Medyanın hemen her dalında ve hemen her gün bir "Koronadan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" cümlesi geçiyor.

Bu kadarına itirazım yok. Eh bu kadar yaygın ve yaşamımızı tepeden tırnağa değiştirten bir salgından sonra elbette "Korona'dan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz".

Olmaz da, ne olur?

O, eskisi gibi olmayacak yeni ne menem bir yenidir acep?

"Korona’dan sonra her şey daha güzel olacak" diye desteksiz atanlar var. Her şeyin neden ve nasıl daha güzel olacağını sorduğunuzda ise "kem küm"den öte bir cevapları yok. (Varsa da ben duymadım, görmedim, okumadım)…

Ben "Korona’dan sonra her şey daha kötü olacak" diyenlerdenim. "Eskisi iyi miydi" diyenler çıkacak. Peki öyleyse düzeltiyorum: Korona’dan sonra her şey daha beter olacak…

* * *

Önce Korona öncesi döneme hızla bir göz atalım.

ABD’nin tepesine çökmüş kavuniçi zat, Donald Trump, Korona’dan önceydi. Çok ilkel bir popülizme dayanarak Amerika’da bildiğini okuyan ve itirazları umursamayan bir "tuhaf adem" olarak ünlenmişti.

Brezilya’da sandıktan çıkan ve demokrasinin simgelerinden biri olan sandığı yok sayıp her konuda "Ben ne diyorsam o" çizgisinde koşar adım yürüyen Jair Bolsonaro da Korona’dan önce o koltuğa oturmuştu.

Macaristan 2004 Mayıs’ında milliyetçiliği reddeden ilkeler üstüne kurulmuş Avrupa Birliği’ne katıldı. Ancak 2010’da da Viktor Orban’ı sandıktan çıkarıp Başbakan yaptı. Orban, AB’nin temel ilkeleriyle çelişen kaba bir milliyetçi çizgiyi başından beri sürdürdü. Yani Macaristan’ın başında Korona'dan önce de Orban vardı.

Polonya 2004’da AB üyesi oldu. 2015’den itibaren de AB ile hukuk, ekonomi, insan hakları gibi konularda sorunlar yaşayan bir ülke olarak dikkatleri üstüne çekti. Bütün bu süreçte Mateusz Morawiecki iktidardaydı; önce başbakan yardımcısı, 2017 sonundan bu güne de başbakan olarak.

Korona öncesinde otokrat (devletin bütün iplerini elinde tutan tek adam) ya da oligark (iktidarda bir avuç zorba), diktatör gibi sıfatlarla anılanlardan birkaçını sıraladım.

Bunlardan daha epey var. Hepsini buraya sığdıramam.

(Biliyorum siz hepsini değil, ama birini daha burada saymam gerektiğini düşünüyorsunuz ama ben buna kapılıp birini daha yukarıdakilere eklemeyeceğim. Dilerseniz bunu siz kendiniz yapın.)

* * *

Koronavirüs bu adamların (evet adamlar çünkü hepsi erkek) önünde çok geniş ve çok ürkütücü ufuklar açtı.

Polonya’da Morawiecki ülkesinde yargı bağımsızlığını yok eden adımlar atıyor. Macaristan’da Orban, parlamentodan Korona salgınını gerekçe göstererek bir Acil Durum Yasası çıkarmayı başardı. Salgın boyunca Orban, Macaristan’ı KHK’larla yönetecek. ABD’de Trump’un bu sonbaharda yapılacak başkanlık seçimlerini Korona salgını yüzünden ertelemeyi planladığı ciddi ciddi konuşuluyor ve tartışılıyor. Brezilya’da Bolsonaro, Korona yüzünden polise öldürme yetkisi veren bir kararname çıkardı. Polis, ağırlıklı olarak o uçsuz bucaksız Favela (Gecekondu) bölgelerinde kuşkulandığı kişileri vurarak öldürürse sorumlu tutulamayacak.

Salgın, bu otokratlar için mükemmel bir bahane. Parlamentoları iyiden iyiye etkisizleştirecek, kuvvetler ayrılığını yok edecek adımlar atmalarına olanak tanıyor ve buna itiraz edenleri devletin zorba gücüyle etkisiz hale getirme olanağını alabildiğine genişletiyor.

* * *

Korona salgınının ne zaman biteceği bilinmiyor. 2021 diyen de var, 2036 diyen de. Çünkü bu virüs henüz iyi tanınmıyor, sırları büyük ölçüde bilinmezliğini koruyor. Üstelik otokrasi peşinde koşanlar, otokratlar, tek adam yönetimleri, diktatörler "Korona bitti ancak her an yeni bir virüs salgını başlayabilir" bahanesiyle demokrasi kırıntılarını tamamen süpürebilir; muhalefeti "Halk sağlığına ve ülkenin esenliğine ihanet" suçlamasıyla susturabilir, hatta yasaklayabilir.

Korona bütün otokratların, demokrasiyi baş belası olarak görenlerin (kestirmeden Trumpgiller diyelim mi?) güçlerini daha da ve daha da artırabileceği çok bereketli bir gübre işlevi görüyor ve daha da, daha da görecek.

* * *

Not: Hâlâ saydığım otokratlar arasında eksik olan birileri bulunduğunda ısrar edenleriniz var. Biliyorum. Olabilir, ısrar edin istediğiniz kadar. "En kıdemli basın sanığı gazeteci" namını boş yere taşımıyorum. Yani bunca "tecrübe"ye sahipken sizin ısrarlarınızı görmezden, duymazdan gelmek benim için hiç de zor değil…

Desen: Selçuk Demirel

  • Abone ol