• 31.08.2012 00:00
  • (5305)

 Benim 30 Ağustos’um hüzündür. 30 Ağustos sabahları, çat pat Türkçe bilen bir annenin, oğlunun katlinin yıldönümü gecelerinde diktiği erimiş mumlar gelir aklıma.

Turgut Altınok’un Keçiören Belediye Başkanlığı dönemiydi. Ankaralılar bilir. Sokakta terör estiren meşhur A Takımı tüm enerjisini ilçede yeni kurulan ve sonradan nasıl bir rant alanı olduğunu anlayacağımız çevre yolu kenarındaki Ovacık’a harcıyordu.

Dersim’den göçüp ailesiyle birlikte buraya gelen Erdal Yıldırım’ınsa umurunda değildi bu hava. Yaşayacaklardı altı üstü. Ama faşist çete kararlıydı.

Bir 30 Ağustos’ta vurdular Erdal’ı. Gencecikti.

Cinayetin ardından başka “sakıncalı” aileler de geldi Ovacık’a, mecburlardı çünkü. Gerginlik de günbegün tırmandı.

A Takımı’nın tacizlerine karşı mahalleli yan yana geldi. Solcu gençler de kendilerine destek oldular, mahalleye yerleştiler. Ovacık’ta birkaç arkadaşımla, Erdal’ların evinin hemen yanında 1,5 yıl kaldım.

Hep diken üstündeydik. Öyle ki, bazen A Takımı’nın tacizlerine karşı geceleri mahallede “nöbet tutulurdu”.

Belediye ve A Takımı da bu havayı tepe tepe kullanıyordu elbette. Oradaki yaşam umurlarında değildi,bas bas bağırıyorlardı: “Mahalle sol örgütlerinin hâkimiyetinde. Ovacık’ta devlet yok!”

Geçenlerde gittim Ovacık’a. Eskiler gitmiş. Sakindi ortalık. Alanın “hâkimiyeti” koca koca alışveriş merkezlerinde sanırım ama Erdal’ın toprağın altında olduğuna eminim. Annesi ise, bizler de anne derdik ona , Erdal’ın vurulduğu günün gecesinde mumlar dikiyormuş hâlâ.

Bugün de bir 30 Ağustos ve memleketteki hâkimiyet kavgaları sürüyor.

Gazetelerin “zafer gururundan” arta kalan alanları, PKK’nin yüzlerce gencinin canı pahasına elde ettiği “somut kazanımının”, bir bez parçasının kıytırık bir tepede iki dakika dalgalanması efsanesinin hâkimiyetinde.

Gazetecilik faaliyetine sözüm olamaz. Neticede ortada ciddi iddialar var ve kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekiyor.

Anlamadığım, operasyonlara canlı kalkan olacak kadar radikallerin savaşın bir tarafının gücünü, “hâkimiyetini” abartılı olarak afişe etme çabaları.

Gültan Kışanak da yapmıştı ama, mesela Selahattin Demirtaş’ın “Şemdinli ve Çukurca içlerindeki 400 kilometrekarelik alan PKK hakimiyetinde” demesinin amacı ne?

Allah aşkına yardımcı olun. Çok samimi soruyorum, kafam karışıyor.

Bakın bu beyanatlar, çözüm için Oslo’da, Habur’da takdire şayan bir siyasi risk alan hükümete çakmak isteyen Türk milliyetçilerden gelmiyor. Bunlar, “PKK vurmazsa ordu operasyon meraklısı değil” deme basireti gösteren Başbakan Tayyip Erdoğan’ı Türk ulusalcılığı ekseninde sıkıştırmak isteyenler de değil.

O hâlde ne yapmak istiyorlar?

AK Parti ne yapsın diyorlar?

Tabanlarına “yılmayın, savaşa devam” mesajı mı veriyorlar? Ama dün Taraf’a konuşan ve “yenişemezler” diyen bizzat Demirtaş’ın kendisi değil miydi? E o zaman?

PKK’nin ne kadar etkin olduğunu gösterip müzakere masasında realitelerinin elini güçlendirmek istiyorlar diyeceğim. İyi de bu “Açılım dediniz müzakere dediniz adamlar hâkimiyet ilan ediyor” propagandasından ötürü ürkekleşen hükümeti masadan daha fazla uzaklaştırmaz mı?

Bu ülkede sözü her kesimce muteber olan sayılı insanlardan Ahmet Altan’ın “Demirtaş bunları askerî vesayet döneminde söylese ne yazardınız” sorusunu kendime soruyorum. Askerî vesayetin ürünü savaşın bitmesi için aldığı riskler ve samimiyeti sorgulanamayacak Ahmet Abi’nin sorusunu, girişteki hikâyem üzerinden düşünüyorum.

Savaşın en netameli, askerî vesayetin en güçlü olduğu 90’lara aitti bu hâkimiyet kavgası tanıklığım. O zaman Ovacık’ta faşistlere karşı olduğunu söyleyen içimizden biri, en solcumuz çıksa, tıpkı Demirtaş gibi medyaya konuşsa. “Ovacık falanca sol örgütün kontrolünde, inanmayan hükümet yetkilisini gezdiririm” dese ne derdim?

Şimdiki gibi o zaman da sıkı bir antimilitarist olarak şunu derdim:

Sen ne yapmak istiyorsun? Hükümete “karakol aç, daha fazla polis gönder, operasyon yap, savaşa gel” mi diyorsun? Amacın Ovacık’ı, halkını hedef göstermek mi?

Hele hükümet o günlerdeki gibi “operasyon meraklısı” değil de, bugün olduğu gibi “sakin” olsaydı daha da çok şüphelenirdim bunu söyleyenden.

Anlaşılan o ki bir taşla iki kuşu birden kızıştırıyorlar yine. Bir yandan PKK’nin sırtı “aslansın, hâkimsin” diye tapışlanıyor. Öte yandan da “niye daha fazla vurmuyorlar” demesi umulan kamuoyu karşısında hükümet şahinleştirilmek isteniyor. Çünkü savaş PKK’nin ilacı, AK Parti’ninse zehri.

Tarihe daldık madem, Çetin Altan’ın “Tekerrür eden tarih değil insanların aptallığı” sözünü hatırlatmanın tam zamanıdır. O hâlde hatırlayıp, anlayıp söylememek olmaz. Ters manyel yapsalar da bu provokatif açıklamaların olası sonuçları itibariyle “Çorum’u bırak Fatsa’ya” bak demekten farkı yok.

Ama artık bizi rahat bırakın.

Alanınız da, böbürlenmeleriniz de, hâkimiyetiniz de, dalgalanan bayraklarınız da, ulusal gurunuz da sizin olsun. Çünkü alanları vatan yapan hâkimiyet değil yaşamdır.

Biz de sadece yaşamak istiyoruz. Israrımız ise gideceğimiz başka bir yer olmamasından.Mecburuz yani, tıpkı Erdal gibi, ötesi toprak.

[email protected]