• 16.10.2012 00:00
  • (5574)

 Çinlilerin bir bedduası var. Diyorlar ki “İnşallah ilginç zamanlarda yaşarsın.”


Twitter profilinde “Che, Fenerbahçe, Atatürk” yazan gariplerden tutun da, sistem karşıtlıkları devlet partisine kadar olan CHP-ML’li marjinal solculara değin bir “muhalefet” cephesi dikildi karşımıza.

Tek bir Çinli tanıdığım da yok, kimin âhını aldım bilmiyorum. Ama son dönemlerde saflarına, Atatürk’ten pek iyi bahsetmeseler de endişelilik hâlini abartan liberaller de iltica etti.

Hep bir ağızdan ülkede yaşanan dönüşüm sürecinin yapısal kodlarına kafa yoran, “yetmez, acele” diyen, ancak kendileri gibi siyasal iktidarın sade suya tirit icraatları karşısında “hepimiz ölecezzz” çığlığı atmayanları taşlamakla meşguller.

İlk grupta yer alanları yeni bin yıl çoktan tarihin çöplüğüne postaladı.

Tek bir filmini bırakın Edirne’den sonrasını, memleketin kültürel çölünde bile kimsenin “starlamadığı”Mustafa Altıoklar’ın, “Hem Akape’yi hem AB’yi aynı anda destekleme gayretiyle kıvranıyorlar” türünden saniyede 24 kare Cilalı İbolamalarını en fazla RT eder geçeriz. O da eğlenmek için.

Üzücü olan ikinci grupta yer alanların ricadı.

Öncelikle, kimin kime “AKP’ye yumuşak muhalefet edin” dediğini gerçekten bilmiyorum.

Tartışmayı takip edenlerin bildiği üzere, diğer gazetelerden Taraf ’ı farklı kılacak şekilde yazarlar genel yayın müdürüne (hâşâ) “AK Parti’yi niye sert eleştiriyorsunuz” falan demedi.

Tam aksine diğer gazetelerin simetrisinde, genel yayın müdürümüz yazarlarına “AK Parti’nin bir stratejisini nasıl onaylarsınız” ayarı verdi. Yetmedi, “yandaşlık” olarak değerlendirdiği bu tavrı takınırken ne gibi niyetlerimiz olduğunu da “okudu”.

Bu çıkışın ardından bizim yaptığımız,Taraf ’ta gözlemlediğimiz değişimin kendimize göre politik nedenlerini sorgulamaktı. Kimi zaman da bu tezlerimizi, göstergebilimsel okumalara tabi tutarak desteklemeye çalıştık.

Ama şimdi bu noktadan komikliklere, şakalara falan nasıl geldik anlamıyorum.

Davete icabet edip, köşelerinde “yumuşak muhalefet denemeleri” yapan arkadaşlara, 3,5 yıldır bu gazetedeki yazılarıma, haberlerime bakmalarını tavsiye ediyorum, o kadar.

Yolumuza devam edelim.

AK Parti’ye yaklaşımları değişenler, bu tavırlarını neredeyse ağız birliği etmişçesine hükümetin 2005 yılına kadar olan asrısaadet dönemi reformculuğunu terk etmesiyle gerekçelendiriyorlar. Onlara göre bu milattan itibaren AK Parti adım adım otoriterleşti. Bugünse geri döndürülemez noktaya geldi.

Merak ediyorum, anayasal tadilatlar, OHAL’in kaldırılması ve AB ile iyi ilişkiler dışında 2005’e kadar sistemde dönüşüme neden olacak hangi yapısal reforma şahit olduk?

Bir kere, bu yıllarda AK Parti’nin vizyonu ve dönüşüm ajandası fludu.

Netleşme, Başbakan Erdoğan’ın 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı o meşhur konuşmada statüko için çanları çalmasıyla başladı.

Bu çıkış, vesayet rejiminin ve ordunun siyasetteki ağırlığının temel meşruiyet kaynağı olan Kürt sorunu paradigmasında ciddi bir kırılmaya işaret ediyordu.

Statüko, Danıştay saldırısı ve e-muhtıra gibi daha ciddi yöntemlere başvurdu. Darbeye zemin hazırlamak için dip dalga’nın faaliyetlerine gaz verildi.

Cumhuriyet Mitingleri’yle doruğa çıkan AK Parti histerisi, cumhurbaşkanlığı seçimleriyle halkın tokadı gelince, daha da arttı.

Kimilerinin tehlikeli gördüğü bu kutuplaşma AK Parti’nin reformcu yönünü kamçıladı. Muhtıraya cevap verildi. Erdoğan ürkekliğini atıp Kürt açılımını başlattı, Habur organize edildi. Vesayetin anayasal kurumlardaki varlığı törpülendi. Ve daha bir sürü kalem.

Hükümetin Ergenekon ve Balyoz davalarındaki kararlı tutumu, siyasal iktidarın asli devletten ayrışmasında bekli de ilk ciddi deneyimdi. Ve rejimin yargı ayağının demokratik dönüşümünün yanı sıra, yeni-sivil anayasa hedefinin kodlarını veren 12 Eylül 2010 referandumu geldi.

Hülasa AK Parti’nin reformcu niteliği, 2005’te değil asıl bu tarihten sonra sistemde ciddi dönüşümlere neden olacak şekilde belirginleşti.

Doğal olarak demokratların ve liberallerin desteğine de en çok, sonuçların kurumsallaşacağı ve daha da ileriye götürüleceği, karşı direncin ise artacağı bu dönemde ihtiyaç vardı.

Ne var ki ülkedeki muhalefet geleneğinin sağlıklı kesimlerin bile içindeki “çocuğu”, vakti zamanı gelince nasıl tekrar tekrar doğurtmaya muktedir olduğunu gördük.

Şimdi, endişeli liberallerin, reformlara ve bu iradeye sahip tek alternatif olan AK Parti’ye karşı, açıkça “takunyalılar” retoriğine sarılmasalar da, “zorlamalarında” sınıfsal kolektif bilinçaltlılarının etkisi rahatça hissediliyor.

Bense AK Parti’ye, sistemde yapısal dönüşümlere neden olacak reformları yapması için eleştirilerimi de desteğimi de sunmaya devam edeceğim. Zira benim sınıfım da tam olarak burası; merkez değil, çevre.

Hem zaten daha karpuzu da kesemedik. Gitme vakti değil.


[email protected]