Selami GÜREL

[email protected]



Bookmark and Share

Stalin ve Kürtler


31.12.2012 - Bu Yazı 4381 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yazının başlığını görenlerin ODTÜ’ye 3500 kişilik polis çıkarması, katilleri bir yıldır bulunmayan Roboski gibi konular ortada dururken “bu da nereden çıktı” diye düşünmeleri mümkün. Aslında “Kürt Tarihi” dergisini keyifle okurken “Sovyet Kürtlerinin 1937 – 38 Sürgünü” başlıklı yazıya rastlamasam, konu ülkemizin, Ortadoğu ve dünyanın gündeminde ön sıraları meşgul eden, yüz yıldır kimlik ve özgürlük mücadelesi veren Kürt halkı olmasaydı, böyle bir yazıyı kaleme almayı aklımdan geçirmeyecektim. Önce yazıdan uzunca bir alıntı.

“1930’lu yıllara gelindiğinde Sovyet topraklarında Hitler ve kapitalist virüs korkusu almış başını gidiyordu. Komünist Parti içindeki Zinovyev, Kamanev, Radek, Buharin gibi muhaliflerin Hitler ile yaptıkları gizli ittifakı itiraf etmeleri bu korkuları doğrulamıştı. Hele ordu içindeki en güvenilir general olan Tuhaçevskiy’in Hitler’e olan hayranlığını sık sık dile getirmesi (…)Sovyet yönetimini paranoyak hale getirdi. Tam da bu sırada sınır bölgelerinde yaşayan, Sovyet iktidarına itaat etmediği ve anti-komünist örgütlerle ilişkileri olduğu tespit edilen uluslara sürgün yolu gözüktü. Ermeniler, Türkler, Koreliler, Azeriler derken sıra Kürtlere geldi”(abç)

Alıntıya devam edelim.

“1937’de başlayan ve 1938’de devam eden sürgünler daha çok Azerbaycan ve Ermenistan Kürtlerini ihtiva etmekteydi. (…) Daha 1937 yılında Kürt aydınlarından Arab Şamilov, Sibirya’ya gönderildi. Heciye Cındi, Cerdoye Genco, Ahmet Mirazi, Cihangir Ağa ve Şamil Teymurov tutuklandı. Onları batılı devletler adına casusluk, milliyetçilik ve anti-sovyetizmle suçlamışlardı.

Yapacağım alıntılar bu kadar. Yazı “bir sabah uyandıklarında evleri askerlerle çevrilmiş, apar topar sürgüne gönderilen ailelerin dramlarını anlatarak” devam ediyor.

İnsan yazıyı okurken, “ bir halkın maruz kaldığı zulmü öğrenmek için yüz yıllık yalanları ve şu mantık tutarsızlıklarını okumak zorunda mıyım” diye düşünmeden edemiyor.

Neden öyle düşündüğümü ve yukarıdaki alıntıdan neler anlamak gerektiğini bir de kendi cümlelerimle ifade etmek istiyorum.

1-1930’lu yıllara gelindiğinde hepsi Ekim Devrimi esnasında, politbüro üyesi olan Zinovyev, Kamanev ve diğerleri Hitler ajanı olmuşlar. (1923’e kadar politbüroda bulunan üyelerden Lenin ve Stalin dışında hepsi “halkın düşmanı” unvanı aldı ve imha edildiler)

2-Sınır bölgelerinde yaşayan Kürtler, Ermeniler vb. uluslar da bu ihanetin içine girmişler.

3-“Çaresiz” kalan Stalin de onları tutuklamak, topluca sürgüne göndermek zorunda kalmış.

Yani yazar, “Stalin’i anlamak gerek” diyor.

Böyle bir yazı, Sovyetler Birliği çökmeden, arşivler açılmadan, dünyada önemli bir insan yığınının bu sistemi hala “ideal” bir sistem olarak görebildiği, bilgi eksikliğinin, ideolojik bulanıklıkların, tabuların dokunulmazlığının hakim olduğu 1989 öncesi kaleme alınmış olsaydı, belki çok şaşırtıcı olmazdı. Oysa yıl 2013…

Açık ki Stalinizmi böyle kısa bir yazının içinde anlatmaya kalkmak mümkün değil. Ben sadece konu ile doğrudan ilişkisi olan birkaç noktaya dikkat çekip noktalamak istiyorum.

Lenin’in ağır hastalık döneminde, ömrünün son zamanlarında Stalin ile anlaşmazlığa düştüğü ve en önem verdiği, konu egemen ulus şovenizmi idi. Stalin içinse tüm ulusları merkezi olarak kontrol altına almak gerekliyken, Lenin tüm ulusların merkezi bir aygıt tarafından kontrol edildiği bir sisteme karşıydı. Hasta yatağında iken şöyle diyordu: “Birleşik bir aygıta ihtiyacımız olduğu söyleniyor. Nereden geliyor bu iddialar? Bunların geldiği yer Çarlık’tan ödünç aldığımız ve hafifçe Sovyet yağına buladığımız aynı rus devlet aygıtı değil mi? Bu aygıt bize tümüyle yabancıdır” Aynı günlerde, Stalin’in sağ kolu Ordhonikidze’nin bu tartışmalarda bir Gürcistan Merkez Komitesi üyesini tokatlamasını duyduğunda Kamanev’e, “Yoldaş Kamanev egemen ulus şovenizmine karşı ölümüne bir savaş açıyorum. Hastalığımdan kurtulur kurtulmaz onu bütün sağlıklı dişlerimle yiyeceğim” diye yazmıştı. 24 Aralık 1922’de kongreye yazdığı mektupta da, “Stalin’in genel sekreterlik makamından uzaklaştırılmasını” önerecek ama ömrü buna yetmeyecekti. Stalin ise adım adım hem partiyi hem de tüm ulusları merkezi bir aparatın denetimine alacaktı.

Bu denetim esnasında neler oldu peki? Kısaca, önce Lenin katıldığı son kongre olan 11. Kongrede MK’ye seçilen 26 üyenin 18’i, 1924’e kadarki tüm halk komiserlerinin %75’i, 1934’teki Muzafferler Kongresinde seçilen 139 MK üyesinin 98’i, aynı kongreye katılan 1961 delegenin 1108’i idam edildi. 1936 ya gelindiğinde Politbüro üyesi Kirov’un Stalin’den fazla oy almasıyla Nikolayev isimli bir “öğrenci” tarafından öldürüldü. Kirov’un öldürülmesinden sonra korkunç bir temizlik harekatına başlanıp tüm muhalifler imha edildi. Gulag denilen toplama kamplarına en iyimser rakamlarla on milyon insan dolduruldu. Tüm Sovyetler Birliği, parti bürokratlarının ve askerlerin yönettiği bir cezaevine dönüştü.

Son söz üzerine: Biz halkların sürgünün ne anlama geldiğini 1915 yılında Türkiye Ermenilerinin, 1919-1921 de Karadeniz Rumlarının, 1938 de Dersim Kürtlerinin başına gelenlerden çok iyi biliyoruz. Talat Paşaları da, Topal Osmanları da, tüm İttihat Terakkicileri de, tek partili cumhuriyetimizin marifetlerini de, GPU’yu da, Stalin’i de tarih hak ettiği yere çoktan yerleştirdi. Eğer bir coğrafyada tüm muhalifler imha ediliyor, halklar sürgüne gönderiliyor, bir işçi 300 ruble maaş alırken parti ve işletme yöneticileri on bin ruble alıyorsa o sistemin adı açıktır. O tarihin kara bir sayfasıdır ve özgürlük adına o sistemden öğrenilecek hiçbir şey yoktur.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
28.7.2015
Çok yorulduk Savaştan… Artık Barış, hemen Barış
23.7.2015
Zulme karşı sessiz kalmak zulme ortak olmaktır
8.7.2015
Yunanistan halkının direnişi ve militarizm
16.6.2015
Seçim sonuçları: Barış cephesi çok daha güçlü
2.6.2015
Toplumsal temsiliyet toplumsal barışın anahtarıdır
22.5.2015
Adalara Gel
9.5.2015
Önemsiz bir yazı
30.4.2015
Söz Alida'da...
26.4.2015
Sivil toplum kazandı, halkların duyarlılığı kazandı
19.4.2015
Ağrı'dan 7 Haziran'a
12.4.2015
Asla siz kazanamayacaksınız
04.03.2015
“Kafası karışık” bazı solculara
08.01.2015
Demokrasi görevi, bu seçimle HDP’yi demokratik muhalefetin merkezi yapmaktır
29.12.2014
Hilal Kaplan “Yargıtay…” deyince Doğan Akhanlı’yı anımsadım
17.12.2014
AKP'ye demokratik muhalefet
22.11.2014
Sözü olan iktidara söylemeli
03.11.2014
Bir anı ve barış süreci
17.10.2014
Rojava: Kobane Kürtlerinin büyük ‘günahı’!
05.10.2014
Romantizm ha!
02.10.2014
Kobane, Egemenler ve Aydınlar
20.09.2014
Kobane çökerse Barış Süreci de çökebilir
1.09.2014
Yüz yıllık ölü toprağı
19.08.2014
Esas yenilik…
29.07.2014
Cemaat’in siyasi olarak tasfiyesi hayırlıdır
14.07.2014
Sınırın iki tarafında da direnmeden barış yok
02.07.2014
Çerçeve yasası ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine
09.06.2014
Sürecin dili ve sorumlulukları
28.05.2014
27 Mayıs darbesi ve darbeler üzerine
17.05.2014
Neo Liberalizmin son vahşeti Soma katliamında biz de suçluyuz
28.04.2014
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
16.04.2014
Bir saatte 529 idam kararı verilmediyse, Kürtlere borçluyuz
28.03.2014
Yeşeren demokrasi ağacının suyunu kesmeyin. Oylar HDP’ye
10.03.2014
Cin şişeden çıktı
27.02.2014
Siz susun !
20.02.2014
Günün görevi, Gezi ruhuyla demokratik barış ruhunu birleştirmektir
29.01.2014
Hrant’a söz vereli daha on gün bile olmadı
18.01.2014
Sürece yalın bakmak
08.01.2014
Bu topraklar hamile, cennet de doğurabilir cehennem de
31.12.2013
Kısaca benim gözümden Doğan Tarkan
22.12.2013
Kirlilik ve arınma üzerine
14.12.2013
"Demokrasisiz" cemaat ve hükumet kapışması
18.11.2013
Diyarbakır buluşması üzerine
10.11.2013
Savaş Ay’ın ölümünü duyunca…
02.10.2013
Eski sol, eski hatalar ve Oral Çalışlar.
18.09.2013
Rojava Kürtleri mazlum değil mi?
05.09.2013
Darbeciler ve seçilmiş Hükumetler arasındaki fark
06.08.2013
BU SÜRECİN ŞAŞKINLARI
24.07.2013
Bir hukuk skandalı ve Doğan Akhanlı üzerine
09.07.2013
Şimdi, “tüm darbecilerin canı cehenneme” deme zamanıdır
27.06.2013
İdeolojik yarılmanın yüzeye çıkışı: “Ayak Takımı” ya da “Çapulcular”
22.06.2013
Gezi direnişi ve iki demokrasi anlayışı
18.06.2013
Sekterlik, ikamecilik ve Gezi Dersleri
07.06.2013
Hep beraber ; “Gezi’me dokunma, özgürlüğüme dokunma, BARIŞA EVET” deme zamanı
03.06.2013
Bir dönemin sonu… Artık söz bizde…
19.05.2013
Reyhanlı katliamı ve ırkçılık
05.05.2013
Taraf’a dair kafamdaki sorular.
21.04.2013
CHP “yenilikçilerine”: Tarihe çok kötü geçecek adınız
09.04.2013
“Barıştan yanayım, ama” diyenler, bari susun…
06.01.2013
Barış Heyecanı
31.12.2012
Stalin ve Kürtler
18.12.2012
Ahmet Altan ve Taraf
17.11.2012
İdama doymadınız mı?
06.11.2012
Zalimi anlamak (mı)
17.09.2012
Eylül ayı gerer beni
08.05.2012
İnsaf be Yıldıray Oğur !
03.05.2012
1 Mayıs 1977 de ne oldu?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive