Bir başka görüşe kapıyı kapatan, kesin ve dünyanın en doğru fikri gibi serdedilen görüşler, cazip görünür ama ömürleri kısadır. Hepsi de giden bir komploya veya esrarengiz malumata kapılanır. “Hainler/vatanperverler, satılmışlar/adanmışlar” diyebilmenin cesareti oradandır. Veya bir başka cümlede, dünyanın bilmediği ama nasılsa söyleyenin diline kadar düşmüş en gizli sırlar oradan sökün eder. Birkaç dakikada, kimsenin akıl erdirmeyeceği kulelerin yükselişine şahit olursunuz. Arkanızı döndüğünüzde o ihtişamın yerle bir olduğunu görmezsiniz ama bir başka sohbette tekrar inşa edilişine çok şahit olursunuz.

***

Eğer biraz merakınız da varsa, sizi aslında hiçbirşey bilmediğinize ikna edecek çok komplocu vardır. Döviz komplosundan patates soğanın arkasındaki karanlık oyunlara kadar ne isterseniz bir izah vardır. Hatta bazen buralar dar gelir, Amerika Başkanı’nın başına örülen çorapları bile dert edersiniz. Elde fener dünyada size benzeyen devrimci aramaya çıkarsınız.

“Ne oyunlar oynanıyor da haberiniz olmuyor” şüphesi sizi alır uzak diyarlara götürür, gerçekle bağınızı keser. 

Bir vakit gelir; gerçek, komplo karşısında o kadar çaresiz kalır ki direnmeye mecal kalmaz. Tek soruyla o kuleleri yıkmak yerine, “varsın yükselsin kime ne” demek daha kolay gelir.

Çeliştiler, tutarsızlık, tezatlar kendi o müthiş iddiaları olduğu yerde çürütür de dönüp buna işaret etmeyle bile gerek duymazsınız. “Kim neyle mutlu oluyorsa olsun”, deyip geçersiniz.

Pazar gününe de böyle parlak, gösterişli ve cazip komploların resm-i geçitinde gidiyoruz. Aylardır hatta senelerdir de öyleydi, mamafih.

Başarılar bizim maharetimiz, başarısızlık dış güçlerin oyunu…

Zaferler kaabiliyetimiz, yenilgiler haçlı kumpası…

Attıklarımız alın terimiz, yediğimiz goller hakem oyunu…

Her neyde muvaffak olduysak cihanın bileğini bükerek, zincirleri kırarak olduk evvelallah…

Böyle bir yol açılmışken hakikati, ilmi, teknolojiyi, bilimi, hakkı, hukuku karıştırmanın lüzumu olmaz. Esasen mümkünü de olmaz. Hayret uyandıran şatafatlı sözlerin ve komplo kulelerinin cazibesine direnmek fevkalade meşakkatlidir.

Komployu ancak başka bir komplo mağlup eder, hakikat değil.

Yine de sandığa kalan 48 saat için birkaç tavsiyenin faydası olabilir. Siyasete olmasa bile ahaliye…

Şöyle bir geriye bakıp ihanetle yaftalananların, oyun ve kumpasın parçası ilan edilenlerin nasıl birdenbire makbul olduğunu…

Yahut dost müttefiklerin bir gecede gözden düştüğünü…

Yahut da asla, kat’a olmaz denilenlerin aksine, kolaylıkla mümkün olduğunu bilelim de hayatımızı zahir etmeyelim.

Komplolarda anlatılan hikayeyle gerçek hayatın bir ilgisi yoktur. Hayat mücadeledir ve düşmanlar, dostlar, çıkarlar, menfaatler vardır. Kimileri içeride, kimileri dışarıdadır. Ama hiçbirisi sürpriz değildir. Tanırsınız, bilirsiniz oyunu da ona göre oynarsınız.

Elbette, 24 Haziran bütün meseleleri halledecek değil, o kadar umutlu olmak fazla gelir. Ama kim kazanırsa kazansın; hiç olmazsa zihinleri kuşatan, toplam kaliteyi düşüren komploculuğa bir çare ummak hakkımızdır.

Seçim şimdiden hayırlı olsun.

  • Abone ol