Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir


14.01.2015 - Bu Yazı 2341 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “ALLAH’IN TUZAĞI” (ENFAL.30) NEDİR, ALLAH NASIL TUZAK KURUYOR?

Sayın Erdoğan’ın son günlerde sık sık tekrarladığı bir söz var, “onların tuzağı varsa Allahın da bir tuzağı vardır”! Aynı deyiş TRT’de yayınlanan “Diriliş-Ertuğrul” dizisinde de tekrarlanınca bu konuyu mercek altına almaya karar verdim.

Ancak, bu yazı daha önce yayınlanan bir çalışmanın[1] içinde, onun bir bölümü olarak yer aldığı için, yazıyı okumaya başladıktan sonra eğer  “sistem”, “AB sistemi”, “sıfır noktası” vb.gibi bazı kavramları anlamakta  zorluk çekerseniz hemen aşağıda linkini verdiğim çalışmaya dönerek oradan tamamlayıcı bilgileri alabilirsiniz.

İsterseniz önce Enfal Suresi’ni ve bu konuya ilişkin diğer Sureleri bir görelim. Alıntılar internetten-Diyanet’in çevirisinden :

“Ve o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Ama onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) en hayırlısıdır”. (Enfal Suresi, 30)

„Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır“. (Ali İmran Suresi, 54)

„Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah Katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır“. (İbrahim Suresi, 46)

„Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk“. (Neml Suresi, 50)

Sistem gerçekliğinin esasları[2]..

Bu evrende yer alan bütün nesneler-varlıklar- bir sistem olarak ele alındıkları zaman, bunları, kendi içlerinde A ve B gibi iki temel fonksiyonel parçadan oluşan bir bütün-bir informasyon işleme sistemi- olarak düşünebiliriz. Her durumda, sistemin dominant (egemen, belirleyici) kutbu olan A, dışardan gelen etkiyi-informasyonu- sistemin içinde A ve B arasındaki ilişkilerle kayıt altında tutulan bilgiyle değerlendirip işleyerek buna karşı sistemin vereceği cevaba ilişkin bir reaksiyon modeli oluştururken, B de, A’nın hazırlayıp kendisine ilettiği bu reaksiyon modelini  gerçekleştiren sistemin „motor“ unsuru olarak bir işleve sahip olur. (Buradaki A ve B rasgele seçilen sembollerdir)..

Her durumda (bütün sistemlerde, A ve B arasındaki ilişkilerin, etkileşmelerin belirli bir andaki denge haline bir “durum” diyoruz) AB sisteminin dominant kutbu olan A, mevcut durumu-statükoyu- temsil eden unsur olduğu için, sistem dışardan gelen etkiyi-informasyonu değerlendirip işleyerek bir üst seviyeye çıkmaya çalışırken o (yani A) buna engel olmaya çalışır.

Bunun nedenini daha önce şöyle açıklamıştık[3]:

Bir AB sisteminde dışardan gelen hammaddeyi A’nın hazırladığı üretim planınına göre işleyerek onu bir ürün haline getirmeye çalışan B -sistemin motor unsuru-, bu işi yaparken, ürünün oluşmasında doğurgan bir anne-ana rahmi- rolünü de oynamış olacağı için, her ürün (çıktı-output), son tahlilde, babasının A, annesinin B olduğu bir çocuk-bir sentez olarak ortaya çıkar!

Bir fabrikada çalışan işçileri düşününüz: Burada işçiler, işveren ve onun görevlendirdiği kişiler-mühendisler vs.-tarafından hazırlanan üretim planını hayata geçiren sistemin motor güç unsurlarıdır. Aynen tek bir hücrenin içinde yer alan o işçi proteinler gibi, onlar da ellerindeki üretim planına göre hammaddeyi işleyerek onu ürün haline getirmeye çalışırlar! Ama hepsi bu kadar değil; onlar-yani işçiler- süreç içinde ürünle bütünleştikleri için, yaratırken kendilerini de yeniden üretmiş-yaratmış olurlar. Ürün onlar için sanki ana rahminde büyüttükleri-oluşturdukları kendi çocukları haline gelir. Ve bu şekilde, üretim sürecinin her adımında, aslında sistemin kollektif ürünü olan o çocuk işçilerin ana rahminde biraz daha büyür-gelişir. Ve sonuçta onlar, tıpkı bir anneyle çocuğu arasındaki ilişki gibi biribirleriyle bütünleşmiş olarak her seferinde yeniden doğarlar. Yani, üretim faaliyeti sona eripte ürün ortaya çıktığı an, işçiler de onunla birlikte aynı “duruma” çıkmış-ürünle birlikte onlar da kendilerini üretmiş olurlar!.

Ama, üretim planını hazırlayan-hazırlatan- sistemin dominant kutbu (A) için durum böyle değildir!. O, mevcut sistemin temsilcisi olarak varlığını ürettiğinden, sonuçta elde edilen ürüne de varolan sistemin içinde sahip çıkmak ister. Yani o, kendi varoluş fonksiyonu -koşulu- gereği ürünle birlikte bir üst denge durumuna çıkıldığını göremez-kabul edemez. Kendi ataleti -varoluş koşulları- mevcut durumu koruma görevi buna engel olur. Motor gücün ürünle birlikte, onu yaratırken kendiliğinden bir üst denge durumuna çıkma yeteneği onda yoktur.

İşte bu yüzdendir ki, üretim süreci mevcut denge halinin inkârı süreci olduğu kadar, aynı zamanda, ürünün oluşmasına paralel olarak, yeni bir denge durumunun eskinin içinde oluşması sürecidir de.

Peki “tuzak” neresinde bunun?

Dikkat ederseniz aslında A, yani sistemin dominant unsuru açıyor inkârın (kendi kendine kurduğu tuzağın!!) kapısını! Çünkü, sisteme dışardan gelen madde-enerjiyi-informasyonu sistem adına içeriye buyur eden (alan) o! Sistemin sahip olduğu bilgiyi kullanarak onu değerlendiren ve bir üretim modelini (hammaddenin nasıl işleneceğini) hazırlayarak gerçekleştirmesi için bunu sistemin motor gücüne ileten de o (alın işte size, A ‘nın kendi kendine kurduğu tuzağın nasıl organize olduğunu!!).. B, yani motor unsur ise sadece bu üretim planını gerçekleştiriyor o kadar (yani, B ‘nin yaptığı, sadece, A ‘nın, üretim faaliyetini başlatarak kendi kendine kurduğu tuzağın ipini çekerek onu hayata geçirmek oluyor!!). Yani, A, önce kendini asacak ipi B’ye ürettiriyor(!);bu şekilde kendi kendine tuzağı gene kendisi kuruyor; sonra B’de bu ipi cekerek onun başlattığı inkâr sürecini gerçekleştiriyor!. Ama tabi, “ava giden avlanır” hesabı, bunu yaparken o, yani B, kaçınılmaz bir şekilde, kendini de inkâr etmiş olacağı için, bu anlamda, ürünü yaratmakla aslında A ve B elbirliğiyle kendi kurdukları tuzağa(!!) yakalanarak ortaya çıkan ürünün-sentezin varlığında yok olmaktadırlar!.Ne güzel değil mi!! „Allah’ın tuzağı“ denilen olay evrensel varoluşun bu amansız diyalektiğidir işte!. Yoksa Allah öyle bir fareyi yakalar gibi falan tuzak kurmuyor!! Olayı bu şekilde anlamak onu-Allah’ı kendi nefsinle kıyaslamaktır!..

O halde, diyalektik anlamda kendini “inkâr” süreci, “ava giden avlanır” misali kendi elinle kendine karşı gönüllü olarak kurduğun bir “tuzak” oyunundan başka birşey değildir!!. Öyle amansız bir “tuzak”ki bu, hiçbir zaman ne onun bir tuzak olduğunu anlayabiliyorsun, ne de ondan kaçıp kurtulmak mümkün; çünkü, bu senin varoluş sürecin, ve de sen mecbursun buna!

Ama A bunu kabul etmek istemez tabi; çünkü varolan “düzen” onun egemenliğine dayanan bir düzendir ve de o memnundur bundan! İşte A ile B arasındaki “zıtlığın”-“çelişkinin” kaynağı  tam bu noktada ortaya çıkıyor. B, kolayca, ürünle birlikte kendini de yeniden üreterek onunla aynı “duruma” ulaştığı halde (B’ durumuna geçtiği halde), A, A’ haline gelmeyi, B’ ile yeni bir A’B’ ilişkisi içinde kendini yeniden üretmeyi kabul edemiyor!.

İşte bu süreç (yani kendi kendini üretim süreci) daha AB sisteminin o ilk oluşma “anından” itibaren başlayan bir süreç olduğu içindir ki, AB’nin, ilk oluştuğu (varolduğu) andan itibaren, kendi içinde kendi zıttını (A’B’ olarak kendi inkarını) barındırarak varolduğunu söyleriz. “Sistem gerçekliği zıtların birliği ve mücadelesinden ibarettir” sözünün anlamı buradan gelir. Buradaki „birlikten“ ve „mücadeleden“ kasıt, her AB sisteminin, her an, kendi içinde bir A’B’ ile birlikte-ve onunla mücadele halinde varolmasıdır.

Ancak, her durumda, AB’yi A temsil ettiğinden, A’B’ de B nin ana rahminde geliştiğinden sürece mekanik olarak bakınca-görünüşe bakınca-bütün olup bitenler sanki A ile B arasındaki ilişkiye indirgenir ve denilir ki; her durumda A, mevcut sistemi temsil ederken, B de onun zıttı olarak onun “diyalektik devamı” olan başka bir sistemi temsil etmektedir!!. Sistem-üretici güçler geliştikçe, yeniyi temsil eden B, A ‘yı ve onun temsil ettiği sistemi yok ederek onu yerine kendisinin temsil ettiği sistemi egemen kılacaktır!!.

ŞU “TUZAK” MESELESİNDE HALÂ ANLAŞILMAYAN BİR YAN VAR MI?

Birinci “tuzak” (Enfal 30 Suresinde bahsi geçen, “düşmanların” kurduğu kaba tuzak) mevcut durumu muhafaza etmek isteyen A ile B arasındaki mücadeleye ilişkindir (bunun adı sınıf mücadelesidir); bu açık sanırım!. Bu durumda, varolan statükoyu-denge halini-muhafaza etmek isteyen A, elindeki bütün olanakları kullanarak B ‘yi bu işten vazgeçirmeye-onu engellemeye- çalışır. Ona bildiğimiz tuzaklardan kurar, onu teslim almaya, onun içindeki-mücadeleyi sürdürmek isteyen unsurları yok etmeye çalışır!..

Peki buna karşılık B ne yapar? O da tabi etkiye karşı tepki-ya da reaksiyon-mantığıyla elindeki olanakları kullanarak mücadele eder..

Ama bütün bunların yanı sıra-bu arada- bir de “Allah’ın tuzağı” sözkonusudur!..

A ile B arasındaki “mücadele” devam ederken henüz daha ana rahminde olduğu için ortalıkta görülmeyen o ürünün -sentezin- yeni denge durumunun- sistem merkezini temsil eden sıfır noktasıdır ki, Allah’ın tuzağını temsil eden potansiyel “güç” olarak A ile B arasındaki mücadeleye etkide bulunan -Allah’ın görünmeyen eli rolünü oynayan- da odur işte!.

Peki, neden tuzak? Buradaki “tuzak”ın anlamı nedir?

A, daha fazla ürüne el koymak için üretim sürecini harekete geçirdikçe, hiç farkında olmadan-istemeden- diyalektik anlamda kendi sonunu da hazırlamış olmuyor mu; bu durumda, üretici güçleri geliştirme yönünde atılan her adımla birlikte ana karnındaki o bebek de büyüyecek ve sonunda -doğumla birlikte- A ‘nın egemen olduğu düzenin yanı sıra bir başka düzen daha ortaya çıkmış olacaktır. Ki bu da A ‘nın sonu demektir!..

Lenin bu diyalektiği, işçi sınıfı ideolojisi açısından ele alarak  “burjuvazi, kendini asacak olan ipi fabrikada işçilere gene kendisi ürettirir” şeklinde yorumluyordu! O tabi, bu arada -üretici güçler geliştikçe- işçi sınıfının kendisinin de kendi varlığında yok olma sürecinde olduğunu göremiyordu!.. Burjuvaların yok olduğu bir dünyada işçi sınıfının-en azından bir süre daha- halâ var olmaya devam edeceğini düşünüyordu!! Bilgi toplumunun, yada modern sınıfsız toplumun kapitalizmin bağrında geliştiğini, onun, burjuvazinin ve işçi sınıfının kendi varlıklarında yok olarak  birlikte yaratmakta oldukları ana rahmindeki o bebek olduğunu göremiyordu!..

İşte, Enfal 30 Suresi’nde geçen „tuzağın“ anlamı budur.. A, hiç farkında olmadan-istemeden- üretim faaliyeti içindeki rolüne bağlı olarak Allah’ın eliyle kendi tuzağının da kurucusu olmuş olur! B’de tabi daha sonra bu oyuna iştirak ederek, A’nın kurduğu tuzağın ipini çekerken  kendi ipini de çeker...”Oyun” biter, o ilahi tiyatroda perde kapanır!. Tabi A ve B için..Şimdi oyunun ikinci sahnesinde AB vardır artık sahnede!!..

İşte, İbrahim ve Neml Surelerinde bahsi geçen, „varolan düzene karşı Allah katında oluşan düzenin“ anlamı da buradan gelir... “Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah Katında onlara hazırlanmış düzen (bir karşılık) vardır“. (İbrahim Suresi, 46).  „Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk“. (Neml Suresi, 50)

Ancak, burada dikkat edilmesi gereken bir nokta daha var:

Evet, son tahlilde, süreç kendini inkâr yönünde geliştiği için, varolanı muhafaza amacıyla yürütülen bütün o mücadelelere-kurulan kaba tuzaklara- rağmen sürecin nereye varacağı daha işin başında bellidir!. Yani, sonunda “Allah’ın tuzağı” galip gelecek, eskiden beri varolan kendi içinden bir “yeniyi” çıkaracaktır!. Ancak bu, B ‘nin “nasıl olsa “Allah benim yanımdadır, “zalimlerin tuzağı varsa Allah’ın da bir tuzağı vardır” diyerek, kendi temsil ettiği gücün sınırlarını hesap etmeden, sadece “Allah’a güvenip”  “Allah Allah” diyerek ortaya atılmasını haklı kılmaz!!. Çünkü, bir ileri düzene geçişi temsil eden gerçek “güç” B’nin kendi nefsinden dolayı değil, onun kendi içindeki (“bir ben vardır bende benden içeri”) o öteki “ben”den dolayıdır. Ki bu da, bebeğin her aşamada ana rahminde ne oranda doğuma hazır hale gelmiş olmasıyla ilgilidir. Çünkü, Hak’kın gücü her aşamada onun gücüyle kendini hissettirir!..


[1]http://www.aktolga.de/m37.pdf

[2]http://www.aktolga.de/t4.pdf

[3](a.g.e)

 

.

Facebook Yorumları

reklam
9.5.2018
NEREDE BULUNUYORUZ, BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?..
2.5.2018
GÖZDEN KAÇMAMASI GEREKEN İKİ ÖNEMLİ HABER…
10.3.2018
„KADINA ŞİDDET ARTMIŞ“, PEKİ NEDEN?..
20.2.2018
DÜNDEN BUGÜNE ÇIKAN YOL VE SINIF MÜCADELELERİ...
23.1.2018
Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...
23.11.2017
NATO NEDİR… O BİR SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..
15.11.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET, YA DA YENİ SOL...
10.10.2017
BU DA BİR ETYEN ELEŞTİRİSİ...
8.10.2017
TOPLUMSAL “YORGUNLUK” ÜZERİNE!..
5.10.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE BAĞIMSIZLIK TALEPLERİ...
2.10.2017
20.YÜZYIL’DAKİ ANLAMLARIYLA “SAĞ”-“SOL”DİYE BİRŞEY KALMADI ARTIK!..
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
24.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
16.6.2017
CHP VE "KONTROLLÜ DARBE" ANLAYIŞI!..
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
12.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
19.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
12.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
26.7.2015
İŞTE BU!..
21.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
13.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
5.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
3.7.2015
Kimse kendini aldatmasin
29.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
25.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
14.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
9.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
5.6.2015
"Taraf olmayan bertaraf olur" mantığı nasıl bır mantıktır?
31.5.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
28.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
11.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
8.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
6.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
30.4.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin baraji aşmasini istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
21.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
14.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2014
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı