İspanya’da yayınlanan haftalık “Punto y Hora de Euskalherria” dergisinin 11 Haziran 1979 tarihli sayısında “Muafiyet Rezaleti” başlıklı bir makale yayınlanır. Makaleyi kaleme alan Bask Bölgesi’nin bağımsızlığını savunan Herri Batasuna Partisi senatörü, avukat Miguel Castells’tir. Castells, yetkili makamları aşırı sağcı gruplarca işlendiği iddia edilen cinayetleri gerektiği gibi soruşturmamakla, katilleri korumakla itham etmektedir.

Makalesine, şüpheli bir şekilde cinayete kurban giden elliye yakın kişinin isim listesini vererek başlayan Castells şöyle yazmaktadır:

“Yetkililer bu cinayetlerin faillerini belirleyemediler. Faillerin hangi örgüte mensup olduklarını da henüz tespit edemediler.  İktidarda bulunan sağ kanat, bu çok sayıda suçun faillerini bulmak ve cezalandırmak için polisiyle, mahkemeleriyle ve cezaevleriyle, her türlü araca sahip durumda. Ama endişelenmeyin, sağcılar kendilerini arayıp bulamayacaktır.”

İsimlerini tek tek sıraladığı aşırı sağ örgütlerinin, yasa dışı örgütlerinin ya da kanlı terör eylemleri gerçekleştiren ETA’nın lider kadrosundan kimsenin tutuklanmadığını ama binlerce sempatizanın gözaltına alındığını yazan Castells’in şu ithamı gerçekten ağırdır:

“Yukarıda sözünü ettiğim faşist örgütlerin, devlet cihazından bağımsız bir varlığı olabileceğine inanmıyorum. Suçların işlenmesindeki zamanlama ve koşullar düşünülecek olursa, önceden hukuki muafiyetle güvence altında alındıkları söylenebilir. Bu eylemlerin ardında, sadece Hükümet, Hükümet Partisi ve onların adamları olabilir.”

Castells’e göre aşırılıkçı gruplar cinayetleri işlemeden önce savcılıktan ceza almayacaklarına dair güvence alıyorlardı. Yani faili meçhul cinayetlerin arkasında hükümet vardı.

İspanya hükümeti Castells’e ve dergiye dava açtı. Nitekim Castells suçlu bulundu, bir yıl hapse mahkum edilirken kamu görevinden ve mesleğini icra etmekten de men edildi. Castells’in İspanya Yüksek Mahkemesi’ne yaptığı itirazda sonuçsuz kaldı.

Castells AİHM’e başvurdu. AİHM Castells Davası’nda “hükümetin işgal ettiği hakim pozisyonu dolayısıyla ceza davası açmasının aşırılık olduğu değerlendirmesini yaparak ifade özgürlüğünün ihlal edildiği” tespitinde bulundu ve kararında “Hükümetin daha fazla eleştirilebileceğini, devletin mevcut düzeninin sorgulanabileceğini” yazdı.  ( 23 Nisan 1992: Başvuru No: 11798/85) 

Castells Davası bugün dünyada ifade özgürlüğü açısından örnek teşkil eden en önemli AİHM içtihatları arasında yer almaktadır.

Castells Davası tek bir örnek değil elbette. Benzer bir dava olan Lingens’den bahsedelim:

***

9 Ekim 1975’te Avusturya genel seçimlerinden sonra Avusturyalı gazeteci P. M. Lingens Profil Dergisi’nde bir yazı kaleme alır. Avusturya Başbakanı’nı “Nazileri korumakla, kurduğu hükümette Nazilere yer vermekle” suçlar ve bunun “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” dahası bu tavrının “oportünizmin en aşağılı, onursuzu” olduğunu söyler.

Avusturya Başbakanı Kreisky mahkemeye başvurur, elbette Lingens mahkum olur. Ve  AİHM’e başvurur. AİHM Lingens Davası’nda şöyle der: 

Politikacılar, şok edici, rahatsız edici türden eleştirilere tahammül etmek durumundadır. Demokratik toplumları, özgür siyasal ifadeler biçimlendirir. İfade özgürlüğü sadece lehte olan ve muhalif sayılmayan haber ve fikirler için değil, çarpıcı gelen, rahatsız eden haber ve fikirleri de kapsar.” (Başvuru No. 9815/82)

Oberschlick Davası ve Sunday Times Davası da aynıdır. Bu davaların hepsinde gazeteciler kendi ülkelerinde mahkum olmuşlar; AİHM ise bu davaların tamamında “politikacılar daha sert söylemlerle itham edilebilir, eleştirilebilir, suçlanabilir” demiş ve “ihlal var” tespitinde bulunmuştur.

***

Castells Davası, Lingens Davası, Oberschlick Davası ve buna benzer davaların ortaya koyduğu bir gerçek var. Avrupa ülkelerinde de geçmiş yıllarda yerel mahkemeler bu tür “siyasi davalarda” güçlü iktidarların hoşuna gidecek kararlar verebilmiş. Ama bu kararlar AİHM’den dönmüş. AİHM’in ifade özgürlüğü içtihatlarına yıllardır örnek gösterilen dosyalar bunlar. Ama bildiğim kadarıyla Avrupa ülkelerinde yaşanan yeni Castells, Lingens davaları yok. Bizim ülkemizde AİHM’in yerleşik içtihatları olmasına, davanın AİHM’den döneceği bilinmesine rağmen, mahkemeler Castells, Lingens kararları vermeye devam ediyor. Nitekim Osman Kavala kararı da AİHM’den döndü.

Üzücü olan ise yaşanan hukuk ihlalleri AYM’den dönsün diye ülkemize kazandırılan “Bireysel Başvuru”ya rağmen hak ihlalleri AİHM’den dönmeye devam ediyor.

Eminim tıpkı Osman Kavala gibi yazdığı yazılar nedeniyle üç yılı aşkın süredir içeride olan Mümtazer Türköne için de AİHM “hak ihlali” tespitinde bulunacak ve “derhal tahliye” kararı verecektir.

Hal böyle iken Anayasa Mahkemesi Mümtazer Türköne’nin başvurusunu “Başvurucu, suça konu edilen yazıları, yayımlandığı gazetenin niteliği, yazılarında kullanılan üslup ve ifadeler, yazıların bağlamı dikkate alındığında kamu makamlarının FETÖ/PDY’nin millî güvenlik üzerinde tehdit oluşturduğunu değerlendirdikleri bir dönemde kaleme aldı” diyerek, daha önceki kararlarıyla çelişerek reddetti.

Çünkü AYM benzer yazılar kaleme alan Şahin Alpay’ın başvurusunu değerlendirmiş ve “hak ihlali” kararı vermişti. (11 Ocak 2018, B. No: 2016)

AYM yazdığı yazılar nedeniyle içeride olan Mümtazer Türköne’nin başvurusunu da ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirebilirdi. Şahin Alpay kararına rağmen AYM’den böylesi bir kararın çıkmasını oldukça yadırgadığımı söylemeliyim. Zira yargı kurumlarının ifade özgürlüğünün geliştirilmesine katkı sağlamaları gerekir.

Sonuçta Osman Kavala, Selahattin Demirtaş davaları gibi Mümtazer Türköne kararının da  AİHM’den dönme ihtimali son derece kuvvetlidir.

  • Abone ol