Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)


13.07.2013 - Bu Yazı 2436 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 BEKTAŞİ-KIZILBAŞ-ALEVİ

Önce İrene Melikoff’u dinleyelim: “Başlangıçtan beri cemaat-dışı ve dinler karışımı bir inanışı benimsemiş boy ve köy zümrelerine tarihçe uygun görülen Kızılbaş adını kullanmayı yeğlenebilir buluyoruz. Kızılbaş adı, Şeyh Haydar (1460-1488) zamanında, onun, büyük bölümünü Azerbaycan ve Doğu Anadolu’lu türkmen boylarının oluşturduğu taraftarlarını adlandırmak üzere kullanıldı. Ve onun kısa yaşamı sırasındadır ki, Safevi tarikati dini-siyasi bir güce; taraftarları-Kızılbaşlar- da düzenli Gazilere dönüştüler. Bunlar ayrıca kırmızı serpuşları, Tac-ı Haydari adı verilen oniki dilimli kızıl börkleri dolayısıyla da Kızılbaşlar diye  anıldılar. Bu döğüşken ve sarsılmaz inançlı kıt’alar başlarında bulunan Haydar’ın (babası Cüneyd için de olduğu gibi) Tanrı olduğunu düşünüyorlardı. Öyle ki, bu gözü kapalı inanç[1]

onları, Kıbleye yönelir gibi Haydar’a doğru yönelmeye ve ibadet edercesine onun önünde  secdeye kapanmaya kadar götürmekteydi..

Sonra, “Kızılbaş adlandırması Osmanlı belgelerinde ‘zındık’ (rafızi-sapmış) anlamında kullanılmaya başlandı. Bu nedenle günümüz Türkiyesinde Kızılbaş kavramı yerine daha çok Alevi deyimi kullanılıyor.. Ama, Kızılbaşların-Alevilerin-inançları temelde Bektaşilerinki ile aynıdır. Her iki inanç grubu da Hacı Bektaş’a bağlıdırlar. Ancak Bektaşilik eğitimli çevreler ve aydın bir seçkin tabaka ile kurumlaşmış bir tarikata dönüştüğü halde, köyler ve boylarla her yana dağılan Kızılbaşlar, az ya da çok  kontrol dışı zümreler olarak kaldılar”.(a.g.e)

Bütün bunlar tamam, ama olayı sınıf mücadelesi özünden soyutlayarak ele almaya çalıştığımız zaman hep bir taraf eksik kalıyor.  Şöyle düşünelim: Bu insanlar Orta Asya’dan Anadolu’ya doğru akın akın geliyorlar mı..Ve de, yarı şaman-tasavvufi bir inanç temeli var mı bu insanların. Ki, bu da onların maddi yaşam koşullarına tamamen uygun bir bilinç-bilgi- temeli. Zaten öyle havadan paraşütle inmiyor bu inançlar-bilgiler. Bunlar hep yaşamı devam ettirme mücadelesi içinde, maddi yaşam koşullarının bilince yansıması olarak ortaya çıkıyorlar. Nitekim de eğer bu yarı şaman-tasavvufi bilgi-inanç temeli olmasa bu insanlar Anadolu’da ayakta kalamazlardı. Onlara bir kurtarıcı-tarihsel devrimci bir güç-misyonunu veren onların bu bilgi-inanç temelleri olmuştur.  Selçuklu’yu da Osmanlıyı da, hem kuran, hem de ayakta tutan zemin budur.  Ve bu insanlar başlangıçta, başlarında eski aşiret-komün şefleriyle-dini liderleriyle (şaman, dede, baba, şeyh,derviş, ermiş..) birlikte geliyorlar Anadolu’ya. Yani o zaman ne Bektaşi var ortada ne Kızılbaş, ne de Alevi. Gerçi eski şaman inançlarından dolayı bazılarının başlarında halâ bir kırmızı başlıkları var ama bundan dolayı Kızılbaş falan denmiyor o zaman onlara.  Bütün mesele-ayrışma- daha sonra fetih ve devletleşme süreciyle birlikte ortaya çıkıyor. Başlangıçta İlbler-Gaziler-Dervişler-Alp Erenler var ve bunlar göçün öncüleri-misyonerler bir anlamda-arkadan gelecek olanlara yer açıyorlar. Ve de bu süreç içinde devletleşme olayı yaşanıyor. Buna mecburlar bir yerde. Varolabilmek için bir tarihsel devrim gücü olarak ortaya çıkmak-fethetmek ve devletleşmek onların kaderi yani. Böyle kuruluyor Osmanlı da. Bektaşilik bu süreç içinde ortaya çıkıyor. Yeni kurulan ordu-Yeniçeriler “örf ve adetlerimizi öğrensin” diye bir tekke haline gelmiş olan Bektaşiliğe teslim ediliyor. Ama diğer yandan da Selçuklu’nun mirası üzerine kuruluyor Osmanlı. Moğollar  Selçuklu’yu silip süpürdükten sonra Osmanlı  onun yıkıntıları üzerine oturuyor. Bu yüzden de onun-Selçuklu’nun- devlet geleneğini alarak, kurum ve kurallarını oluşturmada bu bilgi temelinden yararlanıyorlar. Nedir o bilgi temeli peki: Sünni İslamlık. Ama Osmanlı’nın sünni İslamlığı benimsemesinin nedeni sadece bu  değil tabi!. Kitle temeli yarı şaman-yarı tasavvufi inanç düzeyinde olan bir güç Osmanlı. Devletleşmeyle birlikte bir Devlet Sınıfı ortaya çıkarken,   bu ayrışmayı-sınıflaşmayı legalize edebilmek için o sıra tutupta  örneğin bir şiiliği benimseyemezdi Osmanlı. Çünkü şiilik bir yerde bir muhalefet ideolojisidir. Şah İsmail, şiiliği kendisine ideolojik bir temel, bir devlet dini yaptı; çünkü onun önünde bir Osmanlı vardı. Onun devletleşmesi bir yerde Osmanlı’ya karşı bir nüfuz mücadelesi-bir muhalefet stratejisiydi de. Ama Osmanlı için böyle değildi. Önü açıktı onun. İşte bu yüzden Osmanlı sünni İslam oldu. O anki çıkarlarına en uygun olan bilgi temeli buydu onun.

Ne demek istiyordu o Orta Asya kökenli, yarı şaman, yarı tasavvufi bilgi temeline sahip  Gaziler- İlbler-Erenler: Toplum (toplum derken onların anladığı eski komündü tabi) bir sistemdi. Sistemin merkezinde ise “Tengri”-Tanrı oturur, komün şefi, ya da komünün dini lideri -şaman, Kam, Dede, Baba- bunlar hep sadece Tanrı adına toplumu temsil ederler, yönetirler-yol gösterirlerdi. Bütün mülk -varolan herşey- ona, yani Tanrı’ya aitti. Çünkü toplum (komün)-doğa sisteminin merkezini temsil eden Tanrı, sistemin bütününün de tek temsilcisiydi.  Herşey o idi, herşey onun varlığının bir parçası idi. 

Osmanlı ne diyordu, ne demek istiyordu peki?: Doğrudur, bütün mal-mülk herşey, sistem merkezinde oturan o Tanrı’ya aittir. Tanrı adına da mülke tasarruf yetkisi -onu temsil ettiği için- Sultan’ındır! Aslında, sadece sünni Osmanlı’nın değil, şii Safevilerin  dediği de aynıydı! Ve görünüşe bakıldığı zaman da, bütün bunların, İlblerin-Gazilerin-Tasavvuf erenlerinin söyledikleriyle-inançlarıyla arasında pek bir fark yokmuş gibi görünüyordu! Öyle görünüyordu, çünkü sınıflı toplum kendi maddesini sınıfsız toplum inanç çerçevesinin içine doldurmuştu. “Minareyi çuvala sığdırmak” lâfı buradan kalmış olsa gerek! Halbuki, iki inanç sistemi-dünya görüşü arasında bir Sultan’la  bir komün şefi arasındaki    kadar fark  vardı! Osmanlı Sultanı kendisini, Tanrı’ya ait olan mülkün temsilcisi  olarak görüyordu da, İran Şahı ondan farklı mıydı sanki! O da bir Tanrı-Sultandı sonunda!  Biri Yezid, diğeri ise Ali-Hasan-Hüseyin rollerini oynuyorlardı o kadar! Biri siyasi İslamın içindeki iktidar, diğeri ise muhalefetti. Horasan erenleri Bektaşilere-Alevilere ise, hangi tarafta olurlarsa olsunlar sonunda bir şekilde isyan etmek kalıyordu!. Tarih böyle yazıldı o dönemde..nice yiğitler bu şekilde, “ne şehit  ne de gazi olduklarını” bilemeden arada yok olup gittiler..geriye sadece o gelenek kaldı!..

Adına Türklerin Anadoluya göçü ve Osmanlı Devletinin oluşumu-tarihsel olarak gelişimi denilen sürecin birinci perdesi konumuz açısından burada kapanıyor!. Çünkü bundan sonra 1826 da Yeniçerilik ortadan kaldırılarak Bektaşilik yasaklanana kadar pek öyle dişe dokunacak farklı birşey olmaz! Süreç, isyanlarla dolu olarak belirli bir tempoda akar gider. Tabi  hep geleneğe uygun olarak; bir yanda bir  Devlet  vardır hep ortada,  diğer yanda da Bektaşilik-Alevilik ve de isyanlar..

 

NEDİR O GELENEK.. BATILILAŞMA SÜRECİ VE BEKTAŞİLER..

Bektaşiler-Aleviler için o gelenek, şartlar ne olursa olsun, Devletin bulunduğu  tarafın karşısında olmaktır! Aslında hiçbir zaman Bektaşiler-Aleviler istememiştir bu  daima “karşı tarafta” olma durumunu!  Tarihsel gelişme sürecinin cilvesidir  bütün bunlar.. Görünüşten bakınca evet, insanlar kendi kaderlerini-tarihlerini kendileri yapıyorlardı;ama gerçekte onlar bunu  ancak verili koşullar içinde, önlerine çıkan hayatıyaşarlarken yapabiliyorlar.. Bektaşilerin-Alevilerin yaptığıda daha farklıolmadı. Vehayat hep böyle, Devletin gölgesi altında  akıp gitti..

Filmin birinci perdesinin burada sona erdiğini söyledik, çünkü, yaşamı devam ettirme mücadelesi, o istese de istemese de, Osmanlı gemisinin dümenini   Batılılaşma yönüne doğru çeviriyordu artık. Zaten, Devlet kurulurken onu ayakta tutmanın bir aracı olarak ortaya çıkan  Yeniçerilere de  ihtiyaç kalmamıştı bu yüzden. Ve de, bir gün, içine girilen bu yeni süreçte   “Devletin bekaası” öyle gerektirdiği  için  binlerce Yeniçeri bir gecede kılıçtan geçiriliverir!. Tabi bununla birlikte Bektaşi tekkesi de kapatılır.[2]

Evet, gün gelmiş, devran dönmüş, “deniz bitmiştir”! Ve kendi kendini yiyip bitirmiştir Osmanlı! Ama ortada eskiden olduğu gibi (İbni Haldun yasalarına göre)  bir uç beyliği de yoktur artık “tarihsel devrim” yaparak “Devleti kurtaracak”! Hem sonra, o defter kapanmıştır artık! Elin oğlu, atı alıp Üsküdar’ı geçmiştir! Avrupa, sanayi devrimini yaşamaktadır. Askerlik sanatı kökünden değişmiştir. Osmanlının elindeki silahlar tarihin çöp sepetine atılmıştır çoktan. Artık öyle at sırtında, elinde kılıç, “ya Allah” diyerek fütuhatlar yapma devri bitmiştir!

Osmanlı’nın işgali altındaki topraklarda kapitalizm gelişmekte, buralarda milliyetçi akımlar güçlenmektedir. Kendine güvenen herkes bu  sistemden ayrılıp, bağımsızlığını kazanmak istemektedir. Avrupa’nın gelişmiş ülkeleri de bunları desteklemektedir. Ne yapacaktır Osmanlı? Devleti nasıl koruyacak ve “kurtaracaktır”?

“Osmanlı İmparatorluğu’nun muhtelif müesseselerini biribirine kenetleyen ve onları ayakta tutan harç, gaza ideolojisi, devletin sınırlarını mümkün olduğu kadar genişletme çabasıydı. Bu itibarla, İmparatorluk’ta iktisadi faaliyet konusunda hakim zihniyet “verimi arttırmaya” (üretime) değil, kılıcının hakkıyla yeni gelir kaynakları elde etmeye yönelmişti. Bundan dolayıdır ki, Osmanlılar için harpte mağlup olmak ve toprak kaybetmek bir gelir azalması manasına geliyordu. Diğer taraftan, Renaissance’dan sonra Avrupa’da askeri güç yeni şekiller almıştı. Bu yeni beliren disiplinli piyade ve topçu birliklerine karşı koymak için gene aynı tipte askeri birliklere ihtiyaç vardı. Askerlerin Batı yöntemleriyle yetiştirilmesi, daimi olarak talim ettirilmesi ve kendilerine maaş verilmesi için de yeni gelir kaynakları bulmak icabediyordu. Başka bir ifade ile, bir taraftan devletin gelirleri azalırken, diğer taraftan da giderleri çoğalıyordu. Devletin bu zor durum karşısında aradığı hal çareleri ise mahduttu ve üç ana eksen etrafında toplanıyordu: Osmanlı İmparatorluğu’nda bir zamanlar iyi işleyen ve asker temini ile yakından ilgili olan toprak sistemini eski haline getirmek, para basmak veya vergi yükünü arttırmak”.[3]

Bunlardan birincisi, fütuhat devam ettiği sürece mümkündü. Nitekim de, Fatih Sultan Mehmet ile birlikte diriltilen Tımar sistemi Kanuni devrine kadar başarıyla yürütülmüştü. Ama fütuhat bitince Tımar da bitti ve geriye iki çözüm kaldı. Para basmak, ya da vergileri arttırmak.. Bunların ikisi de yapıldı. İltizam sistemiyle halkı soyup soğana çeviren devlet, bir yandan da boyuna para basıyordu. Enflasyon bir çığ gibi büyüyor, hayat yaşanmaz hale geliyordu. Ve  bütün bunlar devleti yeniden örgütleyebilmek,  “çağdaşlaştırarak”, “batılılaştırarak” “kurtarmak” sürecine paralel olarak yapılıyordu.  Evet, devleti kurtarmanın yolu bulunmuştu: “Batılılaşmak”! Yani batılı bir devlet gibi olmak. O zaman, onlar nasıl geliştilerse Osmanlı da öyle gelişecek, “kurtulacaktı”! Halk da varsın biraz sıkıntı çeksindi! Zaten halkı düşünen mi vardı ki! Bunun için Batı’ya öğrenciler gönderildi, Batı’dan askeri eğitmenler getirtildi. Kısacası, “batılılaşmak”, yani batılı bir devlet-toplum  olmak için elden ne geliyorsa yapıldı.

Tabii bütün bunlar “devleti kurtarmak uğruna” halkı feda ederek, halka rağmen yapıldığı için,   halk  bu sürece karşı  oldu. Halkın bu “karşıtlığı” aslında kapitalistleşmeye, gelişmeye, ilerlemeye karşı olmak anlamına gelmiyordu tabi. Onlar, mültezimlerin eline terkedilmeye, devlet zoruyla köleleştirilmeye karşıydılar. Ama batıcılar bunu böyle anlamadılar. Ve halk onların gözünde  sanki “çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmaya” karşı, şeriat yanlısı gerici bir güçmüş gibi görünmeye  başladı!  Bu halâ, Osmanlı batıcılarının  Cumhuriyet dönemindeki devamı olan “asker-sivil aydın  güçlerin” gözünde de  böyle değil midir! “Halk cahildir”, “göbeğini kaşıyan adamdır”, “gericidir” onların gözünde. Onlarsa “ilerici, çağdaş”!..  

 

DEVAM EDECEK...

" BATILILAŞMAK SÜRECİ BİR TARİHSEL DEVRİM SÜRECİDİR

“Batılılaşma” olayını Bilişsel Tarih ve Toplum Bilimleri açısından ele alırsak; “batılılaşmak”, Osmanlının çevreyle etkileşme, yaşamı devam ettirme mücadelesinde, istenilen sonuçları elde edebilmek için informasyonu işlemede kullandığı mevcut toplumsal bilgi sistemini yeniden düzenlemesidir. Yani, o antika Devletin-o antika yapının kendini ölümsüz kılabilmek için çevreye-çağa uyum çabasıdır. Kendi varlığını-nefsini- başka türlü üretemeyeceğini anlayan Devletin, yaşam kavgasında, kendini kurtarma operasyonudur. Daha başka bir deyişle de, Batı medeniyetiyle Osmanlı arasındaki etkileşme sürecinde, Osmanlı’nın batılı yaşam tarzıyla birlikte, Batı medeniyetine ilişkin kurum ve kuralları “benimsemesidir”. Bu “benimseme”, Osmanlının, üzerine giydiği İslamcı elbiseyi çıkararak, bunun yerine “batıcılık”  adı verilen yeni bir elbiseyi giymesi şeklinde olur!  Bütün bunlar  ne demek, konuyu açalım:"



[1]İbadet nedir, daha doğrusu ibadetin özü-diyalektiği nedir? İbadet, insanların, kendi içlerindeki sistem merkezine-sıfır noktasına- konsantre olarak burada buldukları Hak’kın varlığında  kendi nefisleriyle yok olma, trans haline gelerek kendi varlıklarıyla yok olup, onun-Hak’kın varlığıyla bütünleşmeleri  ritualidir. Şaman törenlerini, Sema’yı-Cem’i düşününüz, ya da camide kılınan namazı düşününüz, bütün bunların özü hep aynıdır: kendi varlığında yok olarak onunla-sıfırla-Hakla-bütünleşebilmek.  Tasavvuf erenleri-büyük Tasavvuf bilginleri  bu türden ritualleri yetersiz buluyorlardı, çünkü onlara göre belirli zamanlarda belirli şekillerde değil,  her an ibadet halinde olmak gerekirdi; insan aslında her an-kendi varlığında yoktu; varolan “gerçek” merkezdeki o sıfır haliydi-Hak idi. Bu konuda bak: “Namazın ve Duanın Diyalektiği”, www.aktolga.de Makaleler

[2], www.aktolga.deMakaleler. “Siz Onu Bunu Bırakın da Şu Vaka-i Hayriye-1826 Konusunda Ne Düşünüyorsunuz Onu Bir Söyleyin Bakalım”!

[3]Şerif Mardin. (1999). “Din ve İdeoloji.” İletişim Yayınları, İstanbul. Şerif Mardin. (1997). “Türkiye’de Toplum ve Siyaset.”, İletişim Yayınları, İstanbul.

 

.

Facebook Yorumları

Kod8
6.10.2018
OKTAY’I KAYBEDELİ BİR YIL OLMUŞ!..
3.10.2018
ŞU McKİNSEY KONUSU!..
7.7.2018
POPÜLİZMİN “SAĞI” “SOLU”?..
28.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE KAPİTALİZMİN KENDİ DİYALEKTİK İNKARINI YARATMASI...
19.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDEKİ DÜNYA...
10.6.2018
HDP BARAJI AŞARAK PARLAMENTOYA GİRMELİDİR!..
9.5.2018
NEREDE BULUNUYORUZ, BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?..
2.5.2018
GÖZDEN KAÇMAMASI GEREKEN İKİ ÖNEMLİ HABER…
10.3.2018
„KADINA ŞİDDET ARTMIŞ“, PEKİ NEDEN?..
20.2.2018
DÜNDEN BUGÜNE ÇIKAN YOL VE SINIF MÜCADELELERİ...
23.1.2018
Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...
23.11.2017
NATO NEDİR… O BİR SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..
15.11.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET, YA DA YENİ SOL...
10.10.2017
BU DA BİR ETYEN ELEŞTİRİSİ...
8.10.2017
TOPLUMSAL “YORGUNLUK” ÜZERİNE!..
5.10.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE BAĞIMSIZLIK TALEPLERİ...
2.10.2017
20.YÜZYIL’DAKİ ANLAMLARIYLA “SAĞ”-“SOL”DİYE BİRŞEY KALMADI ARTIK!..
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
24.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
16.6.2017
CHP VE "KONTROLLÜ DARBE" ANLAYIŞI!..
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
12.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
19.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
12.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
26.7.2015
İŞTE BU!..
21.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
13.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
5.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
3.7.2015
Kimse kendini aldatmasin
29.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
25.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
14.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
9.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
5.6.2015
"Taraf olmayan bertaraf olur" mantığı nasıl bır mantıktır?
31.5.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
28.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
11.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
8.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
6.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
30.4.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin baraji aşmasini istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
21.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
14.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2014
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8