Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2


20.08.2013 - Bu Yazı 2240 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İÇİNDEKİLER

-GİRİŞ

-DİYALEKTİK MATERYALİZMİN, YA DA, MARKSİST DEVRİM ANLAYIŞININ ESASLARI

-KAPİTALİZMDEN MODERN SINIFSIZ TOPLUMA GEÇİŞİN DİYALEKTİĞİ

-TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ

-ZITLIK-ÇELİŞKİ NEDİR, KARŞITLIK NEDİR, ZITLARIN BİRLİĞİ VE MÜCADELESİ NEDİR

-BİR DURUMDAN BAŞKA BİR DURUMA GEÇİŞ NASIL GERÇEKLEŞİYOR

KAPİTALİZMDEN MODERN SINIFSIZ TOPLUMA GEÇİŞİN DİYALEKTİĞİ..

“Kapitalizmin temel çelişkisi, üretim araçlarının özel mülkiyetiyle üretimin toplumsal karakteri arasındaki çelişkidir” diyor Marks. İşte bütün mesele bu cümlede!  Bu cümlenin ne anlama geldiğini doğru kavramakta yatıyor!. Çünkü, 19. ve 20.yy’lara damgasını vuran Marksist devrim anlayışının özü-esası, çıkış noktası, bu “temel çelişki” kavramının yorumuna dayanıyor. Bu yüzden konuyu biraz açalım:

Önce üretmek-üretim ne demektir onu görelim. Çevreden-doğadan alınan madde-enerjinin-informasyonun toplumsal olarak sahip olunan bilgiyle işlenerek bir ürün haline getirilmesidir üretim. Ürün bir sentezdir yani.  Doğa-toplum sisteminin, etkileşmesinin  sentezidir. Bir çocuk gibidir ürün. Babası doğa ise, anası da toplum olan bir çocuk gibi! Doğadan alınan madde-enerjinin- informasyonun, toplumun sahip olduğu bilgiyle işlenerek  ürünün oluşturulmasıyla, anneden ve babadan gelen DNA’ların etkileşerek çocuğa ilişkin orijinal DNA yapısını oluşturması aynı diyalektiğe tabidir.

Burada altı çizilmesi gereken en önemli nokta, doğa’dan-çevre’den gelen madde-enerjiyi-informasyonu değerlendiren-işleyen bilginin daima toplumsal bir karaktere sahip olmasıdır. Çünkü, insan toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle, insanların sahip oldukları bilgi de toplumsal olarak üretilen bir üründür. Bireysel bilgi, bireysel olarak sahip olunan bilgi diye  birşey olmaz! Olur, ama bu, olayın, bilgi üretimi sürecinin yüzeysel olarak baktığımız zaman görünen yüzüdür.

İşin aslına gelince: Birey tarafından öyle algılansa bile, aslında bireysel üretim diye birşey de yoktur. Üretim faaliyeti, tek bir birey tarafından yapılıyor olsa bile, o özünde gene de toplumsal bir olaydır. Çünkü, bizim „birey“ olarak ifade ettiğimiz insanın kendisi zaten varoluş koşullarına bağlı olarak toplumsal sistemin bir elementidir. Bu nedenle, görünüşteki bireyselliğin ötesinde ürünü işlerken bireyin kullandığı bilgi toplumsaldır. Ama, bu bilgi tek tek insanların beyninde muhafaza edildiği için,  birey ona sahip çıkar. Toplumsal olarak üretilmiş olan ve toplumsal olarak sahip olunan bilgi “bireyin bilgisi” haline dönüşür!. Ve bütün bunlar, “farkında olmadan”, son derece tabii bir evrim süreci içinde gerçekleşir. Çünkü, ilkel komünde sahip olma bilinci-duygusu yoktur. Komün üyeleri bireysel emekleriyle üretebilir hale gelince oluşuyor “ben” olayı. Komün malına sahip çıkma-mülkiyet bilinci-duygusu da bununla birlikte doğuyor.

Özetlersek, üretim aslında her zaman toplumsal bir olaydır. Çünkü insanın kendisi toplumsal bir varlıktır. Ama, emeğin üretkenliği artıp da  insanlar doğayı “bireysel emekleriyle” işleyerek üretebilir hale gelince, bu süreç içinde,  üretim araçlarına ve ürettikleri ürüne  sahip çıkarak,  “ben”- birey- olarak   “varolmaya-gerçekleşmeye” başlıyorlar. 

Ancak, sınıflı toplumun ürünü olan  birey, kendini, varlığı kendinden menkul objektif-mutlak bir gerçek olarak gördüğü için,  varoluşunun izafiliğine ilişkin bu yazılanları anlayamaz! Anlar hale geldiği zaman da zaten o artık sınıflı toplumun bireyi olmaktan çıkmaya başlıyor demektir! İşte bu yüzdendir ki, modern komünal topluma geçiş, ancak gelişmiş, kendini bilerek toplumsal varlığın içinde tekrar yok olmaya başlamış bireylerle olacaktır. İlkel komünde  “birey” diye birşey yoktu demiştik, modern komünal toplum ise, kendi bireysel varlığının bilincine vararak („kendini bilerek“)  „kendi varlığında yok“ olan bireylerden oluşacaktır. Gerçi bu ayrıca tartışılması gereken bir konu ama,  burada şunu da söylemeden geçmeyelim;  bu hale „erişmiş“ bir insana  halâ insan diyebilir miyiz acaba? Buna da siz cevap verin (!) ben ona „bilinçli doğa“ diyorum, yarı biyolojik, yarı computer bir varlık!..

Tekrar Marks’a dönersek: “Kapitalizmin temel çelişkisi, üretim araçlarının özel mülkiyetiyle üretimin toplumsal karakteri arasındaki çelişkidir” diyordu Marks. Marks’a göre, yukardaki örnekte “bireysel üretici” diye andığımız o çoban, ya da  çiftçi, ya da günümüzde tek başına  işyeri sahibi olan bir insan, işi büyütüp de, yanında çalıştırmak için başka insanları da işe aldığı zaman, yapılan üretim artık “bireysel” olmaktan çıkmış, toplumsal bir iş-üretim haline gelmiş oluyor. Marks’ın “üretimin toplumsal karakterinden” bahsederken altını çizdiği olay budur. Çünkü bu durumda, üretim faaliyeti sadece işyeri sahibinin bireysel emeğiyle değil, onunla birlikte orada çalışan bütün insanların kollektif faaliyetiyle de,  “toplumsal olarak” yapılmış oluyor. Bu andan itibaren, yani;  bir kişi bile olsa işçi “çalıştırmaya” başlanıldığı andan itibaren, üretimin toplumsal karakteriyle üretim araçlarına-ve ürüne- bireysel olarak sahip çıkma arasındaki çelişki sistemin temel çelişkisi olarak ortaya çıkıyor. Çünkü, yapılan iş- üretim faaliyeti- toplumsal olduğu halde, üretim araçlarının mülkiyeti bireysel olarak kalıyor. 

İşte, Marks’a göre,  sistemi devrime götüren, işçi sınıfını burjuvaziyi altetmeye götüren temel çelişki budur. Bu çelişki, üretimin yoğunlaşmasıyla-tekelci kapitalizmle birlikte  daha da keskinleşir. Öyle  ki, bir gün, üreten insanlar, yani işçiler burjuvaziyi ortadan kaldırarak üretimin toplumsal karakterine uygun yeni bir üretim ilişkileri sistemini kurarlar ve kapitalizmin temel çelişkisini   bu şekilde çözmüş olurlar. Üretim araçlarının mülkiyetinin bütün üretenlere-topluma ait olduğu  yeni bir toplum, modern komünal bir toplum doğmuş olur! Marksist devrim anlayışı budur.

Bir soru: Bugün çok sık raslanılan bir olayı ele alalım, ve örneğin, bin kişinin çalıştığı bir fabrikada işçilerin yarısının işten çıkarıldığını, onların yerine robotların kullanılmaya başlandığını düşünelim. Bu rakamı arttırabiliriz de. Örneğin Toyota’nın ürettiği Lexus marka otomobilleri birkaç işçinin dışında tamamen robotlar üretiyormuş. Şimdi bu,  üretimin toplumsallaşması yönünde bir gelişme midir, yoksa tersi yönde mi? Olayı biraz daha abartarak şöyle de formüle edebiliriz: Eskiden, 19-20.yy’larda, 10.000 kişinin çalıştığı bir fabrikanın 2025 yılında  bir kaç işçiyle çalıştığını, geri kalan bütün işleri robotların yaptığını düşünürsek nasıl değerlendireceğiz bu gelişmeyi? Üretim toplumsallaşmakta mıdır, yoksa gittikçe bireyselleşmekte midir? Eğer “toplumsallaşmadan”, “yoğunlaşmadan” kasıt, üretimin  gittikçe artan sayılarda  işçiler tarafından yapılmasıysa, bu durumda üretim toplumsallaşmıyor, gittikçe bireyselleşiyor demektir! Ki bu da, üretici güçler geliştikçe kapitalizmin “temel çelişkisini” kendi kendine çözdüğünün ve kendini ölümsüzleştirdiğinin ispatı olurdu!!..

Kapitalizmin (onu modern komünal sınıfsız topluma götüren) temel çelişkisi, azami kâr yasasıyla üretici güçlerin gelişmesi arasındaki çelişkidir. Üretim araçlarının özel mülkiyetiyle üretimin toplumsal karakteri arasındaki çelişkiyi de bu esasa uygun olarak anlamak gerekir. Yani, üretici güçler geliştikçe, daha önce çok sayıda insanın yaptığı işi artık makinelerin, robotların yapar hale gelmesi,  üretim faaliyeti içindeki aktif durumda olan  insan sayısının azalıyor olması, üretimin toplumsal karakterinin azaldığı anlamına gelmez! Tam tersine, üretim faaliyetinin daha da toplumsallaştığının,  geliştiğinin bir göstergesidir bu!  Çünkü, üretici güçlerin gelişmesi demek, özünde insanın bilgi üretimi sürecinin  gelişmesi demektir. İnsanlar daha önce bizzat yaptıkları işi artık robotlara yaptırabiliyorlarsa, bu, toplumsal bilgi üretimi sürecinin bir sonucudur. Kısacası, üretimin toplumsallaşması demek, çok sayıda işçinin fabrikalarda biraraya gelmesi demek değildir.  Biraz daha açalım:

Kapitalist sistemin ve kapitalistlerin tek amacı daha çok kâr elde edebilmektir. Buna kapitalizmin azami kâr yasası diyoruz.  Ama bunun için de, rekabet mücadelesinde kapitalistlerin daima daha iyi kalitede ve daha ucuza mallar üretebilmeleri gerekmektedir. Çünkü, ancak bu durumdadır ki, rakiplerini geride bırakarak daha çok satabilirler, daha çok kâr elde edebilirler. Daha iyi kalitede ve daha ucuza mallar üretebilmenin yolu ise, son tahlilde, daha çok bilgiye sahip olabilmekten geçiyor, ve bu da  üretici güçlerin gelişmesi anlamına geliyor. Daha ileri makineler, robotlar, daha ileri teknoloji, bütün bunlar daha çok bilgi üretiminin sonuçlarıdır. İşte, azami kâr peşinde koşan kapitalistleri günün birinde artı değerden, dolayısıyla da azami kâr’dan mahrum bırakacak sürecin diyalektiği budur. Kendini inkâr sürecinin diyalektiği budur.

Şöyle ifade edelim:  Bilim ve teknik-üretici güçler- geliştikçe, adım adım, eskiden işçilerin yaptığı işleri  makineler-robotlar yapmaya başlarlar. Rekabet mücadelesinde daima daha iyi kalitede ve daha ucuza mallar üretebilmek için bu yola girmeye mecbur kalır burjuvazi.  Daha  az işçi,  daha çok robot! Gelişmenin doğrultusu budur. Bu nedenle, insanlığı modern komünal topluma götüren “üretim sürecinin  toplumsallaşması” olayı, işçi sayısının ne kadar fazla olduğuyla, “yoğunlaşmanın boyutlarıyla” ilgili bir olay değildir!  Tam tersine, bu, üretim faaliyetinin ne ölçüde  robotlar tarafından  yapıldığıyla, üretim süreci içinde kullanılan bilgi seviyesiyle  ilgili bir olaydır.

Modern komünal toplumda  insanlar  üretim sürecinin içinde sadece bilgiyle, beyin gücüyle yer alırlar. Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin ortadan kalkmasına gelince;  üretim faaliyeti işçiler yerine robotlar tarafından yapılır hale geldikçe, ortada artı değer elde edecek-sömürecek kimse kalmamaya başlar! İşte burjuvaziyi ve genel olarak özel mülkiyeti ortadan kaldıracak olan süreç budur.Eski işçilerin yan gelip yattığı bir ortamda (şaka tabi) üretim araçlarının özel mülkiyeti ne işine yarayacak ki işverenlerin!  Robotlarla birlikte eski işçilerini beslemek için mi çalışacak işverenler!!.

 

SINIF MÜCADELESİ NEDİR..

Peki ya sınıf mücadelesi? Sınıf mücadelesi, kapitalizmin  gelişme sürecinde iç dinamiği harekete geçiren, yeni, daha ileri-gelişmiş durumlara uygun yeni dengelerin kurulmasını sağlayan, bu sürecin sonunda da sistemin kendi diyalektik inkârını gerçekleştirerek modern komünal topluma geçişi-yani çocuğun doğuşunu-sağlayan  mekanizmadır.

Kapitalistler, “üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip oldukları için”, üretim faaliyetinin sonunda, toplumsal bir çabayla üretilmiş olan ürüne de tek başlarına sahip çıkarlar.  Bu yüzden de, azami kâr yasası işledikçe, kapitalistler daha da zenginleşir, daha üst yaşam seviyelerine çıkarlarken, işçiler, üretimin ilk başladığı durumlarında kalırlar. Aradaki denge-toplumsal uzlaşma (bu anlamdaki “karşıtlık”-partnerlik ilişkisi) bozulmuştur. Ama kapitalistler hiçbir zaman kendiliklerinden  tutup da “bak biz şu kadar kazandık, sizin ücretlerinizi de arttırıyoruz”  demezler işçilere! Azami kâr yasasına aykırı olurdu böyle birşey! İşte tam bu noktada başlıyor “zıtlık”-“çelişki” ve sınıf mücadelesi. Burjuvazi “ilk durumdan” daha ileri bir duruma yükselmiştir, ama işçiler halâ o “ilk durumdaki” konumlarını muhafaza etmektedirler. Yeni duruma uygun yeni bir dengenin kurulabilmesi için  arada mücadele başlar. Ve normal koşullarda, bir üst seviyede tekrar bir uzlaşma-denge sağlanır (tıpkı o bir üst kuantum seviyesine çıkan hidrojen atomunda olduğu gibi!..); sistem (kapitalist sistem), kendi içindeki evrim sürecinde bir basamağı daha geride bırakmış olur. Üretici güçlerin gelişmesine uygun olarak, bu basamaklar, aynı mekanizmanın çalışmasıyla adım adım çıkılır.

Eğer hiç sınıf mücadelesi olmasaydı (hiç zıtlık, çelişki olmasaydı), hiç ilerleme de olmazdı!. Bir an için düşününüz, işçilerin ağzı var dili yok! Yani hiç bir talepte bulunmuyorlar, ne ücretlerine zam istiyorlar, ne de daha iyi çalışma koşulları, demokratik haklar vs!.  Ne olurdu bu durumda? İşçilerin yaşam seviyeleri, satın alma güçleri aynı yerde kalırdı. Peki, hal böyle olunca, azami kâr yasası nasıl işleyecektir, pazarı nasıl genişletecektir burjuvalar, kime satacaklar mallarını? İşçilerin satın alma güçleri artacak ki burjuvazi de daha çok mal satabilsin onlara. Pazarın genişlemesi olayının mekanizması budur.Yani, sınıf mücadelesi, işçilerin ekonomik ve demokratik hakları için mücadele etmeleri, burjuvazi için de zorunludur! Hiç grev olmasaydı, bundan işçiler kadar işverenler de zarar görürdü! 

Şöyle özetleyelim:

           

1-Kapitalistler, daha çok kâr elde edebilmek amacıyla üretici güçleri geliştirmenin mekaniz-masını harekete geçirirler. 

2-Üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip oldukları için, ürüne  ve artı değere de sahip olan kapitalistler, zenginleşirler, bir üst seviyeye çıkarlar. Böylece,  eski dengeyi inkâr etmiş-bozmuş olurlar.

3-İşçiler de, üretilen yeni zenginlikten pay alarak, bir üst basamağa geçmek isterler.

4-Ama kapitalistler mevcut durumu temsil eden konumda oldukları için, buna yanaşmazlar. Sahip oldukları yeni zenginliği eski denge durumunun içinde muhafaza etmek isterler. 

5-Üretici güçlerin gelişmişlik seviyesine uygun bir üst basamağa geçilmesi için işçiler sınıf mücadelesine başlarlar.

6-Herkes gücünü burada, sınıf mücadelesi ortamında tartar. Ve eğer sistem bir üst basamağa geçiş için yeterli enerjiye sahipse, yeni bir toplumsal sözleşme yapılarak  bu geçiş gerçekleştirilir.

Dikkat edilirse, bu şekilde, sistemin evrimi (üretici güçlerin gelişmesi) sürecinde atılan her adımla birlikte, hem mevcut sistem-yani kapitalizm gelişmiş oluyor, hem de,  onun içinde, potansiyel anlamda,  onun diyalektik inkârı olarak yeni bir sistem-modern komünal toplum gelişiyor. Örneğin, robotların üretim sürecine katılması  oranı, bir yandan kapitalizmin içinde üretici güçlerin ne oranda geliştiğini gösterirken, diğer yandan da, modern komünal toplumun kapitalist toplumun ana rahminde ne oranda geliştiğini gösterir. 

Bütün bunları (bu diyalektiği), feodalizmden kapitalizme geçiş sürecinde de görmüştük. Feodalizmi kendi  inkârını yaratmaya götüren   süreç, feodallerin daha çok gelire sahip olmak, daha da güçlenmek için ticareti geliştirmek, yeni kentler kurmak yolunda gösterdikleri çabalardı. Bu çabalardır ki, kaçınılmaz olarak, üretici güçleri geliştiren de bunlar olmuştur. Burjuvazinin ve işçi sınıfının ortaya çıkışının, feodal sistemin kendini inkâr edişinin diyalektiği  bunu gerektiriyordu..

DEVAM EDECEK

 “ZITLIK”-“ÇELİŞKİ” NEDİR-“ZITLARIN BİRLİĞİ VE MÜCADELESİ” NEDİR?..

Daha önce şöyle demiştik:  “Herhangi bir sistemde, varlıkları birbirine bağlı olan  (yani her biri kendi varlığını yaratırken karşıtını ve bir bütün olarak sistemi de yaratan)  sistemin yapısal, fonksiyonel anlamda  iki temel karşıt kutbu olarak  A ve B arasındaki bütün ilişkiler iki karşıt  madde-enerji alanının-kuvvetin birliği zemininden doğarlar”. Bütün mesele bu cümleyi iyi kavrayabilmekte yatıyor! Evet, tekrar soralım,  ne demektir bu? Ortada, A ve B gibi,  birbirinden “bağımsız,  her biri “kendinde şey” “objektif-mutlak gerçeklik”  iki unsur var da,    biri o yana, diğeri bu yana çekerek “mücadele” halinde olan bu iki unsurun-kuvvetin “birliğinden”-biraradalığından mı- mi bahsedilmektedir burada?  Sistem gerçekliği “zıtların birliğidir” derken kastedilen bu mudur-A ile B arasındaki bu türden bir ilişki midir?

.

Facebook Yorumları

reklam
10.3.2018
„KADINA ŞİDDET ARTMIŞ“, PEKİ NEDEN?..
20.2.2018
DÜNDEN BUGÜNE ÇIKAN YOL VE SINIF MÜCADELELERİ...
23.1.2018
Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...
23.11.2017
NATO NEDİR… O BİR SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..
15.11.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET, YA DA YENİ SOL...
10.10.2017
BU DA BİR ETYEN ELEŞTİRİSİ...
8.10.2017
TOPLUMSAL “YORGUNLUK” ÜZERİNE!..
5.10.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE BAĞIMSIZLIK TALEPLERİ...
2.10.2017
20.YÜZYIL’DAKİ ANLAMLARIYLA “SAĞ”-“SOL”DİYE BİRŞEY KALMADI ARTIK!..
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
24.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
16.6.2017
CHP VE "KONTROLLÜ DARBE" ANLAYIŞI!..
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
12.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
19.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
12.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
26.7.2015
İŞTE BU!..
21.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
13.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
5.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
3.7.2015
Kimse kendini aldatmasin
29.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
25.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
14.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
9.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
5.6.2015
"Taraf olmayan bertaraf olur" mantığı nasıl bır mantıktır?
31.5.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
28.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
11.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
8.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
6.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
30.4.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin baraji aşmasini istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
21.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
14.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2014
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı