Paralel medya Kılıçdaroğlu’nun “siz kimsiniz ki bu kadar açıkça ortaya çıkmış yolsuzluk dosyalarını kapatıyorsunuz. Hangi yüzle çocuklarınızın yüzüne bakacaksınız… Onların çocukları, torunları ne diyecekler? Size acıyorsam namerdim. Çocuklarınıza acıyorum” sözlerini kutsi sözler gibi günlerce anlattı. Seçim sürecine girdiğimiz şu günlerde aynı medya benzer sözleri yine haber yapmaya başladı. Paralelcilerin yolsuzluklarını kâinat öğrendi, ben Kılıçdaroğlu’yu CHP’nin “çocuğu, torunu” olarak gördüğüm için onun “çocuklarınız, torunlarınız ne diyecekler?” sorusunu kendisine yöneltiyorum. Anlatacağım yolsuzluklar için, şimdi genel başkanı olduğu CHP’nin bir “çocuğu, torunu” olarak Kılıçdaroğlu ne diyecek merak ediyorum.

87 yıl boyunca “irtica” vaveylalarıyla yükü kin ve nefret olan gemisini yüzdürmeye çalışan CHP, 2010 yılında “Deniz’” ortasında karaya oturdu. Deniz bitince daha önceleri “F tipi irtica” dedikleri şimdiki ortaklarından edindikleri sex kasetleriyle gemilerini yüzdürmeye çalışan bir CHP-P (2. “P” Paraleln ‘P’si) ile karşı karşıyayız.

CHP, ortakları Paralel Yapının Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında Türkiye’ye 17 Aralık yolsuzluk kılıfıyla düzenledikleri darbe teşebbüsünden sonra, “irtica, dinci” sloganlarının millet tarafından yutulmadığını da görünce güftesi beddualarda kafiye ustası Fetullah Gülen’e, bestesi altın kaplamalı çocuk Fazıl Say’a ait yolsuzluk ve hırsızlık şarkısını çalmaya başladı.

Bu CHP eğer geçmişinden bihaber değilse yüzsüzlük yapıyor. Mazisinde hem de kutsallık atfedecek kadar ak u pak dediklerinin yolsuzluklarını bilmediğimizi zannediyor CHP. Kılıçdaroğlu “çocuk ve torunları”olduğuGenel Başkanı, CHP’den seçilen Reisicumhur, başbakan ve bakanların başrolde oldukları kanlı yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvetler var iken bir partiyi yolsuzlukla itham etmesi olsa olsa densizlik olur. Ben CHP’nin yerinde olsam tutmasa da yine laiklik, irtica der, ama yolsuzluk demezdim.

Yolsuzlukta da korkunç bir geçmişi var CHP'nin. Öyle ki, yolsuzlukları ifşa olmasın diye Milletvekili öldürmüş, sonra uyduruk raporlarla örtbas etmiş CHP. Peki, ne zaman olmuş bunlar?

Buyurun okuyalım:

“İrtikâp (rüşvet) işleri ayyuka çıkmıştı ve o kadar ayağa düştü ki, herkesin ağzında, namuskârlar şikâyet içinde. Halid Paşa cesur hırçın, hatta deli idi ama, namuslu bir adamdı. Bu irtikâplar sinirine dokunmuş, söylenmeğe başlamış. Nihayet bir gün Mustafa Kemal’e gider: “İrtikâp müthiştir, millet batıyor. Bunun önünü al. Celal (İş Bankası Umum Müdürü) Kel Ali, Kılıç, ilh… mürtekiptirler. Ben bunları (……..)” der. Yapar mı yapar… Mustafa Kemal fena telaş eder. Yâranını haberdar etmiş. Kel Ali o vakit pek gözde idi. Bu âvane bir gün Meclis’in methalinde Halit Paşa’yı vurdular. Bir gün sonra ben Ankara’ya gitmiştim.

Mes’ele şöyle olmuş: Halit, Kel Ali’ye çatmış. Ayırmışlar. KılıçRauf (Rize meb’usu Ali Şükrü vak’asında Merkez Komutanı Muavini), daha bir kaçı Meclis’in methalinde Halit’e pusu kurmuşlar. Halid Kel Ali’yi almış, Rauf sırtından Halid’i vurmuş. Mustafa Kemal derhal Meclis’e gelmiş. Necmeddin Molla’yı çağırmış. “Ne yapacağız? Bir çare bul!” demiş. O da Kel Ali müdafa-i nefs esnasında vurdu diye zabıt varakası yapmış, ne hekim raporu, ne adli muayene yapılmamış. Bir şey yok. Bir zabıt varakası ile Kel Ali’yi beraat ettirmişler. Halid’i de toprağa soktular, mes’ele de bitti…”

Düşünebiliyor musunuz? Bir milletvekili, Atatürk’ün yanında olan biri “rüşvet var, yolsuzluk var” dedi diye katlediliyor ve bütün bunlar ortadayken CHP kendisini temiz ve masum görüyor. Dedim ya; CHP’nin“çocukları, torunları” yolsuzluğun “y”sini ağzına alırken kırk kere düşünmeli.

Peki,

Atatürk’ün ölümünden hemen birkaç ay sonra, yani CHP’nin taptığı “ebedi!” ve “Milli” Şefleri İsmet İnönü’nün tek adam olduğu 1939 yılında hangi uluslarötesi yolsuzluk ve dolandırıcılıklar yaşandı? Devletin mührü ve resmi evrakları belge diye kullanılarak sahtekârlık nasıl yapılırı dünya âlem CHP’nin tek parti döneminde öğrendi. Nasıl olur mu dediniz?

Bakalım nasıl olurmuş;

1939 yılının hemen başında gündeme gelen bir kaçakçılık davası, yeni dönemin alâmeti fârikası olarak görülebilir. Millî Savunma Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığının imza ve mühürleri taklit edilerek Türkiye adına Kanada’dan uçak sipariş edilmişti. Amaç uçakları o sırada devam etmekte olan İspanya iç savaşında cumhuriyetçilere satmaktı. Elbette bu kârlı bir alış verişti ve kaçakçılar epey para kazanacaklardı. Kaçakçılığın başındaki kişinin adı hemen ifşa edilmişti: König…Muhtemelen Bakan, MİT’in büyükbabası sayılacak MAH’ta çalışan önemli bir görevliydi. Cumhuriyet döneminde de önemli görevler almıştı… Muhtemelen doğrudan devlet başkanına bağlı olarak çalışıyordu. O kadar ki, yine Beyatlı’ya göre, 1938 yılının sonbaharına kadar gizli tahsisattan kendisine ödemede bulunulmuştu…

König, acaba sadece basit bir kaçakçılık işine mi karışmıştı; yoksa gizli bir görevle mi bu işe kalkışmıştı? Bu soruların yanıtı hiçbir zaman tam olarak verilemedi…”

Şimdi bu soruların yanıtını bulma zamanı.

CHP’nin ve Şeflerinin “çocuğu ve torunu” Sayın Kemal Kılıçdaroğlu buyursun CHP Genel Başkanı olarak bir açıklama yapsın. Bu yalan ise ben özür dileyeceğim, doğruysa kendisi kendisine yakışan ne ise onu yapsın.

Yoksa daha yazacaklarım var.

Diyarbakırlı amcanın ifadesiyle bız buradayım, Kilicidaroğli cuvap versın, bekliyığ.

Twitter.com/ahmetay_

  • Abone ol