Mithat SANCAR



Bookmark and Share

Irkçılık ve yüzleşme


10.09.2014 - Bu Yazı 2138 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 rkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi, bu ülkenin en yaygın gerçeklikleridir. Birbirine bağlı, çoğu zaman iç içe geçen bu davranışlar, gündelik hayatta çeşitli kılıklarda sıkça karşımıza çıkarlar.


Bir topluluğa yönelik ırkçı temelli genel bir ayrımcılık ya da somut bir saldırganlık için kullanılabilecek bir bahane, bahane üretmeye elverişli bir ortam ve bu bahaneyle harekete geçecek insanlar her zaman vardır. Aynı şekilde, siyaset, yönetim ve medya dünyası, bu saldırganlığı meşru veya önemsiz gösterecek bir mazeret bulmakta hiç zorlanmaz, bunu devreye sokmakta da hiç gecikmez. Yargı da, egemen Türkçü ırkçılığı ve devlet politikalarıyla örtüşen nefret söylemini takip etmeye ve hele de cezalandırmaya kolay kolay yanaşmaz.

Irkçı saldırganlık, bazen insanların isimlerinden ve Türkçeyi telaffuz biçimlerinden duyulan bir “rahatsızlık” kılıfında dışa vurur. Kürdçe isim taşıyan veya Türkçeyi “Kürtçe aksanı”yla konuşan insanların abartısız hepsinin hayatlarında en azından bir kere karşılaştıkları bir durumdur bu. Özellikle çocuklar ve gençler, en çok da okullarda, isimlerinden veya “Kürtçe aksan”larından dolayı yöneticilerin, öğrencilerin ve diğer öğrencilerin ayrımcı tavırlarıyla bir şekilde tanışırlar. Bir zamanlar PKK’nin eylemleri “bahane” olarak kullanılırdı ırkçı pratikleri mazur göstermek için. Yaklaşık iki yıldır “çatışma ve eylem” de yok, dolayısıyla bu yaygın bahane de ortadan kalktı, ama bu ırkçı ayrımcılığın devam ettiğine ilişkin haberler bitmiyor.

Tarihin en kanlı kıyımına yol açan antisemitizm gibi bir ırkçılığı alenen tedavüle sokmak için, mesela İsrail devletinin Filistinlilere karşı saldırgan politikaları rahatlıkla bahane haline getirilebiliyor. Sanki antisemitizm İsrail devleti kurulmadan önce yokmuş ya da İsrail’in Gazze’deki gibi kanlı saldırıları olmasa antisemitizm olmayacakmış gibi yalancı bir denkleme dayanıyor bu bahane de.

Son zamanlarda ırkçı nefretin hedefine Suriyeliler yerleştirildi. Linçlere ve pogromlara varan saldırılar yapılıyor Suriye’deki iç savaştan kaçıp bu ülkeye sığınan insanlara. Dünyanın herhangi bir yerinde göçmenlere ve sığınmacılara karşı saldırılara bahane edilen her şeyi burada da görmek mümkün. “Yeni ırkçılığın” bu en tipik biçimini destekleyenlerin bir kısmının, cumhuriyetin kuruluş sürecinde üretilen “ilkel ve kalleş Arap” imgesinden beslendiklerini de unutmayalım.
Bunlar, ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi konusunda gözümüzün önünde cereyan eden “kaba örnekler”. Bir de, hayatın her alanına sinmiş olaylar ve davranışlar var. Medya taramalarına ve çeşitli saha çalışmalarına dayanan araştırmaları şöyle bir karıştırmak bile, ırkçılığa ve nefrete dayalı ayrımcılığın ne kadar yaygın ve olağan olduğunu görmeye yeter.

Manzara bu kadar net olmasına rağmen, birbirinden farklı çevreler, Türkiye’de ırkçılığın bulunmadığını ve olamayacağını iddia ederler. Bunlara göre tek ırkçılık biçimi vardır, o da ten rengine dayalı ayrımcılıktır, bu da bizde yoktur ve hiç olmamıştır. Oysa ırkçılıkla ilgili çalışmalar çok gelişti. Irkçılığı, ten rengine dayalı ayrımcılıktan ibaret gören yaklaşımlar, çok gerilerde kaldı. “Yeni ırkçılık” türleri ve pratikleri tanımlandı; bunlara karşı mücadele yöntemleri geliştirildi. “Gündelik ırkçılık” diye bir kategori ortaya atıldı; bunun tezahürleri, saha araştırmaları ve teorik çalışmalar yardımıyla deşifre edildi. Meselâ, bu bilgileri ve ayrımları görmezden gelmenin, ırkçılığın gündelik hayatta yaygınlaşmasında, giderek normalleşmesinde önemli bir rol oynadığı saptandı.
 
Aslında bunların hepsi, hakikatle yüzleşmekten kaçınmanın ve kaçmanın bahaneleri. Irkçı saldırganlıklar için bahane üretme kültürü ve refleksi, ırkçılığı inkâr etme veya gizleme konusunda da aynen işliyor.
 
Irkçılık, bu ülkenin temel gerçekliklerinden biriyse, hakikatle yüzleşme korkusu ve/veya beceriksizliği bir diğer temel gerçekliktir.
 
Lakin “hakikat” bu konuda hiç de karmaşık değil: Yüzleş(e)mediğiniz sorunları bir süre idare edebilirsiniz; ama halledemezsiniz. İdare etmek de ancak bir yere kadar! Zira hayat, köleniz değil; her isteğinize, istediğiniz karşılığı vermez. Yüzleşmediğiniz sorunlar, gün gelir kendileri sizinle yüzleşir. Hayatı kandırdığınızı, uyuttuğunuzu sanırsanız, fena halde yanılırsınız. Hayat bildiğince akar; yok saydığınız sorunları vaktin birinde önünüze yığar ve bir bakarsınız, kaçacak yeriniz kalmamıştır. Hem o sorunlar da, akan zaman içinde büyüdükçe büyümüştür. Küçüğünü çözemediğiniz sorunun, büyüğünü çözmeniz çok daha zordur. Üstelik yüzleşmekten kaçındığınız için, sorun çözme bilginiz ve beceriniz de iyice düşmüştür. Sorunların bastırmakla yok olmadığını, alttan alta kaynamaya devam ettiğini ve yıkıcı bir enerjinin birikmesine yol açtığını, bunun da bir gün mutlaka patlayacağını “hayat bilgisi” söylüyor; patlamanın her zaman bir bedeli olduğunu da…(BasHaber Gazetesi)

.

