• 19.10.2012 00:00
  • (5769)

 Malum tartışmada farklı düşündüğümüz dostlarımızın giderek yazdıklarımız üzerinden değil, kafalarındaki hayalî bir hasımla tartışır hâle geldiklerini görüyorum. Tekrara da düşülüyor.

Ancak gelen tepkilerden, yaptığımızın kişisel bir polemik değil, kompleksiz, hakkaniyetli ve ezber bozan bir liman olarak Taraf’a sığınan onca insanı ilgilendiren bir tartışma olduğunu görüyorum.

Kaldı ki, bu gazetedeki tartışmada farklı düşündüklerim, çok sevdiğim, güvendiğim, görüşleri değerli insanlar. Fazlasıyla değer yani.

Bu yüzden ısrar boynumuzun borcu, devam edelim...

Tartışmalarda taraflara müthiş bir konfor sağlayan şu yönteme şimdi de sıkça başvuruluyor.

Önce karşınızdakinin ileri sürdüğü tezlerin belirleyici şerhlerini bir kenara koyup onu genel bir kategoriye yerleştireceksiniz.

Ardından okurlarınızın kolay hazmedeceği lop köfte kıvamındaki bir aforizmayı tartışmadaki hasmınıza etiket olarak yapıştıracaksınız.

Böylece, cevaplarınızı ve sorularınızı, karşınızdakinin özgün önermeleri üzerinden değil, onu yerleştirdiğiniz cephenin genel arızları üzerinden rahatça şekillendirebilirsiniz.

Sonra bırakın karşınızdaki tartışma sistematiğindeki hataları düzeltmekle ve kendini tanımlamaya çalışmakla uğraşıp dursun.

Yetmiyormuş gibi, tartışmayı zenginleştirecek yeni argümanlarınız ve bunları kullanarak açtığınız yeni yollar, kafa karıştırmak olarak yaftalansın.


Bir defa, tartışmanın “AK Parti’yi yumuşak eleştirin” diye bir yakınmadan başlamadığının hakkını lütfen verin artık.


“Kavga var dediler, geldik” diyerek ellerini ovuşturanların ekmeğine yağ sürüp, karşınınızdakileri “AKP’ye şartsız destek veren yazarlarımız” diye etiketlemekten vazgeçin.

Bu tartışmadaki “gençleri” yeni tanımıyorsunuz. Yıllardır bu gazetenin mutfağında çalışan oğullarınız, arkadaşlarınız onlar.

Hakkaniyeti de boş verin, bu ilk adım, tartışmanın fikrî selameti ve izleyen onca insana faydalı olması açısından da zorunluluk.

Çünkü bu tartışma yalnızca içimizde değil, okulda, sokakta, kahvede, işyerlerinde de sürüyor.

Gerçi Ahmet Altan da bu durumu farkında. Ve sanırım bu yüzden ilk günden beri duru üslubuna uygun olarak AK Parti’ye madde madde eleştirilerini sıralıyor. Laf kalabalığı yapmadan bunlara cevap verin. Bana da net sorular sorun, herkes de anlasın diyor.

Ancak bunları tekrar tekrar alt alta yazarak, herkesin anlamasını sağlamış ve bizleri AK Parti’nin “hık deyicileri” safına postalamış mı oluyor, bilemiyorum.

Zira hükümetin icraatlarına dair sıraladığı maddelerin pek çoğu bizim de yazılarımızda sıkça eleştirdiğimiz konular.

Uludere’yi hiç unuttuk mu? Başbakan Cüneyt Özdemir’in adını vererek azarlayınca “eksiliyorsunuz” diye eleştirmedik mi? Ayrımcı ifadeleri karşısında “Velev ki Zerdüşt’üz” yazmadık mı? AB konusunda, Kürtlerin, Alevilerin anadil, ibadet serbestîsi vb. demokratik hakları konusunda ne zaman hedef küçülttük?

“AK Parti’ye her şart ve koşulda destek”, onu eleştirenlere karşı “ihtiraslı mücadele” böyle bir şey olmasa gerek.

Sanırım cevaplar gayet net oldu. Öyleyse şimdi köşenin sınırı el verdiği kadar birkaç soru da (madde madde) ben sorayım.


1-
 Bugün AK Parti’de eleştirdiğiniz eğilim, Silvan saldırısı öncesi de mevcuttu. Hatta dün ancak Kürtlerin “sorunlarını olduğunun” hakkını verebilen Erdoğan, bugün PKK’nın en kanlı saldırılarının ardından açık açık Oslo’ya, İmralı’ya gitmekten bahsediyor. O gün desteğinizi olumsuz yönde etkilemeyen bu unsurlar, şimdi niçin hükümetin rotasının niteliğini yansıtan yapısal sorunlar oldu?


2-
 Siyasal iktidarın reform beklentisindeki kesimlerle, kendisini bu dönüşümleri gerçekleştirme gücü veren iktidarının asli kaynağı tabanı arasındaki dengeyi sağlama çabaları hakikaten anlaşılmaz mı?


3-
 AK Parti kongresindeki 63 maddenin ya da Hüseyin Çelik’in bir demokratın altına rahatça imza atacağı 15 maddelik önerilerinin seviyesine ulaşan bir siyaset var da biz mi ışığı yanlış yerde arıyoruz?


4-
 Demokrat olup AK Parti desteklenmez tesbitiniz, ortodoks Türkiye solunun ve merkezdeki elitin özcü bakış açısıyla örtüşmüyor mu?


5-
 Kusursuz, ideal bir hükümet vizyonuyla sekter bir tutum takınıp sürekli felaket tellalığı yapmaktansa, talepleri unutmadan kazanımların hakkını verip yetmez ama evet perspektifini sürdürmek daha yapıcı değil mi?


6-
 Sıkça tekrar edilen Uludere gibi önemli bir konuda, iktidarın olayın müsebbibi değil, tuzağa düşürülen tarafı olduğunu ortada. Hâl buyken şeffaflık talebini “katliamcı AKP” seviyesine yükseltmek olayın aydınlatılmasına mı yarar, yoksa bu komployla “çelişkileri keskinleştirip” savaşı tırmandırmak isteyenlerin değirmenine su mu taşır?..


Hükümeti eleştiriden dönenin kaşığı kırılsın. Ama AK Parti’nin eksiklerinden, yanlışlarından ötürü koskoca bir reform sürecini mahkûm edenin de hiç olmazsa vicdanı sızlasın.


[email protected]