Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?


30.05.2020 - Bu Yazı 197 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Dünya yirminci yüzyılın en etkili bulaşıcı hastalıklarından biriyle mücadele ederken, Türkiye bir kez daha farkını ortaya koyup seçim ve partiler kanununda değişiklik tartışmalarına başladı!

Gerçi Allah için, bu kez bazı batı demokrasileri de bizi aratmayacak performans sergiliyor! Örneğin ABD başkanı bir süredir aklını sosyal medyayla bozmuş durumda. Demokrat Parti döneminin sloganlarından biriydi malum, Türkiye’nin ‘küçük Amerika’ olacağı hayali. Görünen o ki, ABD başkanı ‘büyük Türkiye’ olma hevesine kapıldı!

Trump başaramayacak tabii. Ne kadar sorunlu olursa olsun ABD’de, hem başta ifade özgürlüğüne duyulan saygı olmak üzere yerleşik demokratik kurumlar ve bağımsız yargı, hem de federal sistem, böyle bir herifin tüm sınırları aşıp her şeyi yıkmasına izin vermeyecektir. Rusya gibi ayrıksı bir iki örneği bir yana bırakırsak, federal sistemde merkezi yönetimin ‘saldım çayıra mevlam kayıra’ üslubunu kabul ettirmesi o kadar kolay değil. Ayrıca bizden farklı olarak ABD’lilerde anayasalarına sahip çıkma eğilimi güçlü. Her neyse…

Salgın hastalık, Türkiye açısından tartışma konularının yalnızca ‘fonunu’ değiştirdi sanki. Aynı şeyleri, başka bir arka plan fotoğrafıyla konuşur haldeyiz. Çünkü iktidar kendisinden başka herhangi bir şeyin gündem olmasına izin vermiyor. Başımıza gelen bir salgın, bir deprem, bir göktaşı, bir kasırga olabilir; hiçbir önemi yok, öncelikle onları düşünüp konuşmalıyız. Zaten işin trajik yanı, AKP-MHP-Vatan Partisi ittifakını konuşmadığımız anlarda da ‘eski iktidar mensupları’ gündemi işgal ediyor! Hani şu, gemide oldukları sürece tüm saçmalıklara ‘Evet’ diyen, iner inmez fikir değiştiren ve tuhaf bir biçimde saygı bekleyen insanlar.

Fakat aynı zamanda, artık iktidar tribününden işitilen sözleri kendileri dışında pek ciddiye alan ya da duyan da kalmadı gibi. Hatta kendi seçmeni ne kadar dinliyor, işittiğini umursuyor mu, tartışılır. Yassıada’nın yeni halindeki (ki Ada’nın yeni görüntüsünün hem AKP hem de DP’ye çok yakıştığını düşünüyorum) tesis açılışında, Erdoğan’ın, 27 Mayıs darbesinin şahin kanadında yer alan Türkeş hakkındaki övücü ifadeleri, örneğin. Ancak, karşısında dinleyen ya da umursayan birileri olmadığı inancıyla sarf edilebilirdi, tüm eşikleri bir kez daha yerle bir eden o sözler.    

Hal böyleyken SPK ve seçim kanunundaki değişiklikleri, ‘demokratikleşme’ bağlamında tartışmaya değer bulacak bir muhalif olmadığını tahmin ediyorum. Ya da, ‘diliyorum’ diyelim! Umuyorum muhalefet, yalnızca ‘karşı çıkmayı’ yeterli görür.

Gündeme getirilen yasa değişiklikleri de, kuşkusuz öncekiler gibi, iktidarın her koşulda sürdürülebilmesini amaçlayacak. Çaresizlikten yapılıyor ve bana kalırsa nihayetinde hiçbir işe yaramayacak olması, kısa vadede demokrasi kırıntılarının da süpürülme ihtimali olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Peki, bu esnada muhalefet ne yapıyor?

Koşullar ne kadar ağır olursa olsun eleştiride makul olma ilkesini terk etmemekte ve her zaman olabildiğince sakin kalabilmekte yarar var. Hal böyleyken, anayasası askıya alınmış bir ülkede, anayasal sınırlar içinde ve türlü yoksunluklarla muhalefet yapmanın, insanlara dert anlatmanın kolay olmadığını kabul etmek mümkün.

Diğer yandan, her şeyin bu ölçüde altüst olduğu bir dönem muhalefete çok çeşitli yol ve araçlarla muhalefet etme fırsatları da sunabilir ve sunuyor. Herhangi bir zamanda anlamsız görülebilecek, ancak adalet ilkesinin tümüyle rafa kalktığı bir eşikte büyük siyasi değeri fark edilen, ‘karayolunda yürümek’ örneğinde olduğu gibi.

Ancak muhalefetin vaatlerinin değerinin olabilmesi, herhalde büyük ölçüde şikâyetlerinin gerekçelerini anlatabilmesiyle mümkün. Anayasanın askıya alınmasına tepki gösteriyorsanız, öncelikle o anayasaya değer verdiğinizi düşündürmelisiniz. Aksi takdirde, daha demokratik anayasa talebini dillendirmek anlamını yitirir.

Ben, hiçbir temsil yeteneği olmayan milyonlarca yurttaştan biri kimliğiyle, ciddiye alınmayan bir metin ve mevzuat düzeni üzerine daha fazla yazı kaleme almayı reddedersem, bu yalnızca benim sorunum olur. Ne var ki milyonlarca oy alan parti ve liderlerin böyle bir lüksü yok. Her hukuksuzluğu, artık önemi olsa da olmasa da gündeme getirmek ve tepki göstermek zorundalar.

Muhalefet partileri, CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi anayasal ilkelere sahip çıkmalı. Bu bir tercih değil. Ne yazık ki üç parti de anayasaya gerektiği gibi sahip çıkmıyor.

Bunun çeşitli nedenleri var tahmin ediyorum:

Öncelikle, Türkiye’de ‘temel ilkelere sadakat’ ile hareket etmek adetten değil. İkincisi, neyin temel ilke olması gerektiği yönünde bir uzlaşı yok. Üçüncüsü, rakip parti seçmeninin oyunu alma kaygısı, çoğu zaman her ilkeyi geri planda bırakıyor…

Ne demek istiyorum ‘temel ilkelere’ sadakat ile? Diyelim, Meral Akşener’in, parlamenter sistemi ‘kırmızı çizgi’ olarak dile getirmesi çok önemli. Buna mukabil partinin ‘temel ilkesi’ ifadesiyle adlandırılamaz. Daha çok, ‘konuşmaya başlama koşulu’ aslında. Dolayısıyla temel ilke yerine, belki ‘öncelik’ sözcüğünü tercih etmek doğru olur. Demokrasiye, hukuk devletine, güçler ayrılığına bağlılık açıklamaları için de aynı şey söylenebilir.

‘Bir ilkeye sadakat’ ile anlatmaya çalıştığım ise, çevresinden dolaşılamayacak, daha açık, daha öngörülebilir teminatların var olması. Pazarlık konusu olamayacak kabuller. Ayrıca söz konusu kabulün, gerekçesinin de anlaşılabilir ve tutarlı olması gerekir. İşte Türkiye siyasetinde fazlasıyla eksik olan ve muhalefetin de anayasanın temel ilkelerine sahip çıkmadığı izlenimi uyandıran olgu, söz konusu kabulün yokluğu.

Örneğin (yıllar öncesinin) üniversitedeki türban yasağına, demokrasilerde böyle bir saçmalık olamayacağı için karşı çıkabileceğiniz gibi, dinin gereklerini göz önünde bulundurarak da karşı çıkabilirsiniz. İki karşı çıkış, iki ayrı kabul gerektirir ve sonraki tüm tepkilerinizde belirleyici olur. Ya da, bir partinin kapatılmasına, parti kapatılmasının anti-demokratik bir önlem olduğu gerekçesiyle karşı çıkabileceğiniz gibi, salt o partinin yandaşı olmanız nedeniyle de karşı çıkabilirsiniz. Örnekler çoğaltılabilir…

İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin son haftalardaki bazı tepkileri, bunları bir kez daha düşündürdü doğrusu. Özellikle baroların, Diyanet’in başındaki kişinin açıklamalarına yönelik eleştirilerine verdikleri yanıtlar.

Öncelikle şunu söylemek isterim: Eğer kısa vadede demokrasinin ‘d’sini göreceksek, bunda hem Akşener’in, hem Karamollaoğlu’nun katkısı olacak. Dolayısıyla iki lider hakkında olabildiğince ağır ve süslü tepki sözcüklerine başvurmanın gereği olmadığı kanısındayım. Takdir edersiniz ki, eğer tenezzül etselerdi iktidar kayığında başköşede misafir edilirlerdi. Etmedilerse, kıymet bilmek gerek.

Her iki genel başkanın, Ankara Barosu’nun açıklamasına tepkisini anlayabilirim. Herkes baronun tercih ettiği cümleleri beğenmek zorunda değil. Ayrıca herkes, aynı dünya görüşünü paylaşmak zorunda da değil. Buna mukabil, bir devlet memuru olan Diyanet İşleri başkanının, Anayasa ve AİHM kararlarına külliyen aykırı ifadelerine tek bir eleştiri dahi getirmemelerini anlamak güç hakikaten. Diyanet’in, neden yaptığını anlayabileceğimiz diğer pek çok açıklamasına yönelik olarak da aynı şeyi söylemek mümkün.

Örnek çok, yazı uzamasın…

Diyeceğim; muhalefetin sadakat duyduğu anayasal temel ilkeler var mı, varsa bunlar nedir, anlamakta zorlanıyorum. Yoksa, anayasanın çöpe atılmış olmasından neden ve nasıl şikâyet ediyorlar? Eğer varsa, sahip çıkmak için ne bekliyorlar?  

Dinimizin buyruğu, değerlerimiz, dediler. Peki, kamusal alanda dinimizin hangi buyruğuna karşı çıkarlar? İnancın buyrukları ile anayasa-hukuk çakıştığında, tercihleri hangi yönde olur? Bir sınır var mı? İktidar pek yakında, başkaca buyrukları, kurumları ve dini ritüelleri de gündeme getirecek, buna kuşku yok. Zira ellerinde başka koz kalmadı. 

Muhalefet, ne olduğunda ‘Hayır’ diyebilecek? Çok açık bir soru: Hâkim inancın buyrukları mı, yoksa laik/seküler hukuk mu? Temel anayasal ilkelere sahip çıkılmayacaksa, Diyanet’in başındaki devlet memurunu dahi eleştirecek iki sözcükten çekinilecekse…

Temel anayasal ilkeler hiç bu kadar sahipsiz kalmamıştı.   

Bir uyarı: Yazıya son noktayı koyduktan sonra, Kuzguncuk’ta kiliseye saldıran tosunun adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını okudum. Muhalefet yapılmak isteneni herhalde benden/bizden daha iyi, daha açık görüyordur. Umuyorum. Diliyorum. Dua ediyorum. 

Peki muhalefet, Hrant Dink vakfının şu vahim açıklamasına sahip çıkıp bir iki cümle kurar mı?

Okuma önerisi: Daha çok hukukçular için. Anayasa hukukçusu Mert Duygun’un, cumhurbaşkanı kararnamelerine ilişkin AYM kararıyla ilgili yazısını buraya bırakıyorum.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
2.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
29.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
8.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
6.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
27.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
12.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
6.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
3.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
19.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefret…
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş!
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
27.03.2020
Anadolu irfanı, Anadolu’nun tam olarak neresinde?
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
29.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
15.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
10.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
13.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
6.12.2018
Narsisist siyasetçiler neden bu kadar cazip?
2.12.2018
Kavala ve Demirtaş’ı hiç sevmem, ama!
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive