• 15.10.2013 00:00
  • (3463)

 T24’te sevdiğimiz bir abimizin “Anadilde eğitim sorunu çözülmeden Kürt sorunu çözülmez” başlıklı 86. Yazısını okurken bir röportaja rastladım. İlgimi çekti; zira röportaj, aynı abimizin Vatan’daki işine son verilmesi üzerine “Biliyorum, gecikmeli oldu. Mustafa Mutlu'nun Vatan'da işine son verilmesini kınıyor, medyada özgürlük alanının daralmasını protesto ediyorum” dediği “kişiyle” ilgiliydi.

Bir bakayım dedim, bugüne değin Vatan’da ilkokul beşinci sınıf öğrencisi düzeyindeki kompozisyonlarında konuşturduğu “ürkek faşizmi” Aydınlık seviyesine düşürülen Mutlu, “yine” medya özgürlüğünün sınırlarını zorlayacak ne demişti?

Öncelikle, gayrı,açıktan faşizmin “solculuk, devrimcilik” sayıldığı bir mecrada yazacak olmanın verdiği rehavetten olsa gerek, Mutlu’yu pek bir rahat gördüğümü söylemeliyim. Öyle ki röportaj esnasında duyduklarıyla gerildiği anlaşılan Hazal Özvarış’a “yüzüme bak” falan diyordu, Mutlu.

Vatan’daki köşesinden de aşina olduğumuz, “üç beş Kürt'e b.o.k. yedirildi diye adamların her dediğini yapacak mıyız” şeklinde özetlersek daha seviyeli bir üslup tutturacağımız kesin olan görüşleri dışında Mutlu level atlamıştı.

Çözüm sürecini başlatan, özel okullarda anadilde eğitimin yolunu açan hükümeti anti demokratlıkla ve tek tipçilikle eleştiren Mutlu şöyle buyuruyordu:

“Kürtçe haber için aldıkları çanaklarla porno izlediler, ensest patladı!.."

Mutlu, muhabirin ısrarla sorduğu maddi kanıtınız var mı sorularını ise “kaynım öyle diyor” girizgâhlı cevaplarla geçiştiriyordu:

“O dönemde Güneydoğu'da ağırlıklı olarak yaşayan Kürt insanların, kanallarını izleyebilmek için evlerinin damına, ineklerini satarak, anten yerleştirdiklerini kabul ediyor muyuz? Ege'de de bu vardı, ama örneğin ATV iyi çekmiyor diye yapıyorlardı, ama karasal yayında tercih edilebiliyorlardı. Güneydoğu’da PKK'nın yayınlarını izleyebilmek için çanak büyük rağbet gördü. Ve bu çanakları kurduğunuz zaman, belli frekanslardan hard core porno yayını yapılıyor, 24 saat. Birlikteyken Kürtçe duymak, Kürtçe haber almak, PKK'daki kızlarından oğlanlarından haber almak için bu kanalları izliyorlardı. Ama yalnız kaldıklarında çocuğundan dedesine bunu izliyorlardı…”

Evet, bir faşistin nefret suçu niteliği taşıyan ve çağdaş demokrasilerde yargılama konusu olacak böyle mesnetsiz iddialarını dillendireceği mecra bulamaması bizde “basın özgürlüğü alanının daralması” olarak değerlendiriliyor.

Kalıpsa hazır, “görüşlerinize katılmıyorum ama…”

Bak sen? O katılmadığınız görüşler, nefret suçu ve hedef gösterme kapsamında olmadığı halde, azıcık İslami bir tını taşıyorsa hemen “otoriterleşiyoruz” naraları atıyorsunuz ama.

Bakalım, bugünkü fütursuzluğunu daha önceki yazılarında da tekrar ettiği halde Mutlu’nun “mağduriyetine” tepki verirken geciktiğinden dolayı özür bile dileyen abilerimiz şimdi nasıl tepki verecekler. Ağız dolusu kınayacaklar mı yoksa “ama” diye devam edip işi “diktatöre” mi bağlayacaklar, Yozdil gibi? “Mutlu’yu nitelikli eleştirirsek acaba AK Parti’ye mi yarar, yurt dışında oluşturduğumuz diktatörün Türkiye’si imajına zarar mı verir” demeden konuşabilecekler mi?

Hayır, daha önceden deneyimliyiz de o yüzden söylüyorum. Çünkü zamanında bir gazeteci de, daha sonradan pişman olduğunu söyleyip öz eleştiri verse de benzeri şeyler söylemişti. Sağ olsunlar, zamanında sırf PKK’nın sivilleri katletmesi gibi provokasyonlarını eleştirdiğimiz için bizi bölgede boykot ettirmeye çalışan BDP’nin bir yöneticisi de ilk özel röportajını o gazeteciye vermişti.

Demek ki neymiş, herkesin derdi başkaymış. Ezilenler, nefret suçuna maruz kalanlar kimsenin umurunda değilmiş.

Hakikaten yahu, kimsenin ceza almasını istemeyiz, zaten yargılanmaları iznine tabi olan Adalet Bakanı Ergin’den de onay çıkmaz ama bir sayın savcı da çıkıp “n’oluyor” diyemez mi? Hani “Türklük bir üst kimlik” diyorsunuz ya, o halde hakarete maruz kalan Kürt, Ermeni, Roman…olunca aşağılanan kim oluyor?

Neyse…

Bakın şimdi pek çok “muhalif,” ulusolcu ve milliyetçi Mutlu’nun sözlerini es geçip, bu yazımın “hedef gösterme” falan olduğunu söyleyecek, denemesi bedava.

Neyse ben tedbirimi alayım da, Gülçin Avşar’ın konuyla ilgili twitiyle bitireyim. Nasıl olsa ironiden de anlamıyorlar ve ne yazık ki biz onlara aşinayız: “Medyada faşizm alanının kısıtlanması ne hazin, ne acı, ne kınanası...“