Dün yayınlanan yazının sonunda değinmiştim; Öcalan'ın 'tutanak'ta yer alan bazı açıklamaları üzerinde özellikle düşünülmeyi gerektiren nitelikteydi. Söylediğim gibi bu 'tutanak', bir MİT görevlisinin nezaretinde gerçekleşmesinden olacak 'Süreç'in hak ettiği ciddiyetten uzak olarak büyük bölümüyle serbest çağrışımlardan oluşan bir 'sohbet' tarzındaydı sanki…

Her şeyden önce -tabii ki- Öcalan'ın 'Süreç'in yoluna taş koyanlar bahsinde işaret ettiği merkezleri hatırlamak gerekiyor. Öcalan, bu bahse ilişkin olarak bazı açıklamalarda bulunuyordu. Mesela Altan Tan'ın bu merkezlere-güçlere ilişkin şu sorusu ve Öcalan'ın yanıtı: A.T.: 'Tam olarak tarif ettiğiniz güçler kimlerdir?' AÖ:: / 'Ermeni lobisi etkili, 2015'te gündem olmak istiyorlar.' Öcalan, sözlerine şöyle devam ediyordu: 'Anadolu İslamlaştıktan sonra, bin yıllık bir Hiristiyanlık öfkesi var. Rum, Ermeni, Yahudi, Anadolu'da hak iddia eder..' Bu sözlerin devamında yer alan şu sözler de dikkat çekiciydi: 'Devreye giren İsrail lobisi, Ermeni ve Rumlar, 'Kürtler ne kadar dışlanırsa o kadar başarılı oluruz' diyorlar…' Benzer şekilde mesela şu sözler: 'Türkiye'de 3 koldan paralel devlet çalışması var. Bu ilişkileri sabote edilmeye başladı. Sıradan lobiler değil. ABD'de Yahudi, Ermeni ve Rum lobileri stratejik ve taktik müdahale ediyorlar. Her üçü de Anadolu çıkışlıdır…' (Karacaoğlan'ın ünlü 'Kim var imiş biz burada yoğ iken' dizesini –'yeridir!' diyerek- dünkü yazıda hatırlatmıştım.) Bu fasılla ilgili olarak şu sözleri de aktaralım: 'Yeni darbe Brüksel ve ABD'de planlanıyor. Türk-Kürt ilişkilerini yeniden tanımlamam işlerine gelmiyor. Sanırım bu çıkışımız işe yarayacak…'

Bu açıklamalar -benim açımdan tabii ki- gerçekten şaşırtıcıdır. Demek ki Öcalan da, bugüne kadar PKK'ya yöneltilen 'İsrail kaynaklı', 'Ermeni destekli' ya da 'Avrupa himayesinde' gibi suçlamaları unutmuş bir biçimde son Kürt isyanının son bulmasının önündeki başlıca engeller içinde ABD ve AB çıkışlı ve içinde her türden gayrimüslimi barındıran 'lobiler'in yer aldığı kanaatine varmış. Bu 'tespit'in yeni bir yanı yok, çünkü bugüne kadar gelmiş geçmiş devlet adamlarının hemen hepsinin tespitleri de bu yöndeydi. Külliyatına hakkıyla vakıf olmasam da Öcalan'ın bugüne kadar benzer bir analiz yaptığını ben hatırlamıyorum. Bu analizin özeti ABD ve AB çatısı altında Batı'nın Türkiye'deki Türk-Kürt savaşının son bulmasını istemediği, hatta tam tersine bu savaşın sürmesi için çırpındığıdır. Batı devletlerinin bu türden oyunların hepten dışında olduğunu söyleyecek değilim tabii ki. Ancak unutmayalım ki bu türden analizler 'kendini avutmak'tan başka bir işe yaramaz.

Öcalan'ın 'tutanak'taki diğer bazı açıklamalarına gelecek olursak: Görünen o ki Öcalan da yakın tarihte yaşanan 'MİT- Özel Yetkililer' çekişmesini ülkedeki siyasi mücadelenin anlaşılması açısından birinci derecede önemli buluyor. Bu çerçevede sarf ettiği şu sözlerinden anlaşıldığı gibi: ' '…Sayın Başbakan'ı buna inandıran ekip (2011'de) 'PKK'yı bitireceğiz' dedi. 10 bin kişiyi (KCK) içeriye aldılar. Bu güç MİT'e de darbe planladı. Ben devreye girdim, 'bu darbedir' dedim. Ergenekon'dan farkı yok. Başbakan MİT'e darbe yapılınca sıranın kendisine geldiğini gördü. Başbakan vatana ihanet suçundan tutuklanacaktı…'

Siz ne düşünürsünüz bilemem ama bana sorarsanız 'Süreç'i konuşmak için bir araya gelinen bir toplantıda bu analizlerin epeyce geniş yer işgal etmiş olmasını sürecin akıbeti bakımından umut kırıcı belirtiler olarak değerlendiriyorum. Öcalan'ın söz konusu gelişmelere ilişkin yorumu gerçeği yansıtıyor olabilir; nitekim yansıtmıyor da değildir. Ancak benim bu çerçeveye ilişkin tercihim, işaret edilen 'darbe girişimleri'ni merkeze alarak değil, yarının Türkiye'sini yakın dönemin bu ve benzeri gelişmelerinin epeyce üzerine çıkarak anlatmaya-kurmaya başlamak şeklindedir. 'Süreç'in kaderinin bir biçimde Başbakan'ın 'harcanmasına' izin vermediği bir bürokratın gayretine bağlandığı izlenimini veren bu analizler serece olduğu kadar o bürokrata da bir haksızlıktır… Yani özetle, konumuz 'siyasal' bir sorundur ve çözüm de siyasal bir 'yol haritasına' bağlıdır. Dolayısıyla bu yoldaki hizmeti PKK ve güçlü siyasal iktidarın birlikte oluşturacakları bir haritadan beklemek, 'Hizmet'in bu sürecin başaktörlerinden birisi olarak değerlendirilmesinden vazgeçmek gerekmektedir. İhtiyacımız, açık-seçik, demokrasinin gerektirdiği ilkeleri esas alan, siyasetin direksiyona doğrudan sıkıca sarıldığı, yasal, siyasal ve tabii moral mecburiyetlerin hızla hatırlanıp gerçekleştirildiği bir süreçtir.

Şu da var tabii ki: 15 yıla yakındır toplumdan tecrit edilmiş halde yaşayan Öcalan'ın siyasete, topluma, felsefeye ilişkin tutkusu ne derece güçlü olsa da, unutmayalım ki siyaset başta olmak üzere bu konular tek başına yani etrafta başkaları olmadan, onlarla konuşup/tartışmadan altından kalkılacak nitelikte değildir. Siyaset 'çileye girerek' tek başına anlaşılan ve sürdürülebilen bir etkinlik değildir.

  • Abone ol