 1997 sayısında yayınlanmıştı. O tarihte olumlu olumsuz hiçbir tepki almayan bu yazıdaki fikirlerin zamanının asıl şimdi gelmekte olduğu inancıyla, yazıyı biraz kısaltılmış olarak sizlerin dikkatine sunuyorum.

 

 

ŞİRKETLERİN TOPLUMSAL KALİTESİ

 

Gerek dünyada gerekse ülkemizde çok uzun yıllardır ayakta kalabilmiş, başarılı olmuş ve bugün geleceğe bir ölçüde güvenle bakabilen şirketler bunu nasıl yapabilmişlerdir? Bunlar ekonomik akıl bakımından güçlü şirketler midir? Piyasa ekonomisinin kural ve koşullarını, gelişme dinamiklerini çok iyi anlayan şirketler midir? Kendilerini sürekli yenilemeyi bilen şirketler midir?

 

Evet, kuşkusuz öyledir. Verimlilikte, kârda, ekonomik performansta başarılı olmayan bir şirket nasıl ayakta kalabilir ki?

 

Peki ama, kalıcı bir ekonomik aklın kaynağı nerededir? Ekonomik akıl homo economicus'un aklı mıdır? İş hayatını bir seferlik bir kazanma-kaybetme olarak, sonlu bir oyun gibi görenler, ekonomik aklı finansal piyasaların anlık dalgalanmalarına, hissedar iştahının kabarmalarına uygun davranma becerisine indirgeyenler açısından bu sorunun yanıtı pekâlâ evet olabilir.

 

Ama iş hayatını sonsuza kadar sürecek bir oyun, bir adanmışlık, bir anlam olarak alanlar açısından ekonomik başarı salt ekonomik faaliyetin bir ürünü değil, her zaman en derin değerlerin ve yoğun bir çevre duyarlığın türevi olmuştur. Kalıcı şirketler hep maneviyatı güçlü şirketler olagelmiştir. Çevreleriyle sürekli ilişki ve diyalog içinde oldukları için değişim süreçlerini erken algılayıp uyum sağlayabilen, o nedenle iş işten geçtikten sonra yeniden yapılanma, yeniden düzenleme vb. gibi yangın söndürme yöntemlerine başvurmak zorunda kalmayan şirketlerdir bunlar. Bir kimlik sahibidirler, bir benlikleri vardır. Para kazandıkları için işlerini sevmezler, işlerini sevdikleri için para kazanırlar. Ve bu sevgi en geniş toplumsal bağlam içinde yeşerip filizlenen bir sevgidir.

 

Ekonomi Toplumun Dışında Ayrı Bir Ada Değildir

 

Başka türlü de olamazdı zaten. Çünkü ekonomi hiçbir zaman kendi başına ayrı bir âlem olmadı, her zaman kültür ve politika içine yerleşik, bütün toplumdan etkilenen ve bütün toplumu etkileyen bir insan faaliyeti alanı oldu ve hep öyle olacak. Gerçek hayatta ne kendi içine kapalı saf ekonomik sistemler, ne çevrelerinden yalıtılmış şirketler, ne de homo economicus'lar var. İnsan da bir bütün; aklı, duyguları ve maneviyatıyla bir bütün. Düşünce ve davranışları bunların tümünün karmaşık bir harmanı. Gerçek yaşamda Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisini her gün altüst ediyor. En çok ortak iyiye katılmak ve katkıda bulunmakta tatmin buluyor.

 

Diyebiliriz ki, kalıcı başarılar elde edebilen, kendilerini sürdürebilen, kurucu ve sahiplerinin yaşam sürelerinin ötesinde bile varlıklarını devam ettirebilen şirketler, işte insanın ve toplumların bu bütünselliğinin farkında olan ve buna uygun davranan şirketler olagelmiştir. Ekonomik akıllarının parlak olmasının nedeni, sadece ve sadece bütünsel akıllarının iyi olmasıdır. O nedenle, kalıcı şirketlerin başarı hanelerinde sadece ekonomik başarı değil, aynı zamanda toplumsal (toplumsal sözcüğü bütün makalede basitçe sosyal anlamında değil, İngilizcedeki societal ve Almancadaki gesellschaftlich anlamında kullanılmaktadır) katkılar da yazılıdır. Çalışanlarına ve ailelerine özen göstermek, halk eğitimine ve sağlığına katkıda bulunmak, sanat ve edebiyata destek olmak, çevreyi korumak, toplumsal hastalıkların iyileştirilmesine katkıda bulunmak... Bütün bunlar ve benzerleri bu tür şirketlerin olağan faaliyetleri arasında yer alır.

 

Şirket Aklını Yeniden Kurma İhtiyacı

 

Ne var ki, bütün bunlara rağmen, dünya gelişmesi şirketlerin bütünsel akıllarını yeniden kurmak sorunuyla karşı karşıya kalacağı yeni bir aşamaya adım atıyor.

 

Bu, toplumsal sorumluluğun bütün şirket süreçlerine daha en baştan dahil edilmesinin zorunlu olacağı bir aşama olacak gibi görünüyor. Nasıl ki, üretim hattının en sonunda yapılan kalite kontrolünden, kalite anlayışının bütünsel iş sürecinin her bir aşamasında içselleştirilmesine geçilmişse, Toplam Kalite Anlayışından söz ediliyorsa, toplumsal işlevlerin de aynı şekilde nihai kârın bir bölümünün ayrılacağı özel bir faaliyet olmaktan çıkıp, şirketin vizyon ve stratejilerinden çalışma ve davranış tarzlarına kadar her bir zerresinde içselleşmiş bir Bütünsel Toplumsal Kalite Felsefesine tabi hale gelmesi gerekecektir. Hatta toplumsal sorumluluk ekonomik kârın bir sonucu, bir türevi değil, başlangıç koşulu haline gelecektir. Toplumsal kalitesi olmayan şirketler kaliteli mal ve hizmetler üretmeyi kolay kolay başaramayacaklardır.

Niçin?

 

Çok çeşitli açılardan çok çeşitli nedenler sayılabilir.

 

Yeni Üretici

Gelecekte ekonomik başarı her şeyden önce yaratıcılığın, buluşçuluğun, yenilikçiliğin bir eseri olacaktır. En önemli zenginlik kaynağını iş sürecinin her aşamasında yaratıcı hayal gücü oluşturacaktır. Ve bu bireysel bir özelliktir. Global bilgi çağı tarihte ilk kez bireyin kendisini (bir devletin, bir sosyal topluluğun, bir ideoloji ya da siyasetin dolayımıyla değil) bizzat, doğrudan dönüştürdüğü ve geliştirdiği, farklılaştırdığı, dolayısıyla yaratıcı hale getirdiği bir çağ olacaktır. Yeni şirketin örgütlemesi gereken tek şey yaratıcı hayal gücüne sahip bireyler olacaktır; finans kaynakları, üretim fikirleri, stratejiler ve gerekli diğer her şey böylesi bireylerin—ve onlarla bağlı yeni seslerin, yeni diyalogların, yeni tutkuların, yeni perspektiflerin ve yeni deneyimlerin—oluşturduğu başlangıç çevre koşulları içinde kendiliğinden örgütlenecektir.

 

Yaratıcı hayal gücüne sahip birey, özgür bireydir; özgürce tercihler yapar ve zevk aldığı, içinden geldiği, işte bir anlam bulduğu için çalışır. Yaratıcılığı bir mülkiyet konusu olamaz, satın da alınamaz. Sayılarla, nicelik olarak ölçülemez de. Yaratıcılık motivasyonunu basit, sayısal, elle tutulabilir şeylerden (hard değerlerden) alamayacağı gibi, ödülünü de böyle şeylerde görmek istemez. Birey ötesi, soft değerler talep eder. Ama bir yere ait olma, bir şeye bağlanma arzusu her insan gibi yaratıcı insanın da doğal bir özelliğidir.

 

Birçok olgu bizi bekleyen çağın bir karmaşıklık ve kestirilemezlik, öngörülemezlik çağı olacağına işaret ediyor. Açıktır ki, karmaşık ve kestirilemez ortamlarda ancak kendilerini adamış kişilerden oluşan ekipler ve kuruluşlar var kalabilir.

 

Ama gene açıktır ki, yaratıcı bireylerin kendilerini aşan bir şekilde bir şirkete bağlanabilmesi, kendilerini onun amaçlarına adamaları, onun vizyonunu paylaşabilmeleri için, önce bu şirketin kendisinin aşkın bir şeylere bağlanmış, kendisini adamış olması gerekir. Kendimizi aşan bir şeyleri ise ancak toplumsal bir bağlamda bulabiliriz.

 

 

Yeni Müşteri

Müşteriler; onlar da artık giderek daha çok, şirketlerden salt bir mal, salt bir hizmet değil, bütünsel bir deneyim, bir yaşantı parçası talep etmeye başlıyorlar. Müşteri önümüzdeki onyıllarda, sahip olduğu nesnelerin sayısını artırmaya çalışan kişi olmaktan çıkıp yaşadığı deneyimlerin sayısını ve çeşitliliğini artırmak isteyen, değişmek, farklılaşmak isteyen, dolayısıyla kendisini dönüştürecek deneyimler satın almak isteyen kişi haline gelecektir. İmalat ve hizmet bütün dünyada daha da iç içe geçecektir. Nihai ürün olarak karşımıza çıkacak şey, niceliğinden çok niteliği, kalitesi, estetik etkisi önem taşıyan, bir hoşluk sunan, soft bir şey olacaktır. Ve asıl katma değeri sağlayan şey maddi imalat değil, bu duygusal ve manevi hoşluğu meydana getiren unsurlar olacaktır. Ekonomik amaçlara ancak böylesi estetik sahnelemeleri gerçekleştirebilenler ulaşacak gibi görünüyor.

Böyle şeyleri nasıl üretebilirsiniz? Şirketiniz duygusal, manevi yatırımlar yapmazsa böyle şeyleri üretebilir mi? Çalışanların zihin ve mantığı kadar duygusal zekâları, manevi akılları da kuvvetli değilse, insani ilişki becerileri gelişkin değilse, bilim, sanat, edebiyat ve felsefeyle yoğrulmuş bir birikimleri yoksa müşteriye güçlü duygular, kalıcı hazlar yaşatacak ürünler ortaya çıkarabilirler, böylesi hizmetler sunabilirler mi? Duygusal yatırım yapmadan müşterinin duygusal bağlılığını kazanabilir misiniz?

 

Öte yandan tıpkı üreticilerde olduğu gibi, yeni çağın müşterisinin değerleri de birey ötesi alanlara yöneliyor. Ekonomik olmayan nedenlerden de tercihler yapmaya başlıyor. Çevre kirliliği, türlerin soyunun tükenmesi, doğal dengenin tahrip olması, insanlara eziyet edilmesi, insan onurunun çiğnenmesi; insanoğlu şimdi bunların sorumlularına daha çok öfke duyuyor. Ufukta görünen insanın genetik kalıtımının manipülasyonu olasılığı daha şimdiden vicdan sahibi insanların yüreğini titretiyor. Şirketler bu gibi olgularla aralarına mesafe koymaya eskiye oranla daha çok özen gösteriyor, hatta çoğu durumda bu global sorunlara makul çözümler bulunmasına katkıda bulunmaya başlıyorlar.

 

Yeni Piyasa

Çok önemli bir sonuç da şu olacak gibi görünüyor: Piyasanın yanında giderek bir bütün olarak çevre yer almaya başlayacaktır. Çevrede kendine değer biçtiremeyen bir şirketin, bir ürünün piyasada kendisine değer biçtirmesi zorlaşacaktır. Üretici ve müşteriyle birlikte piyasa da değişecektir. Her üçünün de entelektüel ve manevi boyutları derinleşecektir. Ekonomik değer, toplumsal, kültürel değerle bütünleşecektir.

 

Kaldı ki, ekonomik faaliyet giderek bütün diğer yaşam alanlarıyla iç içe geçmektedir. Şirketlerin hissedarları, yönetimi, çalışanları, müşteri ve tedarikçileri arasındaki sınırlar silikleşmekte, karar alma bütün bunlar arasındaki diyalog ve işbirliğini kapsayan bütünsel bir süreç haline gelmektedir. Benzer gelişmelere şirketler ve bütün çevreleri arasında da tanık olunmaktadır. Artık tek tek firmalardan çok iş ekosistemlerinden, rekabetin vazgeçilmez tamamlayıcısı olarak işbirliğinden, birlikte evrimden söz edilmektedir.

 

Ekonomi ve iletişim artan ölçüde ancak globalleşen şebekelerin içinde işleyebilen süreçler haline geliyor. Daha çok bağlantılı hale geliyoruz. Bağlantılarımız daha dinamikleşiyor. Bunları canlı tutabilmek, kendimizi sürekli değişen bağlamlara uyarlayabilmek ancak bütün çevremizle yapıcı bir diyalog içinde olmakla mümkün.

 

Öte yandan akıl ile beden, zekâ ile duygu ve ruh, birey ile toplum, özel yaşamla kamusal yaşam, hatta kadın ile erkek arasındaki, şirket işlevleri arasındaki, bilimsel disiplinler arasındaki, doğa bilimleri ile sosyal bilimler ve insan bilimleri, sanat-edebiyat arasındaki ve çeşitli kültürler arasındaki sınırlar da—aradaki farklılıklar var olmaya devam etmekle birlikte—silikleşeceğe benziyor. Bütün bunlar arasında yeni harmanlar, yeni sentezler, bütünleştirmeler ihtiyacının kendini giderek daha çok dayatacağı bir dünya bekliyor bizleri.

 

Bu koşullarda şirket vizyonunun ekonomi-kültür-politika olarak bütünsel toplumsal yaşamın genel gidişine denk düşmesi, ancak kültür ile sürekli bir diyaloga açık olması ve dinamik bir karaktere sahip olmasıyla mümkün olabilecektir.

 

Ahlak ve Kültüre Olan İhtiyaç

 

Ahlak ve kültüre duyulan ihtiyacı daha da artıracak bir başka faktör daha var. Globalleşme ve bilgileşme süreçleri içinde ulus-devletlerin ekonomideki rolü azaldıkça şirketlerin hak ve özgürlükleri bütün dünyada artıyor ve daha da artacak. Öyle de olması gerekiyor. Ne var ki özgürlük sorumlulukla dengelenmezse sadece kaosa yol açar ve sonuçta kendi kendini yok eder. Bugün (yaratıcılığın ve gelişmenin önünü açan) piyasa ekonomisi ve (adaletin ve bireysel hak ve özgürlüklerin güvencesi olan) çoğulcu, katılımcı demokrasi ikilisinin mutlaka üçüncü bir etik-kültürel unsurla (ortak iyiye, değerlere, kolektif hak ve sorumluluklara, güvene temel olacak) bir ahlakla dengelenmesi gerektiği bütün dünyada daha açık görülüyor. Kuşkusuz şirketler devletleri ikame edecek değillerdir. Devletler, yeni biçimlerde de olsa, birçok sosyal görevi üstlenmeye devam edecektir. Ama 21. yüzyılın başlarında globalleşmenin insani bir işleyiş kazanması için şirketlerin de üstlenmesi gereken birçok görev olacaktır.

 

Birlikte Yaratma

Sonuç olarak, şirket faaliyeti, şirketlerin çevreleriyle birlikte yaratma süreci haline gelecektir. Şirketler yol aldıkça çevreleriyle birlikte kendilerini yaratacaklardır. Öyleyse, bunun gereklerine yanıt vermek salt bir hayırseverlik, diğerkâmlık ya da imaj oluşturma sorunu olmaktan çıkıp bir zorunluluk haline gelecektir.

 

Bütün bu sayılanlardan şirketlerin; hissedarları, çalışanları, dolaysız müşteri ve tedarikçilerinden başlamak üzere bütün çevreleriyle, içinde faaliyet gösterdikleri semt ya da kentin ve toplumun bütününden giderek taşı, toprağı, havası ve suyu, türleri ve online evrenine kadar bütün yerküreyle olan bağlantı ve ilişkilerinin, karşılıklı bağımlılıklarının olağanüstü arttığı ve daha da artacağı sonucu çıkıyor.

 

Nasıl modern yurttaşı sadece yurttaş hak ve özgürlüklerine sahip olmak değil, aynı zamanda kendisine, ailesine, yaşam ortamına karşı gönüllü bir sivil sorumluluk duymak ve bunların değişim ve dönüşümüne katkıda bulunmak belirliyorsa, modern şirketi de sadece ekonomik ve hukuki özgürlükleri değil, bütün çevresine karşı duyduğu ve gereklerini yerine getirdiği sorumluluk belirleyecektir.

 

Bütünsel Vizyon

Bütün bu nedenlerden şirketler bütünsel bir vizyona sahip olmak zorundadır. Her türlü faaliyetlerini düzenlemede, önceliklerini belirlemede, yapılarını oluşturma ve yürütmede, ilişki ve bağlantılarını kurmada, iş yapma tarzında, kadrolarını ve liderliğini seçme, uygulama ve geliştirmede temel aldıkları şirket vizyonları insan varoluşunun bütün yanlarına temas edebilen, en derin değerlerden beslenebilen, güçlü bir maneviyatı yansıtmalıdır. Ve böylesi bir maneviyat kaynağını ancak toplumsal bir bağlamda bulabilir.

 

Şirket vizyonu özünde şirketin daha geniş dünya içindeki kendisine ilişkin duygusudur.

 

Şirketinizin kimliğini teknikte, ürün ve yapılarda arayabilirsiniz. Temel değerleriniz kâr, verimlilik, başarı ve belki de mükemmellik (kâra hizmet edecek şekilde) olabilir. Müşteri bağlılığı ve gerekli olduğunda da müşteri "memnuniyeti" arayabilirsiniz. Dolayısıyla oynadığınız oyunu "sonlu" bir oyun, salt bir kazanma/kaybetme oyunu olarak alabilirsiniz.

 

Ya da odak noktanızı, enerjinizi vizyonun derin havuzundan ve daha kalıcı değerlerden alabilirsiniz. Kendinizi daha geniş bir geleneğin bir parçası olarak kabul edebilirsiniz. Gene kâra, başarıya, verimliliğe vb.'ne önem verirsiniz, ama bu kez bu değerler topluluğa hizmet etme, çevreye özen gösterme, insan mutluluğu konusunda kaygı duyma gibi daha derin manevi değerlerin yan ürünleri olarak gerçekleşirler. O zaman "sonsuz oyun" olarak adlandırılan şeyi oynarsınız; bu, oyunu sürdürme amacıyla oynanan bir oyundur. Sürdürülebilirlik, kendinizin ve içinde faaliyet gösterdiğiniz toplumun ve çevrenin sürdürülebilirliği konusunda kaygı duyarsınız. Herkesin kazanmasına katkıda bulunursunuz.

 

Bu farklı tercihler şirketinizin geniş ekonomideki ve global topluluk içindeki rolüne ilişkin değişik anlamlara ve işgörenleriniz arasında değişik kimlik ve amaç duygularına (ve dolayısıyla değişik bağlılık ve adanmışlık derecelerine) yol açar. Birinci tercihi yapanlar tıpkı oynadıkları oyun gibi sonlu olmaya mahkûm olacak gibi görünüyorlar; ikinci tercih ise pekâlâ kalıcılığın kapısını açabilir.

 

Şirket Beyni

Şirket beyni, tıpkı insan beyni gibi, ne kadar çok farklı deneyime maruz kalırsa, mevcut kültürle ne kadar çok karşılıklı etkileşim içinde olursa, o kadar çok gelişen bir sistemdir. Ayrıca yüksek teknoloji etkili olabilmek için yüksek temasa ihtiyaç duyar.

 

Öğrenme de bütünsel bir süreçtir. Doğa bilimleri, sosyal bilimler ve insan bilimleri ile güzel sanatlar, edebiyat ve müzik öğrenmenin farklı farklı dallarıdır. Tek yanlı, dar amaçlı bir öğrenim insan beynini köreltir. Öğrenmeye, şirket öğrenmesine de böylesi çok boyutlu, bütüncü bir yaklaşımı egemen kılmak giderek daha büyük bir ihtiyaç haline gelecektir. Onun için, şirketlerin bilim, kültür, sanat ve edebiyatı sadece desteklemekle yetinmemeleri, bunları strateji geliştirmeden, üretim ve pazarlamaya, müşteri hizmetlerine kadar bütün süreçlerine içselleştirmeleri gerekecektir. Şirket aklı, çoklu zekâya, çok kültürlülüğe ve çoğulculuğa dayalı bir akıl olmak zorundadır.

 

Bütünsel Toplumsal Kalite

Yaratıcı işler yapabilmek için, sizin için çalışan bireylere hayal güçlerini özgürce geliştirme, dönüşme ve farklılaşma olanakları sağlamalısınız. Şirketinizin aklını bütün zamanlar için yeni seslere, yeni diyaloglara, yeni tutkulara, yeni perspektiflere ve yeni deneyimlere açık tutabilmelisiniz. Çevrenizdeki toplum özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı bir demokrasi yaşamıyorsa bunu nasıl yapabilirsiniz?

 

Yaratıcı işler yapabilmek için sadece teknolojiye, araştırma ve geliştirmeye, pazarlamaya ve reklama yatırım yapmakla yetinemezsiniz, aynı şekilde insanlara ve onların eğitimine, motivasyona ve imajınıza da yatırım yapmalısınız. Çevrenizdeki toplumun insan, eğitim, motivasyon ve ahlak temelleri pekişmiyorsa bu yatırımlarınızın sonucunu ne kadar alabilirsiniz?

 

Açıktır ki, çevrenizin sizinle birlikte yaratabilir hale gelmesine katkıda bulunmalısınız, yoksa uzun vadede siz de yaratamazsınız. Yatırım planlarınız ekonomik yatırımlar kadar toplumsal yatırımları da içermelidir.

 

Bu makalenin işlemeye çalıştığı temel tez şudur: Önümüzdeki onyıllarda şirketlerin kalıcı verimlilik, üstün ekonomik performans ve kâr sağlayabilmesinin temel önkoşulunu insanlara hizmet etme, doğal çevreye ve insan mutluluğuna sevgi ve kaygı duyma gibi manevi değerlere bağlılık oluşturacaktır. Şirketlerin müşterilerine sunacakları ve karşılığında gelir elde edecekleri kaliteli ürün ve hizmetler ile hoş deneyimler aslında onların kendi toplumsal kalitelerinin satış yapabilecek mallara dönüştürülmüş birer biçiminden başka bir şey olmayacaktır.

 

Şirketlerin toplumsal kalitesini ise; (1) bireylerine yaratıcı hayal güçlerini geliştirmede sağladıkları olanaklar, (2) öğrenmenin ve aklın bilim, sanat, kültür gibi değişik bileşenlerini düşünce ve faaliyetlerinde bütünleştirme dereceleri ve (3) bütün çevreleriyle birlikte yaratmanın gereklerine yaptıkları katkılar belirleyecektir. Şirket gelişmesinin temelinde bu üç doğrultudaki gelişme yatacaktır.

 

Toplumsal kaliteleri yüksek şirketler bütün bunlarla önümüzdeki yeni çağın muazzam bir veri, enformasyon ve bilgi bolluğu ortamında yıkıcı bir anlam ve bilgelik kıtlığı çekilen bir çağ değil, bütün insanlığın özlem duyduğu gerçek bir bilgelik çağı olmasına büyük katkılarda bulunmuş olacaklardır.

  • Abone ol