• 15.01.2013 00:00
  • (4002)

 PKK’nin İmralı ile görüşmelerin hemen ardından 110 kişiyle Çukurca’ya saldırmasının “kaygılı” kesimlerin olası “direncini” arttıracağını sanmıyorum. Tıpkı Fransa’daki suikastların “umutlu” insanların hükümete güvenini sarsamayacağı gibi.

Zira farklı kesimleri “tırmalayacak” her iki olayın kotarılma biçimleri profesyonel olsa da kamuoyu, zamanlamalarının ve hedeflerinin farkında.

Kaldı ki otuz yıllık bu kirli savaşta yaşadığımız acı deneyimler, en apolitik kesimler arasında bile kolektif bir bilinçaltı yarattı.

Çıkın sorun sokağa, 33 er olayının, Reşadiye saldırısının, Silvan’ın ya da Uludere’nin savaşı tırmandırmak- sürdürmek için bir komplo olduğundan kimsenin şüphesi var mı?

Bölgede karşı karşıya gelen asker ve PKK’lı olsa da, vatandaş bu çatışmaları sevk ve idare eden kodamanların yolunun bir yerde kesiştiğini artık gayet iyi biliyor.

Ayrıca, savaştan bıkan Türkiyeliler, iki de değil, üç seçimin arifesindeki bir hükümetin, “haybeye” aldığı siyasi riski paylaşma olgunluğuna da sahip.

Kuşkusuz, görüşmelerin açıkça kabullenilmesinde bu destek de çok etkili oldu.

Basının aklı başında kalemlerinin ve kanaat önderlerinin yoğun provokasyon uyarılarının olumlu etkisini de unutmamalı.

Dolayısıyla, bizlerin yukarıdaki gerekçelerle “kirli savaş” diye nitelendirdiği sürecin klişe yöntemleri, artık istenen etkiyi yaratmayacak kadar “acemice” kaçıyor.

Ne var ki barış ve silahların susmasına giden yol hakikaten yan gelip yatılacak yer değil.

Çünkü ortalıkta kitlelerin hassasiyetlerini yönetme konusunda uzman, basit yalanlara, net sloganlara değil, komplike yöntemlere başvuran manipülatörler cirit atıyor.

Ağızlarından “barış” sözcüğü düşmüyor. Devamında gelen cümleleri ise bir sülük gibi insanların umudunu emiyor, kafaları bulandırıyor, soru işaretleri yaratıyor.

Büründükleri post da, yani bulundukları “konum” ve demokratlar- barış yanlıları için “cazip” terminolojileri, katıksız milliyetçiliklerini- ulusalcılıklarını gizliyor.

Açık konuşan MHP bile, onların yanında barış için daha az “tehlikeli” kalıyor.

Ben de açık konuşayım, uyarımız havada kalmasın.

Gazetesinin Sol adını almasındaki mantıkla çelişmeyecek şekilde Ergenekon sanığı da olan CHP milletvekili İlhan Cihaner, 13 ocak tarihli yazısına şu cümleyle başlıyor:


Peşinen söylemekte fayda var: akan kanın durmamasını istemek ancak insanlıktan çıkmakla mümkün.”

Elbette, bir kısım “sol”da etki sahibi ve akıllı da olan biri için elzem bir girizgâh.


“Ancak...”

Hani, “Ama’ dan önceki her şey yalandır” derler ya, yazısına “ancak” ile devam eden Sayın Cihaner, metne ustalıkla yerleştirdiği “tırnak içi” ve “bolt” mayınlarıyla sürmekte olan süreci ustaca mahkûm ediyor:

MİT’in “pazarlık” yürüttüğü tabii ki “Terör örgütü...” dür v.s.

Cihaner, elbette yalnız “teknik araçlarla” değil, bir taşla ne kadar hassasiyet varsa vuracak çarpıtmalar da kullanıyor. Bir gül, bir diken aranjmanında neler yok neler...

Önce [müzakere ya da görüşme değil] Pazarlıklar halk çocuklarının kanı üzerinden yürütülüyor”diyor. Ardından da “Barış talebi tüm toplum tarafından daha yüksek sesle dillendirilmeli”.

Bir “Haklı talepler ve şiddet pazarlık unsuru olmaktan çıkarılmalı” deyip gönlümüzü alıyor. Sonra“Silahlı olanla pazarlık, silahsız olana cezaevi formülünden vazgeçilmeli” buyuruyor.

Halkın oyuyla seçilmiş siyasal iktidara ve onun meşru enstrümanı MİT’e “derin devlet” diyen Cihaner’in, görüşmeleri kimin yürütmesi gerektiğine dair şu önermesi de, “yargılama mazisi” düşünülünce, hayli manidar sanırım.


[Süreç...] bize özgü bir modelle, siyasetin ‘tüm aktörleriyle’ yürütülmeli.”

“Bize özgü model”, “tüm aktörler” derken?

Ve Cihaner yazısını tabii ki “En, ama en önemlisi” vurgusu eşliğinde “AKP sorunsalına” farkındalık salık vererek bitiriyor.

Buyurun size dört dörtlük bir manipülasyon.

Yazısının girişinde peşinen Akan kanın durmamasını istemek ancak insanlıktan çıkmakla mümkün”diyen Cihaner’e ben son olarak sorayım:

Peki, barışı engellemek uğruna şeytana pabucunu ters giydirecek manipülasyonlara başvurmak neyle mümkündür hocam?


[email protected]