Facebook Yorumları

Emlak8
30.4.2015
İnkarın bedeli
24.03.2015
Newroz 2015: Yeni başlangıç, yeniden inşa
23.03.2015
Çözümde deneyimler ve modeller meselesi
05.03.2015
Sykes-Picot çökerken Ortadoğu’da barış
12.02.2015
HDP’nin kararı ve korku siyasetinin acizliği
05.02.2015
HDP’nin kararı, AKP’nin tedirginliği
27.01.2015
Devletçi zihniyet ve yargı
20.01.2015
Hrant’ın vasiyeti
13.01.2015
Bir katliam, gerçeklik ve hakikat
06.01.2015
2015: Büyük yüzleşme randevusu
29.12.2014
Roboski Katliamı: Yüz yıllık bir yara
23.12.2014
Yollar ve sonlar
16.12.2014
Seçim hesapları ve süreç
10.12.2014
Müzakere süreci taslağı
02.12.2014
Sürecin tasarımı ve akışı
20.11.2014
Kriz, yüzleşme ve yenilenme
11.11.2014
Kobanê, Peşmerge, Sinağrit Baba
29.10.2014
IŞİD’in Kobanê saldırısı ve Türkiye’nin yol ayrımı
27.10.2014
Kayıplar, ‘Kara Yara’
22.10.2014
Kobanê eylemlerinin düşündürdükleri
17.10.2014
Kobanê yangını
30.09.2014
IŞİD’in Kobanê saldırısı ve Türkiye’nin yol ayrımı
10.09.2014
Irkçılık ve yüzleşme
02.09.2014
IŞİD ve Kötülük
28.08.2014
Çözüm süreci: Fiili mutabakatlardan kurumsal işleyişe geçme vakti
23.08.2014
Seçim sonuçları, yeni dönem ve yeni muhalefet
11.08.2014
Hafıza mekanları ve Diyarbakır cezaevi
30.07.2014
Hakkâri’den yükselen alarm sesi
24.07.2014
Kürdistan’da bağımsızlık ve diyalog
08.07.2014
Yasal çerçeve ve süreçte yeni aşama
02.07.2014
HDP’nin yolu
25.06.2014
Otuz yıl savaşları mı, ebedi barış mı?
19.06.2014
Çözüm yolunda ilerlemek için…
09.06.2014
Sınırlar ve ötesi
28.05.2014
Avrupa’da ve Türkiye’de demokrasi imtihanı
20.05.2014
Ölüm Fügü
13.05.2014
CHP ile Kürtlerin sancılı ilişkisi
20.08.2013
‘Kürtlerin nabzı’ yazı dizisinin kısa hikayesi
17.08.2013
Kongre, Kürtleri ortak çatıda birleştirecek
15.08.2013
PYD lideri Salih Müslim : Kürtlerin de bir birliği olabilir
14.08.2013
Takvim belirlensin önümüzü görelim
13.08.2013
Ortadoğu için Kürt sorunu çözülmeli
03.08.2013
Munzur özgür akmalı
01.08.2013
Dersim'de Festival
22.07.2013
Denklemler, yollar ve hedefler
16.07.2013
Barış ve demokrasi yolunda yürümeye devam için...
25.06.2013
Yeni bir dil lazım
20.06.2013
Gezi Parkı ve barış süreci
08.06.2013
Komplocu bakış ya da yüzleşme beceriksizliği
24.04.2013
Barış - ya da kandan kına yakılmaz
10.04.2013
Hakikat ve hayat
03.04.2013
Yolun yarısı ve barış çelebiliği
27.03.2013
Barış planı
20.03.2013
Barış ve demokrasi
13.03.2013
Yol ve ufuk
06.03.2013
Savaşın statükosu ve endişeliler
27.02.2013
Büyük barış, büyük dönüşüm
20.02.2013
Güney Afrika’dan Sinop’a
13.02.2013
‘Müzakereli devrim’in yolu
30.01.2013
Ulusalcı infialin sebepleri
23.01.2013
Türk devletçiliği
16.01.2013
Mandela ruhu
09.01.2013
Yeniden Araf
02.01.2013
Zaman vs.
26.12.2012
Olaylar!
19.12.2012
Seçmediğimiz yol
12.12.2012
İnsan hakları ve Ankara’nın ruhu
05.12.2012
Gerilim politikası ve şeytan döngüsü
28.11.2012
Başbakan’ın sürprizleri
14.11.2012
Siyasi kibir ve milli kibir
07.11.2012
Yaralardan öğrenmek
31.10.2012
Otomatik otoriter ruh
17.10.2012
Dil meselesi
10.10.2012
Hangi yol, hangi harita
03.10.2012
Esaslar ve teferruatlar
26.09.2012
Balyoz Davası’nın anlam ve önemi
19.09.2012
Öfkelerimiz ve biz
12.09.2012
Huzursuzluk
05.09.2012
Nakarat
29.08.2012
Çıkmaz sokaklar
22.08.2012
Neye şaşırmalı
15.08.2012
Yaz ortasında üşümek
08.08.2012
Ölümcül paradoks
01.08.2012
Türkiye’nin derin anayasası
25.07.2012
Tanımlama iktidarı
18.07.2012
Ağar çözüme katkıda bulunabilir!
11.07.2012
Hükümet ve yargı
04.07.2012
Kaos manzaraları
27.06.2012
Siyaseti savunmak
25.06.2012
Dilden siyasete açılan kapı: Galler örneği
20.06.2012
Siyaset, aktörler ve Kürt sorunu
13.06.2012
Misyoner yargıyla nereye kadar
06.06.2012
Siyaset ve hubris
30.05.2012
Hükümetin Uludere travması
23.05.2012
İktidar sinizmi
16.05.2012
Medeniyet kaybından toplumsal çözülmeye
09.05.2012
Taraf ve 1 Mayıs
02.05.2012
Kötülüğün sınırları
25.04.2012
24 Nisan
23.04.2012
Elde var hüzün
18.04.2012
Irkçılık zehri
11.04.2012
Sokağın hafızası
04.04.2012
12 Eylül’ü yargılamak!
28.03.2012
Ölüm patikası mı, hayat yolu mu
21.03.2012
Cehennemin öbür adı
14.03.2012
Polis, yargı, demokrasi
07.03.2012
Anayasa, çürüme, kirlenme
29.02.2012
Irkçılık ve nefret
22.02.2012
Anadilimiz ve hikâyemiz
15.02.2012
‘MİT krizi’nde aktörler ve faktörler
08.02.2012
AKP: Hangi tarz-ı siyaset
01.02.2012
Kayıplar, ‘Kara Yara’!
25.01.2012
Hrant cinayetinin ardındaki hakikat
11.01.2012
Tuhaf zamanlar
04.01.2012
Katmerli katliam
28.12.2011
Küresel hafızaya karşı ulusal savaş
21.12.2011
Bireysel vicdan ve kolektif vicdan
14.12.2011
Soğuk Savaş kültürü
07.12.2011
Dublin’de ne arıyorduk
01.12.2011
Barış sürecinin aktörleri
30.11.2011
Barış ve sonrası
29.11.2011
Barış için umut ve sabır
23.11.2011
Dersim ve hesaplaşma
16.11.2011
Uykusuzluk
09.11.2011
KCK operasyonları ve devlet aklı
02.11.2011
Duvara karşı
26.10.2011
Deprem, nefret ve savaş
19.10.2011
AKP statükonun neresinde
05.10.2011
Yeni anayasaya giden yol
28.09.2011
Müzakere
21.09.2011
Hrant, hakikat ve adalet
14.09.2011
Şiddetten çıkış yolları
07.09.2011
Şiddet karşıtlığı
31.08.2011
Bugün aslında bayram
24.08.2011
Söz hiç biter mi
18.08.2011
Şiddetin sarkacı
10.08.2011
Nice yaramız var
03.08.2011
Gerçek ile hakikat, hayat ile hikâye
30.07.2011
Britanya’da ne arıyorduk
28.07.2011
Kuzey İrlanda: Bölünmüş toplum, sancılı barış
27.07.2011
‘Barış, bir süreçtir; bir sonuç değildir’
20.07.2011
Vakit artık dardır!
13.07.2011
Dokunmak, kazanmak, kaybetmek
06.07.2011
Oyun
29.06.2011
Adlandırmak
22.06.2011
İçimizdeki ve dışımızdaki mültecilik
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive