Hedeflerin, beklentilerin, umutların hiç olmadığı kadar abartıldığı dönemde gelip geldiğimiz yer bitmez tükenmez bir “Ne oluyor?” meraklanmasıdır. Koskoca bir ülke vaktini kapalı kapılar ardında olup bitenleri çözmek peşinde tüketiyor. Bakan niye gitti, ne oluyor? Merkez Bankası Başkanı niye görevden alındı, ne oluyor? Bülent Arınç gitti, ne oluyor? İhsan Arslan disipline gönderildi, ne oluyor? Reform gelecek mi gelmeyecek mi ne oluyor?

Hepsi bir yana, AK Parti ile MHP arasında ne oluyor? MHP Lideri Bahçeli konuşunca aslında kime mesaj veriyor, belirsiz. Görünürde Kılıçdaroğlu’na, Akşener’e, Arınç’a, Davutoğlu’na, Babacan’a, Karamollaoğlu’na söylüyor ama toplamda AK Parti’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir çerçeve çiziyor. Geliyoruz bu tarafa… Cumhurbaşkanı konuşuyor bir sürü isme yükleniyor hatta yargıya sesleniyor ama ortaya MHP’nin içini rahatlatacak bir başka çerçeve çıkıyor.

“Perde arkaları, satır araları, aslında ne demek istediler”den ibaret bir siyasete mahkum olduk.

Sadece sözler değil… Bahçeli ne söylerse sabaha kalmaz tahakkuk ediyor, hayata geçiyor. Kimi severse seviliyor, neyi isterse kanun oluyor. MHP her gün biraz daha rengini veriyor, renk koyulaştıkça da AK Parti’nin iktidardaki payı azalıyor, yükü ve sorumluluğu artıyor. Erdoğan’ın en yakın arkadaşları veya yıllardır savunduğu fikirler böylelikle tasfiye oluyor.

Hem Erdoğan hem de Bahçeli Cumhur ittifakının arkasında bir pazarlık olmadığını yüksek sesle söylüyor ama keşke kamuoyuna ilan edilen bir pazarlık veya anlaşma olsaydı da bu kadar merak olmasaydı. Olsaydı da iktidarın vaadi, sınırı, mesuliyeti bilinseydi.

Buna karşılık Cumhur ittifakı, kendi içinde ürettiği dayanışmayı bir güç ve kudret alameti olarak sunuyor. Herkesten kıskandıkları vatan, millet, bayrak aşkıyla geri kalan kim varsa yaftalıyorlar. Sert mi sert, keskin mi keskin bir dil, kimseyle tartışmaya bile tenezzül etmiyor. Ama bütün bu göç gösterisinin ardında bıraktıkları gizem sanılanın aksine sistemi ve ittifakı kırılganlaştırıyor. Demokrasi belirlilik, anlaşılabilir ve öngörülebilir olmayı mecbur kılar. AK Parti ile MHP ise bu prensipleri dışlayarak sadece siyasi rakiplerine değil bütün ülkeye, “Sizi ilgilendirmez” havası yayarak güçlenmiyor, zayıflıyor. Zayıflık icraat kalemlerine yansıyor.

İttifak ise, başta ekonomi olmak üzere birçok sahada işler kontrolden çıkmış olsa da merkezde olduğu varsayılan müthiş ve herşeyi bilen, çözen bir aklın varlığına inanmaya zorluyor. Gelinen her kötü aşamada gizem ve zorlama artıyor, Cumhur İttifakı biraz daha kutsanıyor. Ve her aşamada defans daha da katılaşıyor.

Oysa sandıklarının aksine kimse ittifakın dağılmasına bel bağlamıyor; Cumhur ittifakının karşılıklı bağımlığından ve muazzam dayanışmasından da kimse şüphe emiyor. İnsanlar sadece ortak hedeflerin ne olduğunu ve ülkenin içindeki durumdan çıkış için ne düşündüklerini anlamaya çalışıyor. Bu merakı gidermenin yolu katı defans değil, açıklıktır. Bu açıklık ise, ne ittifakta ne de sistemde bulunuyor.

Sırası gelmişken söyleyelim madem iki lider aynı zamanda reformdan söz ediyor; en büyük ve güven verici reform iki partinin ittifak üyesi olarak ülke için sembollerin ötesinde hangi konularda mutabık kaldıklarını açıklamaları olacaktır. Varsın yine pazarlık olmasın, ama herkesin bildiği duyduğu bir hedef ya da vizyon olsun… Madem reform havası esiyor ittifak yola böyle çıksın.

 

  • Abone ol