• 16.09.2018 00:00
  • (1474)

 Geçen hafta bir gazetede yargı müdahalesiyle yönetim değişti; ardından, kimi istenmediği kimi de devam etmeyi içine sindiremediği için yazarların çoğu o gazeteyi terk etti.

Bir başka gazetenin kıdemli yazarının köşesi ise kapatıldı.

Daha önce, baskıdan vazgeçip yalnızca internet üzerinden yayına başlayan bir gazete de bazı yazarlarıyla yolunu ayırmıştı.

Eylül ayı birlikte dallardan yapraklar düşer, bu eylül aynı zamanda medyada yaprakların düştüğü ay olarak zihinlere kazınacak.

Olayın bana bakan bir yüzü var da onun için bu konuya girdim.

Her sabah ilk işim, gece yarısı internete girme izni veren gazete sitelerine göz atmak ve baktığım köşelerden ‘OcakMedya’ sitemiz için 10 anlamlı yazıyı seçmek oluyor. 20 kadar gazeteden 10 yazarı ‘seçilmiş yazılar’ köşesinde konuk ediyoruz.

Yazıların illa benim gönlüme hoş gelmesi gerekmiyor, bana çok aykırı geldiği halde mutlaka okunması gerektiğine inandıklarımı da seçebiliyorum.

Gazetelerin yazarlarıyla yollarını ayırması benim işimi de zorlaştırıyor.

Türkiye köşe yazarı sayısı açısından zengin bir ülke olarak biliniyor. Yüzlerce yazar gazetelerde her gün okur önüne çıkıyor. Hiç kuşkusuz bu bir zenginlik. Ancak, okumayı ‘zorunlu’ kılan nitelikli yazı o kadar da kolay bulunmuyor. Bazen bir gazetede çok sayıda yazı o kategoriye girse bile, çeşitlilik olsun diye seçmemi değişik gazetelerden yapmayı yeğlediğim için de ayrıca zorlanıyorum.

Medyadan düşen her yaprak büyük bir kayıp benim için…

Söyleyecek -veya yazacak- bir şeyleri olan açısından bugünün ortamı bunun için gazetelere ihtiyacı ortadan kaldırıyor. Zaten çoğumuz gazetelere bayiden satın alarak değil internet üzerinden ulaşarak göz atıyoruz. Her hafta yayınlanan ‘tiraj raporu’ gazetelerin hala eskisi kadar satıldığını gösterse de bu bilginin gerçek olamayacağını hepimiz biliyoruz.

‘Basın İlan Kurumu’ (BİK) gazetelere ilan dağıtmaktan vazgeçtiğinde -eğer vazgeçerse- gerçek satış rakamlarıyla tanışacağız.

Çok satanlar listesinde yer alan bir gazetenin baskısına son verilmesini başka nasıl yorumlayabiliriz?

Evet, özel sektör ilanları artık belli gazetelere gidiyor, o gazeteler dışında kalanların reklam gelirleri düştü ve onlar için tek teselli BİK’in yönlendirdiği reklamlar; o da bu hizmetini bırakırsa…

Reklama doyan medya organlarında BİK ile ilgili olumsuz yayınları böyle bir ihtimalin habercisi olarak görüyorum.

Medyayı zor günler bekliyor

Ekonomik kriz ortamları yalnızca cepteki veya bankadaki paraları etkilemez; hayatın her alanı kötü gidişten etkilenir. İnsanlar bir süre sonra daha az sinemaya-tiyatroya gitmeye, yemeklerini daha fazla evde yemeye, gazete alıyorsa bundan vazgeçmeye başlar.

Fuzuli sayılan masraflardan kısılır önce.

Gazetelere verilen reklamlar da azalır.

Reklamların azalmasının alarm zilleri şimdiden çalmaya başladı.

Normalde gazetelerin iki gelir kaynağı vardır: Satış ve reklamlar…

Maliyet hesabı titizlikle yapıldığında, gazetelerin bugün üzerlerinde yazan fiyatının en az birkaç misline satılması gerekir; satışı artan gazetenin zararının büyüdüğü nadir ülkelerden biriyiz.

Sözün kısası, gazetelerin satıştan kar etmeleri mümkün değildir.

Zarar ancak reklamla kapatılabilir.

Reklamın azalması gazetelerin zararının büyümesi anlamına gelir.

Bu hesaba bir de, girdisi (makina, kâğıt, mürekkep) hemen bütünüyle dövize dayalı bir sektör olduğu için artan maliyet de katılırsa, gazetelerin işinin iyice içinden çıkılmaz hale geldiğini fark edersiniz.

Nitekim bir gazetemiz çareyi sayfa sayısını azaltmakta buldu.

Daha az sayfa daha az yazar anlamına da geliyor; sayfanın azalması köşe sayısını da azalttığı için…

Her gün 10 yazı seçmesi gereken bir yayın yöneticisi olarak, bu, benim işimi bayağı zorlaştırıyor.

Yazarlar özlenir

Köşesi kapatılan, kovulan veya ayrılan her yazar, eminim, sadece benim işimi zorlaştırmakla kalmıyor, geniş bir okur kitlesinin geleneksel olarak izleyegeldiği gazetelerden soğumasına da yol açıyor.

Haber ajanslarına dayalı bir gazeteciliğin yerleştiği günümüzde, gazeteler, yazarları yüzü suyu hürmetine alınıyor ve okunuyor çünkü. Birinin ayrılması o yazarı sevmeyeni bile rahatsız eder.

Etmeli de.

Ali Bayramoğlu‘nun ne düşündüğünü merak etmiyor musunuz? Hasan Bülent Kahraman‘ın bilgelik dolu yazılarını? Derya Sazak‘ın yazılarına serpiştirdiği siyasetin içinden bilgilere dayalı analizlerini? Reha Muhtar‘ın coşkulu üslubuyla okurunu çıkardığı verimli ve sevimli yolculukları? Şu son birkaç yıl içerisinde bir gün önce varken sonrasında kaybolan nice yazar var, onları?

Ayrılmaya zorlananlar ile köşesinden uzaklaştırılanları da özleyeceksiniz.

Ben şimdiden özledim bile.