Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..


15.7.2017 - Bu Yazı 513 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Diyorlar ki, “15 Temmuz günü darbe olacağını o binbaşı ihbar etmişti, yani darbe  biliniyordu, ama önlenmedi”!  NEDEN?.. Devam ediliyor, “çünkü, bu  kontrollü bir  darbe idi”!?..

Önce 27 Mayıs’tan başlayalım...

Evet, 15 Temmuz’da olduğu gibi  27 Mayıs’ta  da darbe ihbar edilmişti, bu doğru... Ne oldu peki sonra? Neden  engellenmedi-ya da engellenemedi darbe? Yoksa bu da mı “kontrollü bir darbe” idi!?  Hadi, 15 Temmuz’un 250 şehidini, 2000’in üzerindeki yaralısını-Erdoğan’ın kıl payı ölümden kurtulmasını- bir yana bırakalım, Menderes de yalancıktan mı astırmıştı kendisini!?..

ANADOLU BURJUVAZİSİNİN DİYALEKTİĞİ…

“Nazlı Ilıcak, 27 Mayıs Yargılanıyor”[1]adlı kitabında   zamanın DP Milletvekili Sezai Akdağ’a soruyor:

“Hükümete karşı silahlı bir hareketin olacağını 27 Mayıs’tan önce sezdiniz mi?”

Cevap şöyle: “Sezmek değil, yüzde seksen teferruatıyla 1958 yılı ocak ayının ilk haftası İzmir’de öğrendim...

Halen İzmir’de olup AP teşkilatında  bulunan Karşıyakalı Behiç Barhan, İzmir’de o zaman sahibi olduğum gündelik gazeteme telefon ederek benimle gece yarısı Denizbostanlısı’nda ışıkları söndürülmüş bir arabanın içerisinde müşterek bir arkadaşımızla görüşmeye geleceğini, konunun çok üzücü olduğunu ve sadece bana itimat ettiklerini, kimseye haber vermememi söyledi. Bilahare AP İzmir Milletvekili seçilen Fazlı Arınç’ın 1952 Model Chevrolet otomobilini alarak Denizbostanlısı’ndaki randevu yerine gittim. Behiç Barhan ile Tarık Halulu geldiler. Halulu Akis’in yazı işleri müdürüydü. Bana birtakım dosyalardan bahsedip bazı kağıtlar göstererek şubat ayında bir askeri darbenin hazırlandığını bazı isimler de vererek izahla, benim aracılığımla rahmetli Menderes’le görüşmek istedi. Bana o zaman verilen isimler arasında Faruk Güventürk, Sıtkı Ulay, Orhan Erkanlı, Ahmet Yıldız, Talat Aydemir, Sami Küçük, Cemal Gürsel, İnönü, Sıddık Sami Onar, Münci Kapani, Metin Toker ile bazı komünist olarak tanınan gazeteciler ve CHP’liler vardı..

Ankara’da rahmetli Menderes’le görüştüm. Çeşitli dosyalar ve ihtilal grupları ve bu gruplara dahil isimlerden bahsettim, çok ilgilendi. Üç gün sonra tekrar rahmetliyi gördüm. Bu sefer bana,“verdiğin isimleri el altından soruşturdum, hepsi de mert ve güvenilir kimselermiş...Türk Ordusu yeniçeri ordusu değildir. İşte çalışıyoruz. Gecemiz gündüzümüz yok. Memleketi nasıl aldık ne hale getirdik. Bunları en az vicdan sahibi bir insan bile idrak ederken anayasaya bağlı, Atatürk’ün kurduğu Türk Ordusu mu meşru bir hükümete isyan edecek?”

diye cevap verince ben, beyefendi, bir milletvekili olarak ben size duyduklarımı ve gördüklerimi intikal ettiriyorum. Hükümet başkanı sizsiniz, değerlendirmesini ben yapamam dedim. Beni öptü, “heyecanlı olduğunu, mertliğini bilirim ama bu kadar da vesveseli olacağını düşünemezdim” dedi”[2]

(Bakın, sadece bu cevap-Menderes’in cevabı- bile çok şey anlatıyor aslında! Anadolu burjuvazisinin  tarihsizliğini-hafıza kaybınıgözler önüne seriyorBence Devletin en büyük başarısı   bu (dikkat edin buradaki Devlet’i büyük harfle yazıyorum!). Yani Devlet, kültür ihtilali politikasıyla  sadece devşirme bir nesil yetiştirmekle kalmıyor, o, ana rahminde olgunlaşmaya çalışan sivil toplumu da biçimlendiriyor, onun da hafızasız bir şekilde sakat doğmasına neden oluyor! (aynen Menderes’in bugünkü takipçileri gibi! Onlar da gene “ecdadımız” falan diyerek tarih boyunca kendilerine kök söktürenleri, onların uzantılarını göremiyorlar-göremediler!!) Dünyanın başka yerlerinde kapitalizm-burjuvazi önce kendi aydınlarınıyetiştirerek  mücadele içinde adım adım doğarken, bizde tersi oluyor! Önce,bilinçsiz bir şekilde, bebek doğmaya başlıyor; bilinç faktörünü temsil eden aydınların  ortaya çıkışı daha sonra geliyor-gelecek!!..)

Ya peki Samet Kuşçu olayına ne demeli?..

Bu da ikinci bir ihbar olayı!..

Adam darbeyi ihbar ediyor, isimleri sayıyor tek tek! Ama sonra  ne oluyor biliyor musunuz? Darbecilerden birinin yaptığı yargılama sonucunda ihbar edilenlerin hepsi beraat ederken ihbarı yapan Kuşçu mahkum ediliyor! Hükümet de bu arada ağzını açıpta hiçbirşey söylemiyor, kurbanlık koyun gibi kendini darbecilerin insafına bırakıyor!.. (Alın işte size darbenin katmerli “kontrollüsü”!!.. Gerçekten de bu Menderes kendini bile bile astırmış!..)

Diğerleri bir yana,  Menderes’in kendisi inanmıyor bir kere öyle darbe falan olabileceğine! “Türk Ordusu böyle şey yapmaz” diyor, başka birşey demiyor!.. Sürecin altında yatan “Devletin asıl sahipleri” olayını göremiyor...

Kendisi bir “Vatan Cephesi” kurmayı düşünebiliyor, ama karşısındaki cephenin ne olduğunu, kimlerden oluştuğunu, bu işin tarihi köklerinini  bir türlü kavrayamıyor!.. Bu mücadelenin, “batılılaşıp merkezileşerek Devleti kurtarmak” adına  “modern bir ordu” kurarak yola koyulan, bir kültür ihtilali sürecini başlatan, Müslüman mahalli liderleri yok ederek protokapitalist ademi merkeziyetçi bir gelişmenin önünü kesen ta o II.Mahmut’tan itibaren başladığını; daha sonra gelen  İttihatçıların, Kemalistlerin falan da hep bu sürecin devamı-uzantıları olduklarını  düşünemiyor! Çünkü, toplumsal hafıza diye birşey bırakmamışlar Anadolu sivil toplumunda!..

Hafızada yer alan tek şey var  Devlet-“Devletimiz”!  Bu nedenle,  hiç toz kondurulmuyor o “kutsal” Devlete! Hem o “Devlet’in” darbesini yiyor, hem de halâ onu tanıyamıyor  ve halâ onu kendi tarafına çekebileceğini düşünüyor! Karşısındaki rakibin-darbecilerin- üniforma giymiş üç beş Devlet memuru-börokrat olmadığını, mezar kaçkını o antika Devletin-Osmanlı Devleti’nin- bizzat kendisi olduğunu, diğerlerinin ise, güçlerini bu gelenekten aldıklarını  anlayamıyor! Fukara, idam sehbasına çıktığında bile göremiyor  o canavarın gerçek yüzünü! Bilmiyorum ne denir buna, bazıları “Stockholm Sendromu”  falan derken sadece alevileri işaret ediyorlar bu canavarın kurbanı olarak,  ama  bence  bu mesele daha da karmaşık Türkiye’de!.. 

Hadi bütün bunları da  bir yana bırakalım, darbe olmuş bitmiş, kendilerini “Devletin asıl sahibi” olarak gören dönemin-27 Mayıs’ın- o “devrimcileri” halkın oylarıyla seçilmiş milletvekillerini Yassıada’da toplamışlar,  vatana ihanet suçuyla da idamla yargılıyorlar. Bu durumda bile, gene başta Menderes olmak üzere bütün o DP’liler orduya-darbecilere karşı son derece nazikler-saygılılar! Hadi bu da bir yana, idam sehbasında bile bu inancı sarsılmıyor Menderes’in! Gelin de çıkın şimdi işin içinden!..

Bir 15 Temmuz günü  Erdoğan’a, onun duruşuna bakın, bir de Menderes’inkine (doğruya doğru... Erdoğan’ın hataları bu gerçeği görmemizi engellememeli). Bu arada Demirel’i, Özal’ı falan da getirin gözünüzün önüne!.. Sadece bu tablo bile Türkiye’nin nerelerden nereye geldiğini göstermeye yeter! Bütün mesele üretici güçlerin gelişme seviyesiyle ilgili. Menderes ve DP bu işin öncüleri idi...O zaman bu kadar olabiliyordu, niyesi nedeni yok bu işin...

Şunu unutmayalım ki, tarihi yapanlar öyle tek tek insanlar falan  değil!..

Toplum adı verilen sistemler var ortada. Tarih, karşılıklı etkileşim  halinde olan bu sistemlerin evrimi süreci oluyor. Evrimden kastedilen de üretici güçlerin gelişmesi olayı... Bu nedenle, kişiler söz konusu olduğu zaman,  daima, yapana değil, onlara o görevleri  yaptıran  süreçlere bakmak lazım. Öyle ki,  kişiler  belirli bir süreç içinde önlerine konan görevleri yaparken bile bazan o an ne yaptıklarının tam olarak farkında olmayabiliyorlar!.. Her durumda, kişiler açısından   belirleyici olan objektif  temsil olayıdır. İnsanlar, her anın gerçekliği içinde belirli toplumsal kimliklerin temsilcisi sıfatıyla sahneye çıkıyorlar ve bir rol oynuyorlar. Evet,  belirli bir anda kişilerin temsil ettiği toplumsal  kimlikler öyle rasgele ortaya çıkan şeyler değil. Ama işte, madde ile bilinç arasındaki ilişki burada da kendini gösteriyor. Bilinç burada da daima sonradan-geriden geliyor.  Önce  varoluyorsun. Bilinçdışı duygusal bir kimlik eşlik ediyor buna. Bilişsel kimlik ise sonradan oluşuyor...

Osmanlı üzerine çok yazdım.  Bir aşiret toplumunun  fetih yoluyla yukardan aşağıya doğru adeta taşlaşarak  Devletleşmesiyle oluşmuş  bir sistem bu. Burada Sultan kendini halâ ilkel komünal toplumda sistem merkezinde oturduğu düşünülen “Tanrı’nın temsilcisi” olarak görüyor! Evet, köprülerin altından çok sular akmış, komün diye birşey kalmamış artık ortada! Sınıflı bir toplum olarak tipik bir İbni Haldun Devleti çıkmış ortaya, ama, üretim ilişkileri değişmediği için sistemin toplumsal DNA’larında (kültüründe)  niteliksel bir değişim olmamış. Bu yüzden de tepedeki Sultanın etrafında oluşan  yönetici Devlet sınıfının (sistemin “çobanlarının”)  en alttaki  “yönetilenleri” (“sürüyü”)  güttüğü  (“çoban-sürü” ilişkisi) bir yapı var halâ ortada. Ve böyle bir yapı içinde “çoban”,   kendini, “sürüyü”  korumakla görevli görüyor halâ.  Onun gözünde yapısal değişim içinde ortaya çıkan diğer unsurlar  hep varolan sisteme musallat olan parazitler, “sürüye” göz koyan kurtlar bunlar!

Ama işin ilginç yanı ne biliyor musunuz? “Çobanla-sürü” arasındaki  ilişki tek yanlı değil! O “sürü”  de  kendini çobanına bağımlı hissediyor! Onlar da “Allah Devletimizi başımızdan eksik etmesin” diye bakıyorlar olaya!..

İşte bizde, kapitalizme doğru evrilecek olan sivil toplum potansiyeli-muhalefeti (Anadolu kapitalizmi) böyle bir yapının içinden  çıkıp geliyor. Kolay bir iş değil bu. 16.yy’ın ortalarından itibaren değişmeye başlayan bir yapıda  ayrık otu gibi sürekli yolunmuş, ezilmiş bir sivil toplum muhalefetini düşünün!  “Müsadere” adı altındaki o servete el koymaları falan düşünün!.. Bütün bunların normal sayıldığı, bütün olup bitenlerin “Tanrısal bir gücün” takdiri olarak görüldüğü bir ortamı düşünün... İşte böyle bir  ortamın-yapının  içinde oluşuyor  sivil toplum bilinci de!

İsyanların bile altında gene aynı kabul var! Alın o Celali İsyanlarını falan, bunların hiçbiri “Tanrı’nın temsilcisi Sultana” karşı değil!  Sened’i İttifak’ı imzalayan o ayanların bile akıllarında başka bir sistem kurmak  yok!..

Sonra? Sonrası belli! “Batılılaşma” adı altında  yürütülen merkezileşme süreciyle birlikte  yönetici sınıf artık  sivil toplum muhalefetinin görevini de kendisi üstlenerek, kendisini değişimin dinamiği olarak  kabul ettiriyor ve “ilerici Devlet” geleneğinin-anlayışının yolunu açıyor!! Öyle ki, bundan sonra artık herşey varolan  Devletin-Devlet anlayışının- içinde cereyen edecektir! Varolan sistemin muhafaza edilmesini savunan da o,  onu modernleştirerek değiştirmek isteyen de! Böylesine bir kısır döngü içine giriyor toplumsal diyalektik. Bir yanda  “batılılaşmacı-modernleşmeci Devletçiler”, diğer yanda ise eskiyi muhafaza etmekle işlerin düzeleceğini  düşünenler! Birinciler, Jöntürklerden İttihatçılara ve Kemalistlere uzanan yolun yolcuları olarak sahnede rol alırlarken, diğerleri de, “İslamcılığa” sarıldığı ve birincilere karşı olduğu için Abdülhamid’i bayrak ediniyorlar! Böylece, birinciler “sol” olurken,  diğerleri de “sağ” olmuş, sağı-“muhafazakarlığı” temsil etmiş oluyorlar!! Bu arada aynı Devletin “sağ” ve “sol” elleriyle sahnede olduğunu kimse farketmiyor!.. Farketmiyor, çünkü her iki kanat da kendisini onun temsilcisi olarak görüyor!..

İşte Türkiye’ye miras kalan fikri yapı budur. Arap saçına dönmüş bir duygusallığın tahakkümü altında şekillenen çarpık bir  bilişsellik! Toplumsal hafıza falan kalır mı böyle bir karambolun içinde! Yüzlerce yıla yayılmış bir dejenerasyonla karışık kendine özgü bir evrim olayı bu.

İşte, Menderes olayını değerlendirirken sistemin bu arka planına bakmak gerekiyor. Adam mevcut sistemin içinden onun muhalifi olarak çıkıp geliyor. Devletçiliğin yerine pazara dayalı rekabetçi bir kapitalizmi savunuyor. Fakat bütün bunların ne anlama geldiğinden, yani davanın özünün aslında o Devleti-Devletçi yapıyı değiştirme davası olduğundan haberi yok!..

Gelelim şimdi 15 Temmuz’a:

Mantık gene aynı mantıktır! Nasıl ki Menderes Devlet olayını kavrayamadığı için “Türk Ordusu yeniçeri ordusu değildir” diyerek  darbe ihbarını ciddiye almadıysa, şimdikiler de benzer bir mantıkla-  “onlar da Müslüman biz de Müslümanız,  Müslümandan zarar gelmez” mantığıyla-  senelerce o FETÖ’cüleri tehlike olarak görmediler!  Devlet olayını kavrayamadıkları için bunların da (tıpkı İttihatçılar gibi) Devletin içinde “paralel bir Devlet” olduklarını görmek istemediler. Gözlerindeki Devletçi ideolojik gözlük bunları  bir tehlike olarak göstermedi onlara!.. Olayın özü budur...

İşte “Devlet”, işte “paralel Devlet”, işte “sivil toplum”, ve işte Yeni Türkiye! Aşağıdaki şekil bütün bunların hepsini bir arada gösteriyor. Bir tür siyasi pusula gibi!.. Kim nerede duruyor, piyasadaki aktörleri  yerine oturtarak burada açıkça görebilirsiniz!.. Tabi bu arada siz kendinizi de bulacaksınız bu şekilde!.. Nerede durduğunuzu belirleyin yeter!..

 

15 Temmuz’da “Darbenin olacağı biliniyormuş da önlenmemiş”!! Bu nasıl bir mantıktır, nasıl bir Erdoğan düşmanlığıdır bu Allah aşkına!.. Adam kendisinin ve ailesinin hayatını zor kurtarmış, bu arada yüzlerce insan ölmüş, yaralanmış, ülkenin parlamentosu bombalanmış; yani bunlar hep olacağı önceden bilinen ama önlenmeyen şeyler mi idi? Hani denilse ki, “Kanun Hükmünde Kararnameler yanlış kullanılıyor, önüne gelen FETÖ’cü olarak suçlanarak  bütün muhalefet yıldırılmaya çalışılıyor”... buna tamam, bunun anlaşılabilir bir yanı var. Ama öyle değil ki, yani darbenin kontrolsüz olması için  illa  Erdoğan’ın da Menderes gibi asılması mı gerekiyordu? İş buraya varıyor! Böyle muhalefet olur mu? Devleti ele geçirdiğini sananlar  fırsat bu fırsattır diyerek bastırırken, “Devletin eski sahipleri” de olayı bambaşka yerlere götürmeye çalışıyorlar. Bu kafa yapısıyla nereye gidilebilir?.. Muhalefetiyle iktidarıyla  olayı mevcut sistemin içine -Devlet anlayışının içine- hapsederek kavramaya çalıştığımız sürece bir yere varamayız...

15 Temmuz 2016’ya dönüp baktığımız zaman görünen en açık şey halkımızın kahramanca darbeye dur deyişidir. Bu açıdan 15 Temmuz gerçekten bir milattır tarihimizde... Önce herkes bunu bir içine sindirsin. Olayın tartışması bu zemin üzerinde yapılırsa bir yere varılabilir...  



[1]„27 Mayıs Yargılanıyor“, Nazlı Ilıcak, D.E Yay.1975

[2] a.g.e, s.456

.

Facebook Yorumları

reklam
10.3.2018
„KADINA ŞİDDET ARTMIŞ“, PEKİ NEDEN?..
20.2.2018
DÜNDEN BUGÜNE ÇIKAN YOL VE SINIF MÜCADELELERİ...
23.1.2018
Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...
23.11.2017
NATO NEDİR… O BİR SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..
15.11.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET, YA DA YENİ SOL...
10.10.2017
BU DA BİR ETYEN ELEŞTİRİSİ...
8.10.2017
TOPLUMSAL “YORGUNLUK” ÜZERİNE!..
5.10.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE BAĞIMSIZLIK TALEPLERİ...
2.10.2017
20.YÜZYIL’DAKİ ANLAMLARIYLA “SAĞ”-“SOL”DİYE BİRŞEY KALMADI ARTIK!..
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
24.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
16.6.2017
CHP VE "KONTROLLÜ DARBE" ANLAYIŞI!..
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
12.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
19.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
12.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
26.7.2015
İŞTE BU!..
21.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
13.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
5.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
3.7.2015
Kimse kendini aldatmasin
29.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
25.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
14.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
9.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
5.6.2015
"Taraf olmayan bertaraf olur" mantığı nasıl bır mantıktır?
31.5.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
28.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
11.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
8.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
6.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
30.4.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin baraji aşmasini istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
21.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
14.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2014
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı