Merve Şebnem Oruç

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Nasıl ölmek istersiniz?


29.6.2017 - Bu Yazı 1383 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bayramın ikinci gecesi Çanakkale’den feribotla Kilitbahir’e geçtim. Yola devam etmeden evvel Saros Körfezi’nde kamp yapan arkadaşlarımı ziyaret edip bir çaylarını içtim. Sohbet uzadı, İstanbul’a doğru yola çıktığımda saat gecenin ikisi falandı.

Bir tane bile aracın geçmediği saatlerde Gelibolu Yarımadasıyollarında bana eşlik eden iPod’umdaki şarkılardı. Shivaree’nin Goodnight Moon’u çalarken grubun solisti ‘abla’nın en az on beş yıl önce tesadüf ettiğim bir röportajı geldi aklıma; anlattığı bir anı nasıl olduysa zihnimdeki gereksiz bilgiler arasına sızıvermişti.

Artık siz deyin Los Angeles, ben diyeyim Chicago bir yerlerde araba kullanırken bir kaza geçirmiş, ya da kaza geçirmek üzereymiş de ucuz kurtarmış. O sırada radyoda Mariah Carey çalıyormuş. Şoku atlattığında şöyle demiş hanım ablamız kendi kendine; “Bugün ölseydim o an radyoda gelişigüzel çalan bir şarkıyı dinliyor olacaktım ve bu çok kötü olacaktı. Eğer ölürsem çok güzel bir şarkı eşliğinde ölmek isterim, detone bir kadının korkunç çığlıkları arasında değil.” Bir alternatif müzik şarkıcısı kibriyle Mariah Carey’i de iki dakikada yerin dibine gömen solist, o günden sonra karar vermiş; anlık da olsa sevmediği hiçbir şarkıyı dinlemeyecekmiş, anı yaşarken bile seçici olacakmış, çünkü her an ölebilirmiş.

Yalnız çıkılan uzun yolculukların sessizliği zihninizi tonla iç sesle doldurur malum. O sesleri bastırmak için açtığınız müzik yeni yeni başka seslere, karanlığa saklanmış anılara, hafızanıza ne ara yerleşip de küf tuttuğuna şaşırdığınız malumatlara kapı aralar. Ben de işte böyle bir yandan zifiri karanlığın içinde nereye gittiğimi bilmez şekilde araba sürerken, o röportajın açtığı kapıdan daldım girdim içeri ve düşünmeye başladım: Acaba nasıl ölmek isterdim? Ne yaparken ölmek güzel olurdu?

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, gecenin kör karanlığında ışıl ışıl ışıklandırılmış Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi önümde belirip yanımdan geçip gittiği an afalladım. Şehitliklerin arasından, binlerce, yüzbinlerce şehidin yanından geçiyordum. Elim ayağım birbirine karıştı, apar topar müziği kapatmaya çalışırken neredeyse yoldan çıkıyordum. “Gecenin sulhunu, buranın ruhunu böylesine paldır küldür çıkagelip bozmaya utanmıyor musun? Bu ne cüret?” dercesine arkamdan havlayan köpeklerden bile utandım.

İlerledim. Bir yandan düşünüyordum. Kaza bu, her an her şey olabiliyor hayatta, ben de az evvel ölebilirdim. Biraz daha ilerledim. Az önce ölsem şehitlerin arasından geçerken aptalca bir şarkı dinliyor olacaktım. Biraz daha ilerledim. Ellerim ayaklarım karıncalanıyordu. Biraz daha ilerledim. Önümdeki ve arkamdaki karanlık beni yutuyor ve hiç bitmeyecekmiş gibi hissettiriyordu. Daha fazla ilerleyemedim. Az evvel ölsem son nefesimi utanç içinde verecektim.

Sağa çektim. Gecenin içinde yanıp sönen kırmızı sinyal lambasının ritmiyle kalp atışlarımın normalleşmesini bekledim. Buranın gündüz vakti bile insanı sarıveren tarifsiz bir maneviyatı var, bilirsiniz. Gecenin bir yarısı ne hissettiğimi tarif etmek, belki ancak o duyguyu milyonla çarpın dersem mümkün olur. Bekledim. Gökyüzündeki binlerce yıldıza bakarak etrafımdaki binlerce şehidi düşündüm. Onlar olabilecek en güzel şekilde ölmüşlerdi. Analarının kınalı kuzuları, babalarının biricik oğulları, “Ama daha çocuk...” yaştaki Ahmetler, Mehmetler, Yusuflar yuvalarını bırakıp buraya ölmeye gelmişlerdi. Allah yolunda, vatan uğruna, istiklal için, bizim istikbalimiz için canlarını vermişlerdi.

Durdum. Nasıl da patavatsız, çat kapı girmiştim buraya. Öylece durdum. Nasıl da densizce, hoyratça sürüyordum arabayı. Kendimi affettirmek, kendimi affetmek için durdum, durdum.

İki saat sonunda tekrar motoru çalıştırabilmeme sebep, kazaya ve kadere iman edenler olarak, başardığımız iyi işler gibi yaptığımız hataları da, kendimizi büyütecek kadar önemsersek bunun da hata olacağını fark etmemdi. Küçücüktük, ehemmiyetsizdik, önemsizdik; dertlerimiz, tasalarımız, endişelerimiz de işlerimiz, güçlerimiz, hayallerimiz kadar kıymetsizdi. Şehit kanıyla yıkanmış, vatan kalbinin attığı, Allah aşkının fışkırdığı yerden, meçhule gidercesine buraya gelip canını feda edenlerin arasından usul usul geçerken, nasıl ölmek istediğimiz gibi saçmasapan sorularla değil nasıl yaşamamız gerektiğiyle meşgul olmak gerektiğini düşünüyordum. Ölüm bize habersiz gelecekti. Hazırlıksız yakalanmamak için hayatın her gününü, her anını ona göre yaşamak gerekliydi.

Gelibolu’yu arkamda bırakırken en son ne zaman “Az kalsın ölüyordum,” hissine kapıldığımı hatırlamaya çalışıyordum. Onu anımsayamadım ama “sanırım birazdan öleceğim,” diye düşündüğüm son an geldi aklıma. 15 Temmuz gecesi 2:30 civarı Vatan Caddesi’nden ayrılıp geldiğimiz Saraçhane Meydanı’na girerken öyle hissetmiştim. Siren sesleri, silah sesleri ve sela sesleri arasında karanlıkta cep telefonumla son videomu çekmiş ve sosyal medyaya göndermiştim. En son babam aramıştı. Ancak “İyiyim, merak etmeyin,”diyebilmiştim, şarjım bitmişti. “Herhalde bu gece ben de burada öleceğim ve son sözlerim bunlar olacak,” diye düşünmüştüm o an. Oysa akşamüstü evden sadece arkadaşlarla çay içmek için çıkmıştım. Ramazan bitmişti, bayram geçmişti. Büyük büyük laflar ederken çay eşliğinde “Ne olacak bu memleketin hali?” diye dertli dertli sohbet ediyorduk. Derken haberi gelmişti; darbe oluyordu. Savaş uçaklarının üstünde uçtuğu İstanbul düşman tarafından işgal edilmiş, sanki işgalci kuvvetler Saraçhane meydanına indirilmiş gibiydi. Ve insanlar, kadın erkek çoluk çocuk demeden, içlerindeki Çanakkale ruhuşahlanmışçasına oraya gelmişti. Kimi vuruluyor, kimi şehitleri ve yaralıları meydandan alıp götürmek için koşuşturuyordu. Sanki perde kalkmış ve hakla batıl birbirinden siyahla beyaz gibi ayrılmıştı. Küçücüktüm, önemsizdim, ehemmiyetsizdim. Akşamüstü ettiğimiz büyük büyük lafların, paylaştığımız dertlerin hiçbir önemi yoktu. Kuş gibiydim. Kalbim oradaki yüzlerce sıradan insan gibi ferahtı, rahattı. O gece ölmek için güzel bir geceydi.

Biliyorum her gün 15 Temmuz yaşanmıyor, her gün 15 Temmuz günündeymiş gibi de yaşanmıyor. O gün ölmek bizim nasibimizde yokmuş. Ama bir gün öleceğiz elbet ve o gün güzel ölebilmek için her günü o güzellik neyi gerektiriyorsa öyle yaşamak gerek.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
23.02.2020
Sürreel bir devrim: Gezi
11.02.2020
RAND Corporation raporu aslında ne diyor?
4.02.2020
Patlamaya hazır bomba: İdlib
5.01.2020
Kasım Süleymani’nin ölümü cini şişeden çıkarır mı?
29.12.2019
Montrö’yü delmeden, Boğaz’dan kaçan milyarları geri getirme yolu: Kanal İstanbul
8.12.2019
Ali Babacan’ın aklında ne var?
29.7.2018
Trump ve Pence için Papaz Brunson’ın önemi
22.7.2018
Dünyada faşizm yükseliyor, bölgede İsrail...
15.7.2018
15 Temmuz gecesi nerede, neler gördüm, ne yaşadım…
12.7.2018
Yeni sistemin ilk dönemi: İddialı bir vizyondan zorlu bir misyona...
5.7.2018
Çocuklarımızı nasıl koruyacağız?
1.7.2018
AB’nin yeni baş ağrısı İtalya
28.6.2018
24 Haziran seçimlerinin dikkat çekenleri
24.6.2018
24 Haziran’dan sonra Türkiye’yi neler bekliyor?
17.6.2018
‘El insaf’ dedirten aşırı yorumlar
3.6.2018
Yenilikten deliliğe: Görünür olmanın köleliği
31.5.2018
İtalya’nın 5 Yıldız Hareketi Avrupa’nın geleceği son nokta mı?
20.5.2018
Evangelistler, Siyonistler, Trump ve Kudüs
17.5.2018
Trump’ın sürreel barış anlayışı
14.5.2018
İngiltere’nin Brexit’le sınavı...
10.5.2018
Transatlantik saflarında yeni çatlak: İran
6.5.2018
Ufak tefek itibar suikastları...
3.5.2018
Meral Akşener’in 24 Haziran stratejisi ne?
29.4.2018
Çizgi dışı bir pazar yazısı...
26.4.2018
CHP ya değişecek ya da kaybolup gidecek
19.4.2018
Erken seçim kararındaki ‘belirsizlik’ ve ‘mecburiyet’ vurgusu
15.4.2018
Trump’ın “güzel ve yeni ve ‘akıllı’ füzeleri”!
12.4.2018
Trump dün “Suriye’den çıkacağım” diyordu, bugün savaşa girer mi?
9.4.2018
Eskişehir’de göz göre göre gelen katliam
3.4.2018
Oğulpınar hudut karakolunda akşamüstü…
1.4.2018
Trump gerçekten de ABD’yi Suriye’den çıkaracak mı?
29.3.2018
Afrin sonrası ABD ve Türkiye mutabakata varabilir mi?
25.3.2018
Bizi Rusya’yla savaşın eşiğine getirenler ABD’yle de getirir mi?
22.3.2018
‘Afrin kantonu’ tarihin çöplüğüne atıldı
19.3.2018
Güncelleyemediğimiz ‘kadına yönelik şiddet’ konusu...
15.3.2018
Rexit: Trump’a Tillerson’ı Kushner mi kovdurdu?
8.3.2018
DAEŞ’in ‘kadın köleleri’, PKK’nın ‘kadın savaşçıları’
4.3.2018
Mehmetçik ve Johnny arasındaki büyük fark...
1.3.2018
BMGK tasarısı Afrin’i kapsıyor ama Doğu Guta’yı kapsamıyormuş!
25.2.2018
Doğu Guta: Üzülme, ölünce hepsi geçecek
22.2.2018
Dünyanın gözlerini kaçırdığı son yer: Doğu Guta
18.2.2018
Türkiye ve ABD tarihi dönemeçteyken Esad’la görüşülmeli mi?
15.2.2018
Afrin, İdlib, Şam, Deyrezzor...
11.2.2018
CHP hangi ülkenin siyasi partisi?
8.2.2018
Türkiye’de muhalefetin ÖSO’ya verdiği zarar, rejime verdiği destek
5.2.2018
ABD notları -3
1.2.2018
ABD notları -2
28.1.2018
ABD notları -1
25.1.2018
Cumhurbaşkanı’nın Afrin hamlesi
18.1.2018
Afrin’de Rusya’ya “ABD’ye diyorum ama sen anla” mesajı
4.1.2018
İran’a değil, İran’daki protestolara dış müdahale...
28.12.2017
Mağdur varmış, Mor Beyin mağduriyeti varmış...
24.12.2017
Trump, Kudüs çıkışı ve dünyanın kaderi
21.12.2017
Birleşik Arap Emirlikleri’nin karanlıkta kalan gerçek yüzü
14.12.2017
Kudüs bizim neyimiz olur?
7.12.2017
Kudüs’ü İsrail’e Trump mı veriyor yoksa müslümanlar mı?
30.11.2017
ABD ve İngiltere’nin arasına neden soğukluk girdi?
23.11.2017
Suriye düğümü Soçi’de çözülebilecek mi?
12.11.2017
İsrail-Suudi Arabistan ve İran-Hizbullah eksenli yeni bir savaş çıkar mı?
9.11.2017
Muhammed bin Salman’ın ‘Uzun Bıçaklar Gecesi’
2.11.2017
Türkiye’nin S-400 kararının nasıl sonuçları olacak?
29.10.2017
Bağımsızlık referandumları: Küreselleşmenin sonu geldi mi?
26.10.2017
25 Eylül referandum krizinin parlayan figürü Haydar el İbadi
19.10.2017
Barzani’nin referandum ısrarının kısa ve acıklı hikayesi
15.10.2017
ABD eski kodlarına dönerken yeni Orta Doğu
12.10.2017
ABD ile yaşanan kriz kısa vadeli mi değil mi?
8.10.2017
Nusra’dan HTŞ’ye başı farklı sonu aynı bir el Kaide hikayesi
5.10.2017
Kerkük’ün kaderi...
28.9.2017
Askeri müdahale mi, vanaları kapatmak mı, açlıkla cezalandırmak mı?
24.9.2017
Ankara Kuzey Irak’a neden bu kadar sert baskı kuruyor?
21.9.2017
ABD neden Barzani’nin referandum çıkışına destek vermedi?
17.9.2017
Türkiye’de de devletin en üst makamının Suriye Özel Temsilcisi olmalı
14.9.2017
Halep’ten Musul’a, İdlib’den Kerkük’e ‘dava’...
8.9.2017
Suriye’de Rusya’ya güvenebilir miyiz?
3.9.2017
Yol, dava, feda, kurban...
31.8.2017
Erdoğan’ın yolu mu Erdoğancılık mı? – 2 –
28.8.2017
Erdoğan’ın davası mı Erdoğancılık mı?
20.8.2017
Beyaz ırkçılığın ilham kaynağı Esad rejimi
17.8.2017
İdlib düğümü
13.8.2017
“Merve Hanım, siz de mi feminist oldunuz?”
10.8.2017
Kadınlar başa belaymış, peki ya erkekler?
6.8.2017
Adil Öksüz kaçmış olabilir ama diğerleri elimizde
3.8.2017
İdlib’den sonra sırada El Bab var
30.7.2017
Dünyanın en zor sınavı
27.7.2017
Milletteki metal yorgunluğu
20.7.2017
Ankara Körfez’e nasıl şah çekti?
17.7.2017
Hayaller iç savaş, gerçekler 105. noktada 15 Temmuz direnişi
13.7.2017
15 Temmuz gecesinden 15 Temmuz afişlerine
6.7.2017
El Cezire’yi bitirecekler matmazel...
2.7.2017
Adalet sorunumuz var
29.6.2017
Nasıl ölmek istersiniz?
22.6.2017
Küçük bir mümin eleştirisi
18.6.2017
MİT TIR'ları ihanetinin Suriye’deki yüzü
15.6.2017
ABD ve İran Suriye-Irak sınırında karşı karşıya...
11.6.2017
İncirlik, Paris İklim Anlaşması ve NATO’nun geleceği
8.6.2017
Abu Dabi Prensi, Suudi Arabistan Prensi ve İsrail
28.5.2017
‘Binbaşı O.K.’ mevzusu sonunda nereye varacak?
25.5.2017
NATO zirvesinde dikkat çeken iki isim: Trump ve Erdoğan
21.5.2017
Ver Gülen’i, al Brunson’ı...
18.5.2017
Suriye’de tamam, geri kalan her konuda devam...
14.5.2017
ABD PKK’ya ağır silah verince her şey bitti mi?
4.5.2017
Hikayen nasıl başlarsa başlasın, daima sonuyla hatırlanırsın
30.4.2017
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bir gece ansızın gelebiliriz
27.4.2017
Batı Erdoğan’dan kurtulma hayalinden vazgeçecek mi?
23.4.2017
İslamcıları kurban edince Batı’yla işler yoluna mı girecek?
20.4.2017
Türkiye diktatörleşiyor mu, kutuplaşıyor mu?
16.4.2017
Güçlü bir Türkiye için…
13.4.2017
Kılıçdaroğlu 2019’da Cumhurbaşkanlığına aday olacak mı?
12.4.2017
Seçmenin kalbine çıkan yollar
9.4.2017
Tetiği çekmekten çekinmiyor ama planı var mı?
6.4.2017
Kılıçdaroğlu darbeye ‘tiyatro’ mu demek istiyor?
2.4.2017
Gün Erdoğan’a siper olma günü...
26.3.2017
İngiltere’nin elektronik yasağı ve Türkiye Raporu’nun anlamı ne?
23.3.2017
FETÖ: Devletin malı deniz, yiyecek olan da biziz
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive