Mithat SANCAR



Bookmark and Share

Nakarat


05.09.2012 - Bu Yazı 3534 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sanki her şey kendini tekrar ediyor. Kürt sorunundan söz ediyorum tabii ki.

Öncesini şimdilik bir kenara bırakalım, son 20-30 yıla bakalım.

Şiddetin belirleyici olduğu zamanlarda, siyasal gerilim ve toplumsal kutuplaşma yükseliyor. Bakış açıları daralıyor, zihinler büzülüyor. Tefekkürün yerini, savaş ortamlarının tipik refleksleri alıyor. Karşı tarafı ezme veya alt etme hedefi, siyasal varoluşun yegâne temeli hâline geliyor. “Taraf tutma”ya da “mevzi alma” eğilimi yaygınlaşıyor, “safını belirleme” baskısı ağırlaşıyor. “Dost- düşman ayrımı”, bütün hâl ve hareketlere siniyor. Ara alanlar hızla daralıyor, eleştirel sesler giderek kısılıyor. Kayıplar büyüyor, yeni yaralar açılıyor, eski yaralar derinleşiyor.

Sonra bir şeyler oluyor, hava tümden değişiyor. Diyelim, “taraflar” bu gidişin sonunun iyi olmadığını fark ediyor veya yeni bir taktik ya da stratejik hesap yapıyor ve frene basıyor. Savaşın uğultuları, çözüm ve barış sözleri rüzgârlarınca dağıtılıyor.


“Çözüm”
 niyetleri ve buna eşlik eden çabalarla birlikte, yumuşak bir iklime geçiliyor. Umutlar yeşeriyor. Yeni arayışlar ortaya çıkıyor, farklı sesler duyulur oluyor. Çok uzak sanılan ihtimaller gerçeğe dönüşüyor. Olmaz denen adımlar atılıyor.

İyimserlik ve umut devreleri, yani çözüm ve barış arayışları, Türkiye’nin AB’ye tam üye adayı olarak kabul edildiği tarihten, ama özellikle AKP’nin hükümet olduğu 2002’den sonra daha fazla yoğunlaştı, daha fazla görünürlük kazandı.


Silahları susturmak ve çözümün yolunu açmak
 için muhtelif denemeler yapıldı. Ama bunların hiçbiri sürdürülebilir bir hâle gelmedi. Kalıcı ve dayanıklı bir çözüm süreci bir türlü inşa edilemedi. Esas meselemiz de bu galiba.

Silahsızlanma ve çözüm girişimlerinin tıkandığı yerlerde, her iki taraf da en iyi bildiği yola, yani savaş alanına kolayca geri döndü.

Çatışma çözümüyle ilgili araştırmalarda ısrarla vurgulanan bir husus vardır: Çözüm havasının doğması, barış umutlarının güçlenmesi, bir şans olduğu kadar, büyük bir risktir de. Zira bu şans heba edilirse, yani çözüm ve barış süreci tıkanır veya çökerse, yeniden çatışma ortamına dönülür ve her seferinde bu yeni çatışma dönemi, öncekilerden çok daha yıkıcı şiddet dalgaları yaratır.

Etnik kaynaklı çatışmalarda şiddet dönemlerinin süresi ile birlikte yaşama imkânları arasında ters orantılı bir ilişki var. Bunu anlamak için, karmaşık araştırmalara ihtiyaç yok, yalın bir gözlem bile bu ilişkiyi görmeye yeter. Kısacası şiddet ve silahlı çatışma dönemi uzadıkça birlikte yaşama imkânları da azalır.

Bu söylediklerimin hiçbiri yeni değil, hepsini daha önce defalarca söyledim, başkaları da söyledi. Ama her şey kendini tekrar ettiği için, biz de mecburen kendimizi tekrar ediyoruz.

