Kürdistan coğrafyası, bazen dönemin süper güçlerinin kozlarını paylaştığı bir arenadır. Bazen farklı dinlerin irşat ve cihat yoluyla egemenlik kurmaya çalıştığı bir alandır. Bazen aynı dinin farklı mezhepleri arasındaki çatışmaların yaşandığı bir alandır.Bazen de Kürdistan aşiretlerinin veya Kürd hareketlerinin var olmak için birbiriyle mücadele ettiği bir siyasal karşıtlık alanıdır. Kürdistan’ın tarihsel sürecinde daima var olan bu çatışma ortamı da sorunlu bir toplumsal yapının oluşmasında rol oynamıştır.

Dolayısıyla Kürdistan coğrafyası, tarihsel süreçtetoplumsal varoluş içinkarşıtlık ve çatışma üzerinden yapılanan bir örgütlenmeyi zorunlu kılan bir görünüm kazanmıştır.Çatışmaya dayalıbu görünüm toplumsal örgütlenmeve sosyal yaşamda ise karşıtına yönelik güven probleminin oluşumuna yol açmıştır.

Kürdistantoplumsal yaşamının dayanağı olan aşiretsel yapıya sinen bu çatışmalı ruh hali, süreç içerisinde insanların sosyal yaşam alanını daraltarak birbirine güvensiz davranmalarına yol açmıştır. Bu durum aşiretler açısından sosyal yaşamı çetrefilleştirerek cambaz ipi üzerinde denge arayışına yönelen bir yapıya dönüştürmüştür. Aşiretler bu ortamda kendi varoluşlarını sürdürmek için kısa süreli partner arayışına yönelmek zorunda kalmışlar. Dolayısıyla toplumsal yaşamda güvensizliğe dayanan çatışmalı yapının derinlik kazanmasına katkı sunmuşlardır.

1800’lü yılların başından itibaren gerçekleştirilmeye başlanan Osmanlının merkezileşme çabasında bunu aşiret davranışlarında net biçimde görebiliriz. Dengeleri gözeterek var olmaya çalışan aşiretsel yapı sürekli değişen güç dengelerine göre pozisyon alma zorunluluğu hissetmiştir. Bu nedenle aynı aşiret bazen Osmanlıdan yana tavır alırken bazen de İran’dan yana tavır almıştır.

Bu denge arayışı yerel düzeyde ele alındığında ise aşiretler arasında da güven sorununun temel etkeni olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla her aşireti kendi hâkimiyet alanını koruyarak varoluşunu sürdürmeyi temel hedef olarak benimsemeye yönelmiştir.

Bahdinan ve Bedirxan aşiretlerinin güçlendiği dönemlerde küçük aşiretlerin bunlarla ittifaka yönelmiş olmalarına rağmen, bunlar güçlerini kaybetmeye yüz tuttuklarında ise merkezi otoritelerden yana tavır takınmaları bu duruma yönelik açık göstergelerdir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürd varoluşunu gerçekleştirmeye yönelen ayaklanmalarının tüm Kürdleri kapsayacak niteliğe bürünememesinin arkasında da, aşiretsel yapıya sinengüvensiz ruh hali üzerinden okuyarak anlamak mümkün olacaktır. Ayaklanmaların bölgesel çapın dışına çıkamamasının altında birbirlerine yönelik güven sorunu yatmaktadır.

Geçmişten devr alınan bu yapı ortama ve koşullara göre hareket etmeyi öngördüğünden ötekine yönelik güvensizlik algısı nedeniyle birlikte hareket etme yerine dışarıdan gözlemeyi daha doğru bulmuştur. Dolayısıyla ulusal bir mücadelenin başlaması da hep kadük kalmıştır.1960’lardan itibaren filizlenen mücadele eksen olarak ideolojik farklılığa dayalı yapıyı referans aldığından dolayı kuşatıcı olma niteliğine ulaşamamıştır. Bu nedenle ideolojiler üzerinden beslenen yapıların ortaya çıkmasına yol açarak kısa sürede düşünsel karşıtını üretmiştir.

Kürdistan aşiretlerinin güven sorunu ve toplumsal yapının dengeye dayalı anlayışa göre şekillenmesi günümüz Kürt hareketlerinin de temel sorununa dönüşmüştür.  Kürdistan coğrafyasının yüzyılı aşkın bir süredir Kürdler için toplumsal var olma dayalı mücadeleortamı olması hem bireylerde hem de ideolojik örgütsel yapılarda güvensizlik duygusunu üst düzeye çıkarmıştır. Bu çatışma ortamında yetişen Kürdistan nesillerinin birbirlerini doğru anlamaları ve algılamaları doğal olarak problemli olacaktır.

Çatışmalı ortam nesillerinin temel önceliği ideolojik örgütsel yapısını koruyarak karşıtlık üzerinden görünür olmadır. Bu görünürlüğe bağlı olarak varoluşlarını gerçekleştirebilme imkânı oranında da geleceğe yönelik güven duygusu oluşturabilirler. Dolayısıyla temel önceliklerine ideolojik varoluşu koyma zorunluluğu duyarlar. Çünkü kendilerini ancak bu var oluş üzerinden tanımlayarak beslendikleri ideolojilerine dinamiklik kazandıracaklarını düşünürler.

Bugün de 30 yılı aşan savaş ortamının baskın olduğu bu toplumsal zeminde Kürt hareketleri çatışmasız bir siyaset üretmenin sancılarını çekiyor. Toplumsal yapıya sinmiş olan bu denge ve çatışma kültürünün yönü ve zamanını ise sadece konjonktür belirler duruma gelmiştir.  Ne yazık ki, Kürtlerdehâlâ kendisinden farklı düşüneni yok etme ya da şiddetle bastırma kültürü etkin durumdadır.Kendisi dışındaki varoluş çabalarını kendisine yöneltilmiş bir tehdit olarak görme eğilimi ön plandadır.

Dolayısıyla kendisine karşıt olarak algıladığı varoluşu anlama yerine ona yüklediği anlam üzerinden okumalar gerçekleştirmektedir.  Varoluşunu karşıtlık üzerinden konumlandırdığı için diğerlerinin tavır ve eylemlerini direk kendisine yöneltilmiş tehlike olarak kabul etmektedir.

Çatışma ortamının yaratığı zihinsel iğfal eylemden ziyade niyet okumaya dayanan anlamlandırmayı önemseme yolunu seçer. Bu nedenle doksan yıllık Cumhuriyet rejimini dikkate aldığımızda merkeze yerleşmeyi amaçlayanlar hep karşıtını niyet okuma üzerinden ekarte etmeyi hedefledikleri görülür.Dönemsel şartlara bağlı olarak iktidarı ele geçirenlerin kendi konumlarını sağlamlaştırmak için ötekini merkezin düşmanı ilan etmeleri bunun bariz örneğidir.

Gericilik, komünizm, irtica ve bölücülük söylemlerinin gayesi aslında karşıt varoluşu eylem üzerinden değil niyet okuma üzerinden vurma düşüncesidir. Cumhuriyet rejiminin bu karşıtlığa yönelerek ontolojik gerçekliğe dayanmayan var oluşu gerçekleştirme mücadelesi aslında bir kaçıştır. Bu kaçış kendisinin beslendiği ideolojik alt yapının gizlenip görünür olmamasıyla amaçlarını gerçekleştirmeye yöneliktir.

Bugün Kürdistan siyasal zemininde ön plana çıkan iki akım tamda bu anlamda asıl gayelerini gizleyerek karşıtını öteki ilan edip toplumda ona yönelik güvensizlik duyguları oluşturmayı öncelemektedirler. Varlık kazanmak için ötekinin ideolojik bakışını ortaya koyarak kendisini konumlandırmaktadırlar. Kendisinin saf ve paklığını durduğu düşünsel zemin üzerinden değil karşıtın kirliliği üzerinden ortaya koyma çabası sergilemektedirler.

Daha dün Licede yaşananlar ve Hatip Dicle’nin verdiği mülakat ile Said Şahin’in basındaki açıklamaları gizlenen amaçların anlaşılması için önemli veriler barındırmaktadır. Eğer toplumsal var oluş amaçlanıyorsavaroluş yarışı fikir ve proje etrafında yürütülmelidir. Bu fikir ve projelerini ideolojik takıntılara göre biçimlendirdiklerinde ise doğal olarak karşıtını arayarak onun üzerinden var olmayı amaçlayacaklardır.

SONUÇ:

Çatışma ortamının yaratığı zihinsel iğfale uğrayan bireyler eylemden çok niyet okumaya dayanan anlamlandırmayı önemseme yolunu seçerler. Bu durum onlarda, karşıt olarak tanımlananı anlamak yerine ötekileştirmeyi daha doğru bir eylem olarak benimsemeye yönlendirir. Böylece ideolojik argümanlarına kısa yoldan taraftar bulma imkânı elde edeceklerini düşünürler.

Bu çatışma ortamında Kürdlerin birbirlerine karşı kullandıkları söylem dili ötekileştirci olmak yerine asgari müştereklerde birleştirici olmayı hedeflemelidir. Çatışma ortamının hain,işbirlikçi,ajan ve ben ondan daha çok Kürdistaniyim söylemlerinin mutlaka terk edilmesi gereklidir. Bunun yerine ise Kürdistan hedefinin gerçekleştirilmesi için ortak hareket noktalarının belirlenmesi öncelikli koşul olmalıdır.

EZCÜMLE: Kürd partileri ne yapıp edip millileşerek Kürdleşmelidirler.

 

 

 

  • Abone ol