Ahrar’eş Şam ve Heyet Tahrir el Şam (HTS) arasında çıkan çatışmalar sonrası İdlib’in HTS’nin eline geçmesiyle Suriye’nin kuzeyi yeni bir sıcak dalganın etkisine girdi.

Suriye’de Daeş’in ortaya çıkışı ve büyük bir alanı kontrol edişine kadar rejim ve muhalifler arasında süregelen çatışmanın üstten okuması yapılıyor, saflar da buna göre şekilleniyordu. “Daeş’le mücadele” ve PYD’nin meşrulaştırılması döneminde farklı bir okuma yapıldı, sahadaki bu yeni duruma göre yeni saflar oluştu. Musul ve Rakkaoperasyonlarıyla birlikte artık “Daeş sonrası dönem” de diyebileceğimiz yeni bir dönem başlıyor. Bu sürecin okuması da farklı yapılacak, safları da yeniden oluşacak.

Önce bir yıl geriye gidelim. Temmuz 2016’da El Nusra Şura Konseyibir açıklama yaparak El Kaide’den ayrıldıklarını duyurdu. Nusra lideri Colani ilk kez yüzünü göstererek açıklamayı bizzat yaptı; Şam’ın Fethi Cephesi’nin kurulduğunu açıkladı. O günler Halep’in rejim ve Rus uçaklarınca yoğun bombardımana tutulduğu dönemdi. Ruslar sürekli olarak, ABD de dönem dönem buradaki Nusra varlığını bahane ederek saldırıyordu.

Halep’in düşmesi ve Astana süreciyle beraber önce Türkiye ve Rusya, ardından İran ve sonrasında Trump yönetimi önce ateşkes, ardından da ‘çatışmasızlık bölgeleri’ üzerinde anlaşırken, sahadaki güçler arasında ayrışmalar başladı. Şam’ın Fethi Cephesi (eski adıyla Nusra), Nureddin Zengi, Ceyşu’s Sünne gibi bazı gruplarla birlikte HTS çatısı altında toplandı. Ahrar’ın eski lideri Ebu Cabir HTS’nin lideri olurken çeşitli ketibe ve gruplar, Ceyşül İslam’ın İdlib kolu ile Şam Cephesi’nin Fırat Kalkanı harekatına katılmayan kısmı Ahrar’a katıldı. Ahrar’ın baskın olduğu grupla Nusra’nın domine ettiği grup arasında, Astana süreci üzerinden başlayan ayrılık zamanla çatışmaya döndü. Bu çatışmalarda 15’i sivil 92 kişi hayatını kaybetti; İdlib Nusra’nın domine ettiği HTS’nin kontrolüne geçti.

Ahrar’ın lider kadrosu bu hafta yenilenirken, Temmuz’da Guta’da bir başka önemli gelişme yaşandı. Suriye’deki güçlü ve önemli muhalif gruplardan Ceyş’ül İslam kendini lağvetme kararı aldı ve Suriye muhalefeti ulusal ordusuna katıldı. Daha önce Astana görüşmelerinin ilk turuna Suriye’deki muhalifleri temsilen katılan Ceyş’ül İslam grubundan Muhammed Alluş, Türkiye, Rusya ve İran’ın mutabık kaldığı ateşkes metnine kuşkuyla yaklaştıklarını belirterek farklı bir öneri sunmuş ancak kabul görmemişti. Bugün bu grubun ABD’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) katıldığı az çok kesin diyebiliriz. Yani ABD’nin Ürdün’de eğiterek Suriye-Irak sınırına göndererek Tanf üssüne yerleştirdiği gruplarla yetinmediği, Esad rejimine karşı savaşmış, hatta vakti zamanında aşırılıkla suçladığı Ceyş’ül İslam gibi grupları da havuzuna katarak yeni bir duruma hazırlandığı anlaşılıyor.

Tam da burada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde İdlib’le ilgili olarak sarf ettiği sözler önemli:  “Şu anda biz insani yardıma yine varız. O noktada Cilvegözü’nü açık tutacağız ama bunlar gıdadır, ilaçtır, giyim vesaire... Fakat iş silah gibi vesaire, bu tür şeylere dönerse, buna yol vermemiz, müsaade etmemiz mümkün değil. İdlib’de ise görüşmelerimiz devam  ediyor. Moskova görüşmeleri, eğer uygulamadaki Astana, güvenli bölge vesaire bunlar da bu değerlendirmenin içinde yer alması halinde İdlib’i süratle çözüme kavuşturacağız diye düşünüyorum.”

İdlib’in HTS’nin eline geçmesiyle beraber, Ahrar konvoyları, tankları, silahları ve yüzlerce savaşçıyla beraber bölgenin Hama sınırındaki güneyine çekildi. İki grup arasında yapılan ateşkesle beraber, Türkiye için Afrin’e yapılacak olası bir harekat için de stratejik öneme sahip olan Bab el Hava Sınır Kapısı (Cilvegözü Sınır Kapısı’nın karşısındaki kapı) Ahrar’ın denetiminden çıkmış ve kim olduğu tam olarak anlaşılamayan ‘sivil’ bir meclisin kontrolüne bırakıldı.

Malum CIA geçen ay, Suriye’de rejimle savaşan muhalif gruplara silahlı destek programını sonlandırmıştı. Aynı kararı Suudilerin de aldığı söylenmişti. Geçenlerde DEBKAFile isimli Mossad’a yakınlığıyla bilinen bir İsrail sitesi Türkiye’nin de bu muhalif gruplara desteği sonlandırdığını iddia etti, ki bu iddia Cumhurbaşkanı’nın “Fakat iş silah gibi şeylere dönerse, buna yol vermemiz, müsaade etmemiz mümkün değil,” cümlesiyle uyum gösteriyor. Şark el Evsat gazetesi ise birkaç gün önce Katar’ın Suriye muhalefetine sağladığı fonu kıstığını yazdı.

Türkiye, Rusya ve İran’ın anlaştığı çatışmasızlık bölgeleri kapsamındaki “Lazkiye, Halep ve Hama vilayetlerinin belli bölümleri, Humus vilayetinin belli bölümleri, Şam/Doğu Guta bölgesi ve Dera ve Kuneytra vilayetlerinin belli bölümleri”nin tamamına Rus askerleri ve Hizbullah eskortluğunda rejim güçlerinin geri döndüğünü göz önüne alırsak, Astana sürecinin aslında bir savaşın sonu olduğunu söyleyebiliriz. Esasen Halep’in düşüşüyle o savaş Esad’ın zaferiyle sona yaklaşmış ama adı konmamıştı. Buraya kadar tamam. Esad kazandı, muhalifler kaybetti.

Fakat işler, söz konusu çatışmasızlık bölgeleri kapsamında olan ‘İdlib bölgesi’ne geldiğinde basit bir kazanan-kaybeden denkleminin ötesine geçiyor. İdlib’deki Nusra varlığına karşı Rus-Türk askerlerinin ortak hareket etmesinin dahi olası olduğu söylendi. Türkiye bunu yaparsa, acı ama gerçek, rejimle savaşan Suriyeli muhaliflerin en azından (Nusra ile hareket etmeyi tercih eden) bir kısmına silah doğrultmuş olacak. Müdahale edenin ABD olması ihtimaliyse PKK’nın koridor hayallerini tekrar semirtecek. Rusya’nın rejimle gerçekleştireceği bir operasyonsa her ne kadar masada anlaşmalar yapılıyor olsa da güven vermiyor. Hatırlayalım, PKK’nın Menbiç’ten çıktığı açıklamasını Ruslar yapmış, ama bu gerçekte olmamıştı. Yine aynı şekilde Afrin’de ‘yapmıyoruz’ dedikleri halde PKK/PYD’yı silahlandırdıkları Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilmişti. Hal buyken, yani ABD’nin desteklediği PKK’ya karşı Esad’ın arkasındaki Rusya ile çalışırken, Ruslar’ın PKK’ya nasıl kol kanat gerdiğini unutmamalı. İran’ın tavrını Rusya’dan farklı görenlerse, bu güne kadar Kasım Süleymani’nin kaç kere Kandil’i ziyaret ettiğini hatırlamalı. Rejiminse daha en başta Suriye’nin kuzeyiniPKK’ya nasıl beleşe bıraktığını, bugün bu noktada gelen süreci öyle başlattığını ise akıldan çıkarmamalı. Suriye resmi haber ajansı SANA’da da yer alan ve Hatay’ı Suriye’ye dahil eden haritaları sadece provokasyon sayıp geçmemeli.

  • Abone ol