Tekrara “müzakere” kavramıyla devam edeyim. Bu aralar en sevimsiz, hatta tehlikeli kavramlardan biridir “müzakere”. Savaş ortamının ve şiddet dilinin hâkimiyeti altında, bu kavram da iyice iğdiş edildi, aslî anlamına yabancılaştırıldı. Şöyle de diyebiliriz: Müzakere kavramı, sadece şimdi değil, hiçbir zaman tam anlaşılamadı.

Müzakere, çatışmaların barışçıl çözümünde kullanılan muhtelif araçlardan oluşan “çok katmanlı, çok boyutlu bir süreç”tir. Bu araçlardan hangisinin hangi durumlarda nasıl bir sonuç vereceği, çatışmanın niteliğine ve ilgili toplumun şartlarına göre değişir.

Yani müzakere, sanıldığı veya sunulduğu gibi, sadece iki tarafın belli bir meseleyi çözmek için bir masanın etrafında buluşarak pazarlık yapması anlamına gelmez. Bu durum, müzakerenin boyutlarından ya da biçimlerinden yalnızca bir tanesidir.

Kürt sorunu gibi, şiddetle iç içe geçmiş etnik meselelerde, silahsızlandırma hedefine dönük olarak silahlı örgütle “doğrudan müzakereler” yapılabilir, şartlar uygunsa ve taraflar istekliyse yapılması da gerekir. Ancak bu tür müzakereleri, sorunun esasını çözmenin tek yolu olarak görmek büyük bir yanılgıdır.

Kürt sorunu, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal düzeninin yeninden tanımlanması ve düzenlenmesiyle ilgili karmaşık bir meseledir. Böyle bir meselenin kalıcı bir biçimde çözülebilmesi için, toplumun mümkün olan en geniş kesimlerinin katılımını öngören yöntemlere ihtiyaç vardır.


Toplumsal iletişim ve etkileşim
, “müzakere” dediğimiz sürecin en önemli boyutu, vazgeçilmez katmanıdır. Siyasal alanın işler hâlde, katılım kanalların açık şekilde ve demokratik mekanizmaların güvence altında olması bu açıdan hayati önemdedir.

Bu geniş anlamıyla müzakereden vazgeçmek, söz konusu sorunu münhasıran şiddet ve baskı yöntemleriyle ele almayı benimsemek anlamına gelir. Bunun toplumsal ve siyasal bedelinin ne kadar ağır olduğunu en iyi bilmesi gereken toplumların başında geliyoruz.


“Oslo süreci”
, bu ülkede tanık olduğumuz en “doğrudan” müzakere örneğiydi. Ama hükümet bunu müzakerenin tek biçimi olarak kavramış görünüyor. Zira bu süreç çökünce, müzakerenin diğer bütün boyutlarını az ya da çok bir kenara itme eğilimine girdi. Bu eğilim; siyasal alanın daraltılması, katılım kanallarının kapatılması, demokratik usullerin ve hakların kısıtlanması gibi girişimlerle güçlenerek devam ediyor.

PKK’nin bir süredir izlediği strateji, şu an “doğrudan müzakere”yi ihtimal dışına çıkarmış görünüyor. Ancak bu durum, müzakerenin diğer boyutlarını yok saymanın ve yok etmenin gerekçesi olamaz. Böyle bir yola girmek, ülkeyi savaşın ve antidemokratik arayışların kucağına terk etmek anlamına gelecektir.

Siyasetin kilitlendiği, kılıçların bilendiği bu uğursuz atmosferden çıkış için, ara yollara ve ara(cı) toplumsal güçlere acil ihtiyaç vardır...


mithatsancar@yahoo.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
30.4.2015
İnkarın bedeli
24.03.2015
Newroz 2015: Yeni başlangıç, yeniden inşa
23.03.2015
Çözümde deneyimler ve modeller meselesi
05.03.2015
Sykes-Picot çökerken Ortadoğu’da barış
12.02.2015
HDP’nin kararı ve korku siyasetinin acizliği
05.02.2015
HDP’nin kararı, AKP’nin tedirginliği
27.01.2015
Devletçi zihniyet ve yargı
20.01.2015
Hrant’ın vasiyeti
13.01.2015
Bir katliam, gerçeklik ve hakikat
06.01.2015
2015: Büyük yüzleşme randevusu
29.12.2014
Roboski Katliamı: Yüz yıllık bir yara
23.12.2014
Yollar ve sonlar
16.12.2014
Seçim hesapları ve süreç
10.12.2014
Müzakere süreci taslağı
02.12.2014
Sürecin tasarımı ve akışı
20.11.2014
Kriz, yüzleşme ve yenilenme
11.11.2014
Kobanê, Peşmerge, Sinağrit Baba
29.10.2014
IŞİD’in Kobanê saldırısı ve Türkiye’nin yol ayrımı
27.10.2014
Kayıplar, ‘Kara Yara’
22.10.2014
Kobanê eylemlerinin düşündürdükleri
17.10.2014
Kobanê yangını
30.09.2014
IŞİD’in Kobanê saldırısı ve Türkiye’nin yol ayrımı
10.09.2014
Irkçılık ve yüzleşme
02.09.2014
IŞİD ve Kötülük
28.08.2014
Çözüm süreci: Fiili mutabakatlardan kurumsal işleyişe geçme vakti
23.08.2014
Seçim sonuçları, yeni dönem ve yeni muhalefet
11.08.2014
Hafıza mekanları ve Diyarbakır cezaevi
30.07.2014
Hakkâri’den yükselen alarm sesi
24.07.2014
Kürdistan’da bağımsızlık ve diyalog
08.07.2014
Yasal çerçeve ve süreçte yeni aşama
02.07.2014
HDP’nin yolu
25.06.2014
Otuz yıl savaşları mı, ebedi barış mı?
19.06.2014
Çözüm yolunda ilerlemek için…
09.06.2014
Sınırlar ve ötesi
28.05.2014
Avrupa’da ve Türkiye’de demokrasi imtihanı
20.05.2014
Ölüm Fügü
13.05.2014
CHP ile Kürtlerin sancılı ilişkisi
20.08.2013
‘Kürtlerin nabzı’ yazı dizisinin kısa hikayesi
17.08.2013
Kongre, Kürtleri ortak çatıda birleştirecek
15.08.2013
PYD lideri Salih Müslim : Kürtlerin de bir birliği olabilir
14.08.2013
Takvim belirlensin önümüzü görelim
13.08.2013
Ortadoğu için Kürt sorunu çözülmeli
03.08.2013
Munzur özgür akmalı
01.08.2013
Dersim'de Festival
22.07.2013
Denklemler, yollar ve hedefler
16.07.2013
Barış ve demokrasi yolunda yürümeye devam için...
25.06.2013
Yeni bir dil lazım
20.06.2013
Gezi Parkı ve barış süreci
08.06.2013
Komplocu bakış ya da yüzleşme beceriksizliği
24.04.2013
Barış - ya da kandan kına yakılmaz
10.04.2013
Hakikat ve hayat
03.04.2013
Yolun yarısı ve barış çelebiliği
27.03.2013
Barış planı
20.03.2013
Barış ve demokrasi
13.03.2013
Yol ve ufuk
06.03.2013
Savaşın statükosu ve endişeliler
27.02.2013
Büyük barış, büyük dönüşüm
20.02.2013
Güney Afrika’dan Sinop’a
13.02.2013
‘Müzakereli devrim’in yolu
30.01.2013
Ulusalcı infialin sebepleri
23.01.2013
Türk devletçiliği
16.01.2013
Mandela ruhu
09.01.2013
Yeniden Araf
02.01.2013
Zaman vs.
26.12.2012
Olaylar!
19.12.2012
Seçmediğimiz yol
12.12.2012
İnsan hakları ve Ankara’nın ruhu
05.12.2012
Gerilim politikası ve şeytan döngüsü
28.11.2012
Başbakan’ın sürprizleri
14.11.2012
Siyasi kibir ve milli kibir
07.11.2012
Yaralardan öğrenmek
31.10.2012
Otomatik otoriter ruh
17.10.2012
Dil meselesi
10.10.2012
Hangi yol, hangi harita
03.10.2012
Esaslar ve teferruatlar
26.09.2012
Balyoz Davası’nın anlam ve önemi
19.09.2012
Öfkelerimiz ve biz
12.09.2012
Huzursuzluk
05.09.2012
Nakarat
29.08.2012
Çıkmaz sokaklar
22.08.2012
Neye şaşırmalı
15.08.2012
Yaz ortasında üşümek
08.08.2012
Ölümcül paradoks
01.08.2012
Türkiye’nin derin anayasası
25.07.2012
Tanımlama iktidarı
18.07.2012
Ağar çözüme katkıda bulunabilir!
11.07.2012
Hükümet ve yargı
04.07.2012
Kaos manzaraları
27.06.2012
Siyaseti savunmak
25.06.2012
Dilden siyasete açılan kapı: Galler örneği
20.06.2012
Siyaset, aktörler ve Kürt sorunu
13.06.2012
Misyoner yargıyla nereye kadar
06.06.2012
Siyaset ve hubris
30.05.2012
Hükümetin Uludere travması
23.05.2012
İktidar sinizmi
16.05.2012
Medeniyet kaybından toplumsal çözülmeye
09.05.2012
Taraf ve 1 Mayıs
02.05.2012
Kötülüğün sınırları
25.04.2012
24 Nisan
23.04.2012
Elde var hüzün
18.04.2012
Irkçılık zehri
11.04.2012
Sokağın hafızası
04.04.2012
12 Eylül’ü yargılamak!
28.03.2012
Ölüm patikası mı, hayat yolu mu
21.03.2012
Cehennemin öbür adı
14.03.2012
Polis, yargı, demokrasi
07.03.2012
Anayasa, çürüme, kirlenme
29.02.2012
Irkçılık ve nefret
22.02.2012
Anadilimiz ve hikâyemiz
15.02.2012
‘MİT krizi’nde aktörler ve faktörler
08.02.2012
AKP: Hangi tarz-ı siyaset
01.02.2012
Kayıplar, ‘Kara Yara’!
25.01.2012
Hrant cinayetinin ardındaki hakikat
11.01.2012
Tuhaf zamanlar
04.01.2012
Katmerli katliam
28.12.2011
Küresel hafızaya karşı ulusal savaş
21.12.2011
Bireysel vicdan ve kolektif vicdan
14.12.2011
Soğuk Savaş kültürü
07.12.2011
Dublin’de ne arıyorduk
01.12.2011
Barış sürecinin aktörleri
30.11.2011
Barış ve sonrası
29.11.2011
Barış için umut ve sabır
23.11.2011
Dersim ve hesaplaşma
16.11.2011
Uykusuzluk
09.11.2011
KCK operasyonları ve devlet aklı
02.11.2011
Duvara karşı
26.10.2011
Deprem, nefret ve savaş
19.10.2011
AKP statükonun neresinde
05.10.2011
Yeni anayasaya giden yol
28.09.2011
Müzakere
21.09.2011
Hrant, hakikat ve adalet
14.09.2011
Şiddetten çıkış yolları
07.09.2011
Şiddet karşıtlığı
31.08.2011
Bugün aslında bayram
24.08.2011
Söz hiç biter mi
18.08.2011
Şiddetin sarkacı
10.08.2011
Nice yaramız var
03.08.2011
Gerçek ile hakikat, hayat ile hikâye
30.07.2011
Britanya’da ne arıyorduk
28.07.2011
Kuzey İrlanda: Bölünmüş toplum, sancılı barış
27.07.2011
‘Barış, bir süreçtir; bir sonuç değildir’
20.07.2011
Vakit artık dardır!
13.07.2011
Dokunmak, kazanmak, kaybetmek
06.07.2011
Oyun
29.06.2011
Adlandırmak
22.06.2011
İçimizdeki ve dışımızdaki mültecilik
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive